Blog

Baski ve sindirme politikalarinda sona dogru yaklasiyoruz !!!

Degerli Arkadaslar

Ekonomik alanda en onemli radikal reformlari 50 yillik hayatimda 5. Kasim. 1983’de yasamistim, Radikal kararlari yapanlari bugun minnetle aniyorum.

Sn,Kenan evren Banker krizindeki tum riski kumar oynayan halka degil, hazineye yukledi, buna itiraz edenler, 15. Temmuz.1982’de ekip olarak istifa ettiler sonra ANAP’i kurdular, bunyelerindeki cekirdek kadro , yillardir proje uretiyorlar , siyasilere verdiklerinde cogu red ediliyor veya onlarin istedigi gibi uygulanmiyordu , ancak allah onlara kendi projelerini uygulamayi nasip etti, onlarda bugun bu ulkede Ekonomik alanin isimli kahramanlari olarak tarihe gectiler..

Turgut Ozal-Kaya erdem- Ekrem pakdemirli – Husnu Dogan ve Arkadaslari bu ulkede Serbest pazar ekonomisine girisin tarihini yazdilar..

O ekonomik reformlar bizi ekonomi alaninda kabuk degistirip, apayri yerlere tasidi..Bugun gelinen ekonomik gelismenin temeli burada atilmistir.

O donemde Cumhurbaskanligi yetkileri ile tek basina bir Muhalefet partisi gibi Cankaya’da olan sn, Kenan Evren gerek Anayasa mahkemesine gerek yargiya gerekse Ihtilal doneminde burokrasiye yerlestirdigi kadrolari ile hukumetin ekonomik politikalarina muhalefet partisi gibi engel olmasa ulke cok daha farkli yerlerde olabilirdi , ekonomik alanda devrimler yapan o gunku iktidar ne yazikki, ekonomik alanda aldiklari radikal kararlarin yaninda Yargi bagimsizligi , Medya bagimsizligi, denetim bagimsizliginin pesinde olmadiklari icinde kendi partileride yok olup gitmek durumunda kaldi..

Bu buyuyen ekonomide mal beyanlarinda gizlilik getirdiler, servet beyani uygulamasini kaldirdilar,kendi zenginini kendi medyasini , kendi hakimini yarattilar ancak muhurun halkin elinde oldugunu unuttular..

Iste biz Liberal ekonomiye gecerken , Liberal ekonominin birinci ayagi serbestligi sagladik ama denetim olmadigi icinde gelir dagilimindaki dengeyi saglayamadigimiz icin , ulkede huzuru sokaga yansitamadik..
Devrinde kendi medyasi, kendi yargisi , kendi zenginleri ile saksaklanan bu insanlar ne yazikki yok olup gittiler ama serbest pazar ekonomisine gecerek ulkeye buyuk yarar sagladilar..

Bugunde goruyorsunuz Dunyanin en buyuk kalkinmayi saglayan ulkelerin basinda geliyoruz ama bunu tabana yayamiyoruz.

Iste tabana yayilmayan refahin ana nedeni denetimin ehil ve bagimsiz olmadigi gibi , saydamliga gecilmemis olmasi, liberal ekonominin iki ayagindan birini cok iyi uyguluyoruz , serbest birakiyoruz ama denetliyemiyoruz..

Simdi artik onumuzde yapilmasi gereken asli Radikal reformlar kaldi ;

Demokrasiye gecmek, saydamligi saglamak, yargi bagimsizligi, denetimin bagimsizligi ve medya bagimsizli meclisin en onemli sorunu olarak bekliyor.

1983’deki ekip icin Iktidar olmak inanin bir hayaldi.. Ancak halka yaklastilar , halkin partisi oldular ve sonucta halk onlari secti , ekonomik alanda bugun ulkenin geldigi yerin devrimlerini gerceklestirdiler, bizi ekonomik alanda ucuncu ligten birinci lige cikardilar , son sekiz yildaki iktidarda birinci lig olan G20 lerde tatmin olmuyor ve G7 ler icin mucadele ediyor.. Onlarda ekonomik kalkinmayi yapabilselerde diger asli reformlarda ne yazikki sinifta kaldilar..

Geldigimiz yerde Halk olayin ozunu okuyabilirse,ulkemizde ;

Demokrasinin , saydamligin , yargi bagimsizliginin iktidar olmamasi icin hic bir sebep kalmamistir.. Bunla mucade etmenin yolu , siyasi katilimdir,
proje uretmek ve siyasetin icinde yer almaktir..

O yuzden artik bu koklu reformlarin konusulmasi ve projelerinin olusturulmasi zamani gelmistir.. Anap’in refomlari tamamlayamadan kapanmasi bu ulkede iki buyuk ekonomik krize neden olmustur , o yuzden gecmisten hem siyasilerin hemde halkin almasi gereken dersleri vardir…

Koklu reformlari konusmama luxumuz yok ve bunlarin hic biri hayal degildir, eger korkacak birileri varsa , artik iktidarlarin ve meclisteki partilerin korkmasi lazim. Onlar bu degisime ayak uydurup , radikal reformlari yapabilmeleri icin halktan boyle bir talebin gelmesi gerekir.

Iktidarlar artik bu ulkenin gucunu gordu, Turkiye insani kesinlikle yuzunun Muassir medeniyetler oldugunu bir kere daha ispat etti, diger fikirler artik bu ulkede yesermez, yesermiyecegini gordukleri icinde son bir gayret baski ve sindirme operasyonlarina biraz daha devam edecekler ama nereye kadar.

Cin siseden cikti bir kere , Artik Demokrasi-saydamlik bu ulkeye ama oyle ama boyle gelecektir. Bunu gerceklestirecek olanda halkin kendisidir….

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Haberal, Ozkan ve Balbay icerdeyken , yilbasi guzel olabilirmi ?

Emre kongar diyorki ;

***

Ben bu yılbaşında, hayatım boyunca aldığım armağanlar arasında çok seçkin ve unutulmayacak bir yere sahip olan iki armağan birden aldım…

Ve ne yazık ki buna karşın yılbaşı sevincini yaşayamadım…

Çünkü yılbaşım “zehir oldu”!

***

Birinci armağan bir çiçek demetiydi.

Çok güzel düzenlenmiş, çeşitli çiçeklerden oluşan bir demet.

Çocukluğumun önemli bir bölümünü doğayla iç içe geçirmiş olmama karşın, çiçeklerin isimlerini pek bilmem.

Zarif bir vazodaki çiçeklerin neler olduğunu Yılmaz Özdil’in dün Hürriyet’te çıkan yazısından öğrendim:

Pembe antoryumlar…

Sarı lilyumlar…

Kırmızı gerberalar…

Beyaz lisyastüsler.

Bana gelen çiçek demeti, Özdil’e de aynı kişi tarafından yollanmıştı:

Tutuklu yargılandığı için dört duvar arasında çile dolduran, Türkiye’nin medarı iftiharı, yüzlerce hayat kurtarmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, organ nakli öncümüz, dünya çapındaki cerrahımız, Prof. Dr. Mehmet Haberal.

Haberal yine ön almış, bizim ona yollamamız gereken “özür çiçeklerini”, o bize “yılbaşı çiçekleri” olarak göndermişti.

Ben onları “Acı çiçekleri” olarak algıladım.

Haberal ve onun gibi dört duvar arasındakilerin trajedisi karşısında dışarda olan bizlerin düştüğü çaresiz durum, bu yılbaşı armağanının yaratması gereken sevinci aldı götürdü…

Büyük bir utanca ve acıya dönüştürdü!

***

İkinci büyük armağanı Yılmaz Özdil’den aldım.

“Yılbaşı” başlıklı dünkü makalesinde, benim bir yazımdaki anımın “hafızasına mıh gibi çakıldığını” belirtiyordu.

Yılmaz Özdil gibi, gazetedeki ve televizyondaki sorumluluklarından dolayı her gün ülke ve dünya gündemindeki binlerce haberi radarıyla tarayan, aralarından önemli olanları seçen, bültenler hazırlayan, köşe yazıları yazan ve yaptığı bütün işler toplumda ses getiren bir gazeteci-yazarın “hafızasına mıh gibi çakılan” bir anı kaleme alabilmiş olmak…

Yayımlanmasının üzerinden çok uzun bir zaman geçtikten sonra bile bunun çok anlamlı bir yazıda çarpıcı bir biçimde kullanıldığını görmek…

Ve bunun Prof. Mehmet Haberal hakkında olması…

Bana hayatım boyunca verilmiş olan en anlamlı armağanlardan biriydi.

Tabii armağanın asıl sahibi ben değildim…

Prof. Mehmet Haberal’dı…

Ben de bu armağanı Haberal ile paylaştığım için onur duymuştum…

Ama bu büyük armağana da sevinemedim…

“Hayatı zindan etmek”…

“Yılbaşını zehir etmek”…

Gibi deyimlerin anlamını daha iyi duyumsayarak giriyorum yeni yıla!

Yılmaz Özdil’in dünkü yazısı mutlaka okunmalı, kesilip saklanmalıdır:

“Minnettar olunması gereken insan içerdeyken, ruhu prangalı olan bizler dışarda mıyız sahiden?” diye soruyordu yazıyı bitirirken!

Sabah hanima bu yilbasinda icimde buruk bir aci var, Silivridekileri dusunuyorum dedim, oda cok uzuldu ama hayatin icinde bunlar var dedi..

Bilmem hic yilbasini icerde gecirdinizmi ben hakime hakaretten ihtilal doneminde 28 gun hapiste kaldim, tamda yilbasina rastladi ve bir yilbasini icerde yasadim , cocuklarim ve esimden ayri kaldigim tek yilbasidir o , hurriyeti, ailemi , insanlari, havayi , suyu ve sukretmeyi ben o 28 gunde ogrendim, benim umudum vardi, ilk durusmada bilemedin ikinci durusmada cikacaktim orada hic umudu olmayan , idamlik, muebbet hapislik insanlarla tanistim , bana onlarla gorusme diye ozel uyaranlar olmasina ragmen ben onlarin gozunden yureklerine inebilmeyi yakaladim, her sucluyu kazirsan icinden insan cikarlar demislerdi..

Ne yazikki bugun disarda kaziyipta icinde insani yakalayacagimiz cok insan varken , bu insanlarin durumu tabiki beni uzuyor..

Simdi yilbasi yemegine oradan disariya gidecegim ama icim hep buruk olacak ve onlari dusunecegim..

Allah kurtarsin diyorum….

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Orlando FL
31. Aralik. 2010 saat 6.50 PM

“Ulucanlar-Silivri ” ve “Bu ne perhiz bu ne lahana tursusu “

Degerli Arkadaslar,

Gecmiste Alkatraz cezaevini gezerken basim agrimis ,midem bulanmisti… Ama ona ragmen oranin muze olarak halka acilmasi cok anlamliydi, neden bizim ulkemizdede gecmisimizle yuzlesmekten korkariz neden eski cezaevlerini muze yapmayiz diye dusunurdum ama goruyorumki bugun Ulucanlar cezaevini muze yapiyorlar , demekki bizde gecmisimizle yuzlesmekten artik korkmuyoruz.. Bu mukemmel bir gelismedir, yapanlari ve hukumeti cok takdir etmek ve alkislamak gerekir..

Gecmisi gozler onune sererek insanlari sadece fikirlerini soyledi diye nasil hurriyetlerinden mahkum ettigimizi bazilarini nasil astigimizi gormek acisindan anlamli..

Bunlar olumlu ancak bugune bakiyorum , silivri’de gene insanlari fikirlerinden dolayi icerde tutuyoruz, CMUK tutuksuz yargilanmayi saglayacak ceza kanunlarindaki degisiklikleri yapmasina ragmen ehil olmayan ve hukuk nosyonu olmayan savci ve hakimlerimiz en kolay yolu tercih ediyor, insanlari hemen iceriye aliyor..

Siyasi irade bunlari birakin diyecek hali yok , ama devam eden dava ile ilgili gorus bildirmek yasal olmamasina ragmen onlarda bu uygulamalardan rahatsiz olduklarini alenen soyluyorlar daha ne yapsinlarki.. !!!

Dogru ve guvenli yargilamanin en onemli ogesi ,” hukuk egitimi ” , yarginin bagimsizliginda tabiki yarginin siyasi iradeye bagimli olmamasi , mufettislerin siyasi iradenin emrinde olmamasi gerekir , bunlar yargi bagimsizligi icin onemli , ancak ehil ve beyninde bagimsiz olan bir hakime karsi siyasi iradenin baski kurmasi o kadar kolay degil ..Ki siyasi irade mucadele etmiyor ustelik yarginin gecikmesi siyasi iradeye bile zarar veriyor..

Ancak o makamlara tayin yoluyla atanmis yargiclar icin onu oraya atayan iradeler sanki bu kisilerin icerde olmasini ister gibi bir davranisa giriyor, bugun Ulucanlari muze yapiyoruz, bu mukemmel gelisme ancak Silivride hala dusunce sucundan insanlari icerde tutuyoruz..

Insanin en dogal hakki olan hurriyet hakkini ve ailesi ile yasama hakkini ellerinden aliyoruz..

Bende bu yuzden soruyorum..
Bu ne perhiz bu ne lahana tursusu..?

Sevgi ,saygi ve selam ile

Mujdat guler

Kararsiz politikalar 2011 yilina girerken krizi derinlestiriyor…!!

Degerli Arkadaslar,

Amerikan ekonomi emlak sektorunun ustune oturmustu , Konut sektoru hem issizlik hemde uretim sorunlarina cozum getiriyordu ve piyasalarda yaratilan muspet ortam ile konut fiyatlari arttikca muteahhitler daha cok uretiyor ve daha cok satiyordu , ev sahipleri de fiyat artışları oranında krediler kullandilar ve bu kaynaklari tuketimde ve islerinde isletme sermayesi olarak kullandilar , araba saticilari, mobilya ureticileri , alisveris merkezleri ve turizmcilerin yuzu guldu..
Sonra Amerika’daki konut fiyatları çöktü ve beraberinde İrlanda, İspanya gibi ülkelerin emlak sektörü inişe geçti. Finansman damarlarından biri böylece tıkandı. Ev sahipleri artık borç alamayınca harcamalarını kestiler. İşten çıkarmalar başladı.

2006 sonundan itibaren 2010 yilina kadar bu sorun 48 aydir amerika’yi bu hale getirdi , Emlak ve borsaya güveni kalmayan yatırımcılar devlet tahvillerine hücum etti ve faiz oranlarının aşırı düşük kalmasına yol açtı.

Sorunun dogdugu yer konut fiyatlarinin degerlerinin cok altina dusmesidir. Buna ragmen hukumet kriz ekonomisinden yararlanan , krizi firsata donduren yatirimcilari desteklemek istermis gibi icra satislarina gereken mudahaleyi yapmayarak emlak fiyatlarinin dahada asagiya dusmesine musade ediyor, radikal ekonomik tedbirleri almakta kararsiz kaliyor, kararsız politikalar krizi derinleştirmeye devam ediyor..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Milli gorus , Erbakan ….. ( 1 )

Degerli Arkadaslar

Milli gorusu ve Erbakan’la ilgili biz yazi dizisi yapabilmek icin once sn, Erbakan’in gecmisine bakmak gerekiyor..

Necmettin Erbakan, (d. 29 Ekim 1926, Sinop). Türkiye Cumhuriyeti’nin eski milletvekili ve başbakanı. Mühendis, akademisyen, siyasetçi.

İlk öğrenimine Kayseri’de başlamasına karşın babasının tayin olması dolayısıyla Trabzon’da tamamladı. İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirdi . Üniversiteye sınavsız girişi hak kazanmıştı ancak. Sınava girmeyi tercih etti ve birinci sınıftan değil ikinci sınıftan öğrenime başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden 1948 yılında mezun oldu. Teknik üniversitedeki sınıf arkadaşları arasında Süleyman Demirel ve Turgut Özal da vardı. Fakülte’ye 2. sınıftan başlamıştı. Aynı yıl aynı yerde “Motorlar Kürsüsü”nde Asistan oldu.(1948-1951)

Üniversite tarafından 1951’de gönderildiği Almanya’da Reinisch Westfalische Technische Hochschule Aachen: RWTH Aachen (Aachen Teknik Üniversitesi)’da doktorasını yaptı. Alman Ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman Üniversiteleri’nde doktorasını verdi, 1953’de Doçentlik sınavını vermek üzere İstanbul’a döndü. 27 yaşında 1954’de İTÜ’de Doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere tekrar Federal Almanya’nın Deutz fabrikalarına gitti. Leopard tanklarını geliştirme çalışmasında araştırma başmühendisi olarak görev aldı (1951-54). Mayıs 1954-55 arasında askerlik yaptı. Tekrar Üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor’u kurdu ve Motor üretimini gerçekleştirdi. 1965’te Profesör unvanlarını aldı. 1967’de TOBB Genel Sekreterliği’ne seçildi. Aynı yıl Nermin Erbakan’la (1943-2005) evlendi.

1969’da Adalet Partisi’nden milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için,Konya’dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili seçildi. 1970’de Milli Nizam Partisi’ni kurdu, ancak parti kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 11 Ekim 1973’de MNP kadrosuyla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1974-1978 döneminde üç ayrı kaolisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi 48 milletvekili çıkardı.Bu dönemde, Kıbrıs Harekâtı’nın yapılmasını savundu, harekattan sonra adanın tamamının ele geçirilmesini savundu. Fakat Ecevit bu görüşte değildi. 17 Kasım 1974’de hükümet dağıldı.Daha sonra 1977 seçimlerinde Milli Selamet Partisi yarı yarıya oy kaybederek 24 milletvekili çıkardı.

6 Eylül 1980’de partisi Konya ‘da Kudüs Mitingi düzenledi.Sonraları 12 Eylül’ü yapan generallar bu mitingin 12 Eylül Askeri müdahalesi’nin sebeplerinden birisi olduğu söylenmiştir.

12 Eylül’de bir süre İzmir Uzunada’da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980’de 21 MSP yöneticisiyle birlikte ‘MSP’yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak ‘ suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981’de serbest bırakıldı ve beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 1987’de halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 19 Temmuz 1983’te kurulan Refah Partisi’ne daha sonra genel başkan seçildi. 1991 seçimlerinde Konya’dan milletvekili oldu.

Refah Partisi 1995 seçimlerinde 158 milletvekili ile birinci parti oldu. DYP-ANAP koalisyonu başarısız olunca DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde 28 Haziran 1996’da başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükümeti Başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası bir yıllık dönemde Türkiye ekonomisi %7.5 oranında büyümüş ve Türkiye’nin GSMH’si Dünya toplamının binde 11.96’sınden binde 12.37’sine yükselmiştir.[1] Yaptığı çeşitli reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması ve gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini biraya getiren D8 oluşumu gösterilebilir. 28 Subat olaylari ile post modern darbe ile savastigi Faiz cetesi tarafindan belli guclere tasaronluk gorevi verileren uzaklastirilmak istendi ancak genede muaffak olamayan bu gucler sonucta , ezeli rakibi olan yukardada goruldugu gibi partisine onu almayan sinif arkadasi sn. Suleyman demirel Cumhurbaskani iken , kural geregi sn, Erbakan’nin koalisyon ortagi olan sn, Ciller’e basbakanligi birakmasi gerekiyordu ve o arada bir anda sn, Demirel hukumeti kurma gorevini sn. Yilmaz’a verdi ve sonrasindada Turkiye cok agir ekonomik ve siyasal darbelerle karsi karsiya kaldi…

21 Mayıs 1997’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, RP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve RP kapatıldı. Kurucusu olduğu Milli Görüş Hareketi’nin 2001 yilinda dagilmasi ile partinin birinci parti olmasi icin “Ampul ” olayini bir onceki secimlerde iyi kullananlar , yarginin islemedigini ,adaletsizlikleri iyi isleyen halki iyi taniyanlar , Ozal gibi genis tabanli bir siyaset uygulayarak Merkez sag partisini kurdular halkin cogunlugunu kucakladilar.

Bugunluk bu kadar yeter, kafalari fazla karistirmadan sonradan devam edecegiz…

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Demokrasimizi ucuncu kumeden alip , birincli lige nasil tasiyabiliriz ?

Degerli Arkadaslar,

2006 yilindan buna yana The Economist dergisinin her yil yaptigi arastirmada bu yilda “2010 Yili Demokrasi Endeksi” yayinlandi..

Demokrasileri uzmanlar..

Tam demokrasiler.
Kusurlu demokrasiler.
Melez rejimler.
Otoriter rejimler.


olarak dort grupta inceliyor..

Demokrasinin tarihi cok yeni 1776 dan bu yana demokrasi ruzgari dunya ustunde dolasiyorsada henuz Tam demokrasiye gecmis ulke yok ama bu yolda buyuk gelismeler olduguda bir gercek..

Mevcut duruma gore demokrasiye en yakin olanlara “Tam demokrasi ” demisler bizide “Melez rejimler” arasina sokmuslar.. Melez rejimleride soyle acmislar..

1) Seçimler genellikle özgür ve adil degildir.
2) Genellikle muhalefet partileri ve adaylar üzerinde iktidar baskisi vardir..
3) Siyasal kültür, hükümetin fonksiyonlari, siyasal katilim konusundaki ciddi eksikler vardir..
4) Hukuk devleti zayiftir.
5) Sivil toplum zayiftir.
6) Tipik olarak gazeteciler üzerinde baski vardir.
7) Adalet bagimsiz degildir.


***

Kapsanan 167 devletin dagilimi ise söyle:

1) Tam demokrasiler: 26.
2) Kusurlu demokrasiler: 53.
3) Melez rejimler: 33.
4) Otoriter rejimler: 55.

Arastirmaya göre dünya nüfusunun sadece yüzde 12.3’ü “Tam demokratik” rejimlerde yasiyor.

Yüzde 36.5 ise “Otoriter rejimlerde”.
“Kusurlu demokrasilerde” yasayanlar yüzde 37.2.
Yüzde 14 de “Melez rejimlere” sahip.

***
Türkiye “Melez rejimler” kategorisi içinde.
Banglades, Arnavutluk, Malawi, Lübnan, Honduras gibi ülkelerden bile sonra geliyor.
167 ülke arasinda, 5.73 puanla 89’uncu sirada.
2008’de ise 87’nci sirada oldugunu dusunurken , ucuncu kumede oldugumuz ligtede , ikinci kumeye gecmek icin cabalamak yerine dahada asagiya gittigimizi gormek sonucta onemli bir aksakligimiz olarak goze carpiyor.

Demokratik acilimlar,anayasa degisiklikleri insan haklari konusunda cok ileriye gittik demek , denetimin-yarginin -siyasetin -medyanin bagimsiz olmadigi ulkemizde cok kolay ama rakamlara bakildiginda durum hicte ic acici degil dogrusu ekonomik alanlarda basarilar elde eden hukumetin, demokrasi ile ilgili onemli radikal reformlari yapmasi gerekmektedir..

Bir an icin Tarafli yargi , medya ve denetim siyasi partilerin onunde buyuk bir engel olmussada bunlari yanli hale getirme cabalari , kesin cozumlere gitmek yerine Ucuncu kumede bizi daha asagilara tasimistir, once ikinci kumeye sonrada birinci lige cikmanin yolu anayasayi sivil anayasa yaparak , siyasi partiler kanununu degistirip sirasi ile

a. Siyasi partileri lider sultasindan,kayit disi kaynaklardan,
b. yargi ve denetimi ehil ve bagimsiz yaparak siyasetciden,
c. medyayida kayit disi paradan ve siyasi baskilardan

kurtarmakla mumkun olabilecektir, bunu yapabilmek icinde egitim kaltesini artirabilirsek , sivil toplum anlayisini gelistirebilirsek, halka neden buradayiz, buradan nasil cikarizi ogretebilirsek,  orta vadede neticeye gideriz, bugunku durumda “Tam demokrasi” biraz hayal gibi duruyor.

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

International Home Buying Activity

NAR’s 2010 Profile of International Home Buying Activity cites the strength of the dollar, value and desirability of U.S. real estate as the chief factors making U.S properties increasingly attractive to international buyers. Between April 2009 and March 31, 2010, $66 billion of residential property, amounting to 7 percent of the total U.S. residential market, was sold to foreign nationals, recent immigrants and temporary visa holders. More than a quarter of REALTORS® – 28 percent – reported working with at least one international client in the past year, up from 23 percent in 2008.

 The median price paid by foreign buyers ($219,400) is higher than the national median price. Fifty-five percent of foreign buyers paid cash compared to about 8 percent of domestic buyers, according to NAR’s study.

Buyers from 53 different countries around the world bought residential property in the U.S last year. The leading sources of buyers were Canada, Mexico, the U.K. China, Germany and France. The top sources of international visitors to Realtor.com are Canada, the U.K., Germany, Australia, Japan and Mexico.

ABOUT MOVE, INC.

Move, Inc. (NASDAQ:MOVE) is the leader in online real estate with 12.29 million monthly visitors to its online network of websites. Move, Inc. operates: Move.com, a leading destination for information on new homes and rental listings, moving, home and garden and home finance; REALTOR.com®, the official website of the National Association of REALTORS®; Moving.com; SeniorHousingNet; ListHub, and TOP PRODUCER Systems. Move, Inc. is based in Campbell, California.

ABOUT REALTOR.COM®

Realtor.com®, where the world shops for real estate online, is operated by Move, Inc., (NASDAQ:MOVE) and is the official website of the National Association of REALTORS®. Ranked as the #1 homes-for-sale site, Realtor.com® currently offers potential home buyers access to over four million property listings, as well as the most brokers and agents. It also provides REALTORS® and the home sellers they represent with the Internet’s largest real estate marketplace, reaching more than 10.0 million1 consumers in October 2010. Agents and companies have the power to customize Realtor.com® resources to maximize their brand and productivity.

ABD üretmeyince borçlanıyor

ABD üretmeyince borçlanıyor
22 Kasım 2010

Japonlar tarafından hazırlanan “Amerikalılar ile alay etmek için hazırlanmış” kısa bir filmi CNBC-e’de izledim. Bir Japon Hoca, Japonları toplamış. Onlara anlatıyor: “Büyük ülkeler neden başarısız oldu? Eski Yunan, Roma İmparatorlukları, üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu ve şimdi de Amerikan İmparatorluğu? Onlar, kendilerini büyük yapan faktörün üretim olduğunu unutarak, aynı hatayı yaptılar.
ABD ‘Büyük resesyon’dan çıkmak için önce piyasaya para akıttı. Sektörlere büyük paralarla destek verildi. Sağlık sisteminde yapılan değişikliklerle harcamalar artırıldı. Ardından para toplamak için vergiler artırıldı. Özel sektör kuruluşlarına el konuldu. Ülkede üretim artacak yerde, ülkenin borçları arttı. Şimdi bize borçlular. Bundan sonra kendileri için değil, bizim için çalışacaklar.”
Bu filmin, FED’in (Amerikan Merkez Bankası’nın) ekonomiyi canlandırmak ümidi ile piyasaya 600 milyar dolar daha sürme kararını almasından önce mi, sonra mı hazırlanmış olduğunu bilemiyorum ama, verilen mesaj düşündürücü.

Borç 10 trilyon dolar
ABD hazinesi doları basıp basıp piyasaya sürüyor? Bu dolarlar nereye gidiyor? ABD’nin borçları ne kadar?
Özet olarak ABD ekonomisi hakkında bilgi vereyim:
– ABD’nin milli geliri (GSYH) 2010 yılın için 14.7 trilyon dolar, 2011 yılı için 15.5 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.
– ABD’nin bütçe geliri 2010 yılı için 2.1 trilyon dolar, 2011 yılı için 2.5 trilyon dolar. Bütçe gideri 2010 yılı için 3.7 trilyon dolar,2011 yılı için 3.8 triyon dolar.
– Bütçe açığı 2010 yılı için 1.5 trilyon dolar. 2011 yılı için 1.2 trilyon dolar.
– Bütçe açığının milli gelire oranı 2010 yılında yüzde 10.6 oranında, 2011 yılında yüzde 8.3 oranında olacak.
– Bütçe açığını finanse etmek için borçlanmaya gidilecek.
– ABD’nin toplam kamu borcu 2010 yılında 9.2 trilyon dolar, 2011 yılında 10.4 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.
– Kamu borcunun milli gelire oranı 2010 yılında yüzde 63.6 oranında, 2011 yılında yüzde 68.6 oranında olacak.

4.2 trilyonluk bono
ABD’nin kamu borcu 2007 yılında 5.0 trilyon dolar, 2008 yılında 5.8 trilyon dolar iken, krizde piyasaya akıtılan dolarlar nedeniyle 2009 yılında 7.8 trilyon dolar oldu. 2010 yılında 9.2 trilyon dolara yükseldi. 2011 de yükselmeyi sürdürerek 10.4 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
İyi de ABD’nin piyasaya sürdüğü, piyasaya sürüldükçe dolarları kim toparlıyor? ABD’ye hangi ülkeler borç veriyor?
ABD’nin kamu borçlarının finansmanı için Amerikan Hazinesi tarafından çıkarılan kağıtlarının (borç senetlerinin/bono ve tahvillerin) değişik ülkeler tarafından satın alınan miktarının 4.2 trilyon olduğu belirtiliyor. Bir yıl önce bu miktar 3.5 trilyon dolar imiş. Demek ki ülkeler ABD kağıtlarına yatırdıkları parayı bir yılda yüzde 20 oranında 681 milyar dolar kadar artırmışlar.
ABD Hazine kağıtlarını satın alan (ABD’ye kaynak sağlayan) ülkelerin başında Çin geliyor. ABD kağıtlarına 868 milyar dolar yatırmış. Çin’i 836 milyar dolar ile Japonya, 448 milyar dolar ile İngiltere izliyor. Türkiye bile 29 milyar dolarlık tahvil almış.

Gungor Uras