Blog

Kaderini sev-belki seninki en iyisidir !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

KADER

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
“Ol” der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. “Ol” der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da “Ol” der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı…

Sırtında bir acı ile uyanır….
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..

“Amor Fati – Nietzsche “

(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)

“Basbakanligin koridorlarinda kucuk bir resim olarak kalmak veya Tarihe gecmek “

Degerli Arkadaslar

G 20 ler icin yapilan her yilki toplantinin resimlerinde yer aliyoruz.. Guclu bir ekonomiyiz ..

Bizim Basbakanimiz o resimlerde yer aliyor her sey 4/4 luk gibi algilanmasin , ustelik o ligin ucuncu kumesindeyiz ve yerimiz 15-16 cilik arasinda degisiyor buda cok muhim degil, hedefimiz G7 ler olmali yani bu ligin sampiyonlar liginde oynamak .. Su anda icinde bulundugumuz durum …

Türkiye 175 ülke arasında; kişi başına milli gelirde 59’uncu…

Gelir adaletinde 93’üncü…

BM’nin insani gelişme endeksinde 76’ncı…

Adalet ve insan haklarında AB’de sonuncu…

The New Economics Foundation’un “mutlu ülkeler” sıralamasında 83’üncü…

Bu rakamlari bilerek yapmamiz gerekenleri sirasi ile yapmamiz gerekiyor… Bu reformlari yapamayan , dunun yildizlari Irlanda-Yunanistan ve Ispanya’nin icinde bulundugu durum bize ornek olabilir..

1. Saydamligi saglamadan , denetimi ehil ve bagimsiz yapmadan gelir adaletindeki dengeyi saglayamayiz ..

Gelir adaletsizliginin onune gecemedigimiz muddetce demokrasiye ulasmamiz mumkun degildir, gelir adaletsizligindeki durum , siyasetede yansir, bu durumda ulkede siyasi partilerde, medyada, sirketlerde demokrasiden soz acmak , mutessebbis hurriyetini konusmak ve yargi bagimsizligindan soz acmak mumkun olamaz..

2. Bunlar saglamadan mutlu ulke olmamiz mumkun degildir, demokrasi, saydamlik, gelir adaleti dagiliminda ilk 20 lerde oldugumuz zaman biz G-20 ler icinde ilk 5 siraya yerlesiriz..

Bizim hedefimiz bu acidan Adalet ve insan haklarinda sonunculuk yerine birincilik olmalidir.. Gelir adaletli bir sekilde dagilmasinda 93 ulke olmak yerine yukarda olmak hedeflenmelidir..

Bunlari saglayamadigimiz zaman veya saglamak icin gereken gayreti gostermek icin bu gercekleri bilmeden

“Bir Turk dunyaya bedeldir “

“Yabancilar bizi istemiyor “

Gibi saplantilarla bu sorunlari cozmemiz mumkun degildir, gercekleri kabul edecegiz ve cozumsuz olmadigini bilerek cozum icin once Demokrasiye gecebilmek icin siyasi partilerimizi demokrat yapacagiz, lidere bagli siyasi parti olmaktan cikartip, oralara demokrasiyi getirecegiz, sonrasinda kendi Demokrat olan , kendileri, delegeleri, uyeleri saydam ve denetime acik olan siyasi partiler tabiki ulkeye demokrasiyi, insan haklarini , yarginin – denetimin ehil ve bagimsiz olmasini saglayacaklardir..

Iste bu Turk halkinin bekledigi en son devrimdir, gidisat olumludur, artik cita yukselmistir, bu halkin beklentileride yakinda bu olacaktir..

Buna karsi durmak artik imkansizdir..Iste o bu halka verilecen en buyuk Hediye olacaktir… Her kimki bu ulkede Cumhuriyetimizi Demokrasi ile taclandiracak yillarca o lider bu ulkede en buyuk liderlerden biri olarak tarih boyuncu anilacaktir..

Basbakanligin koridorlarinda kucuk bir resim olarak kalmak ile tarihe gecmek arasindaki farkta iste budur.. Son yillarda ulkeye gelmis Buyuk Basbakanlar ekonomik, imar ve reformlar konusunda onemli girisimler yapmislar ve buyuk basarilara imza atmislardir ancak genclik oncelikle onlara Cumhuriyeti hediye eden buyuk kurtariciya karsi cok saygili ve onun en buyuk devrimini hic unutmuyorlar, bugunku Basbakanlar icinde en buyuk devrim

“CUMHURIYETI , DEMOKRASI ILE TACLANDIRMAK OLMALIDIR “

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Bayram Sabahları…

Bayram Sabahları…

El ele tutuşup koştuk taş sokaklardan, aşağı doğru…

Üzerlerimizde bayram giysilerimiz, ceplerimizde küçük sarı şekerler, ayaklarımızda yeni ama dar ayakkabılar…

Düşüp de dizimizi kanatmak dışında hiçbir şey ağlatmadı bizi…

Geçim meselesi, yaşam derdi, hastalık-mastalık, savaşlar ya da açlıklardan habersizdik.

Hatırlıyorum; avuçlarımızda bayram harçlığı 2.5 kuruşluklar…

Ortası delik…

*

Dar taş sokaklardan koştuk…

Ne kadar güzeldi dünya, ne kadar büyük ve eğlenceli. Ve bizler ne kadar da mutluyduk, ne kadar umursamaz… Kıyamet kopsa dünyada keyfimiz kaçmazdı. İş sorunları, maaşlar, ekmek parası, geçim-meçim, kimin umurunda kimin?..

Yeter ki dizimiz kanamasın…

Bir de yeter ki kimse saçını çekmesin Nermin’in…

*

Sonra…

Sonra büyüyor çocuklar…

Ne taş sokaklar kalmıştır artık koşacak, ne o küçük sarı şekerlerden var, ne bayram giysileri eskisi kadar anlamlı…

Ne de eskisi gibi; bayram sabahları…

Düşmeden ve dizi kanamadan da ağlıyormuş insan…

Büyüdükçe yalnızlaşıyor ve dalıp dalıp anılarla yetiniyoruz… Dar taş sokaktan koşuyoruz sadece hayallerimizde aşağı doğru, avuçlarımızda birer 2.5 kuruşluk…

Delik ortası…

*

Olsun…

Bugün bayram…

Ülkemiz için, çocuklarımız için korkusuz, endişesiz, aydınlık zamanlar dileyin… Toplumları ve ülkeleri ile gurur duyacakları, başlarını önlerine eğmeden yaşayacakları, bu ilkel ve çağdışı kelepçelerden uzak günler isteyin…

Bu günleri de çocuklar büyüdüklerinde hatırlayacaklardır; pilli oyuncaklarını, doluşup gittikleri babalarının küçük arabalarını, geniş çikolata tabaklarını, kâğıt bayram harçlıklarını…

Unutmayacaklardır; kendi bayram sabahlarını…

Bekir Coskun

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN….!!!

Çok eskide kaldı el öpmeler, kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,buyuk bir merakla beklenen bayram harçlıkları…

Postacının getirdiği, uzaktaki dostların bayramı kutlayan bayram kartları…

Buyukler bayramlarda kucukler gelsin diye beklerler, bir haftalik hazirliklar ile baklavalar acilir, ozel yemekler hazirlanirdi, sonrasinda buyukler hic haber vermeden tatile cikmaya basladilar./.

Yıllarca sadece seyahate gidenler tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar 
birbirlerinin bayramlarını. 


Artık bayramlar sadece birer “fırsat” oldu, yorgun bedenlerin dinlenmesi için… 


 Ve bir gün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık bayramlaşmanın keyfini…


 
Kenarı dantelli mendiller, parlak kağıda sarılı şekerler, bayram harçlıkları yoktu belki ama bir küçük haber vardı dostlardan; 
uzun süredir karşılaşmadığın, hala aynı adreste olup olmadığını bilmediğin… 
 
Olsun…Sanal da olsa hatırlandığını, unutulmadığını öğrendiğin..

…Ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun…

Mujdat guler
121 S. Orange ave. # 1230
Orlando FL 32801
[407]412-9209 PBX
1.888.297-7176
mg@novagroupusa.com

www.novagroupusa.com

Amerika’dan bakinca Turk Markalari …!!

Degerli Arkadaslar

Amerikalilara sordugunuzda, medyada ve buradan bakildiginda sirasi ile Turk markalarini soyle siralayabiliriz..

“Istanbul,Galatasaray, Orhan Pamuk , Tarkan , Tayyip Erdogan , Ahmet Ertegun”

Amerika’da Turk markalari denilince , Turkiyeyi ve Turkiyenin yerini bilenler tarafindan ilk defa hatirlananlar bunlar …

Turk markalarindan bir cok firma Turquality almis olmalarina ragmen Amerikalilar tarafindan taninan hemen hemen yok gibidir…

Mavi-damat- Sarar v.s Turkiye’nin efes’i Eskiden dunyanin en buyuk lokantalar zincirinin menusunde yer alirdi, amerikayi unuttular… Cevre daha cazip geldi…


Zeytinyaginda Turkiyede uretim oldugunu soyleseniz size hayretle bakarlar, Amerika en buyuk ithalat pazaridir burada adimiz bile okunmaz…


Doner derseniz adi Gyro’dur ve yunanlilarin mali olarak bilinir.. Yogurt’ta amerikada en buyuk ureticilerden biri Turk’tur ama urettigi yogurdun adi”greek yogurttur” .

Turk markasi olmak devletten 8.8 milyon dolarlik tesvik almak icin avantajdir ama ne yazikki kendi sahasinda mac yapmayi sevdigimiz icin Marka olmanin yolu istikrarli bir siyasi yapi ve aksamdan sabaha degismeyecek ekonomik bir yapi oldugundan dolayi bu alanda ne yazikki dunya markalari uretemiyoruz…

Ulke olarak Demokrasimizle marka olamadigimiz muddetce, ekonomide saydamligi saglayip, mutesebbisin onunu acacak vergi reformlarini yapamadigimiz takdirde ulke olarak dunya markasi olamiyacagiz , ulke olarak dunya markasi olamadiginiz muddetce firmalarin marka olmasi ve marka liginde oynamasi cok zordur , once ulke marka olacak , demokrasisi sivil demokrasi olacak, yargisi marka olacak, yargici marka olacak, siyasi partisi marka olacak, siyasetcisi marka olacak, denetcisi, medyasi marka olacak ,  sonra dunya markalar ligine firmalarimizi yollayacagiz .

Ilk  100 icinde ne zaman 10 tane Turk markasi olursa o zaman issizlik , teror , uretim ve egitim sorunlarimizin asgariye indigini gormek mumkun olacaktir..

Hepsi birbiri ile orantilidir..Demokrasi , saydamlik, bagimsiz yargi ve denetim markanin en onemli hammaddesidir, buralarda marka olunmadiktan sonra ekonomide marka uretmek zordur..

Uretilsede 100 yil yasamaz , uretilsede ilk siyasi degisimde yok olur gider… Bu acidan turkiye mutesebbisi cozumu dunya markalar liginden olusmus markalari satin alarak cozmeyi deneyecektir..
Cunku Tuketici markayi alirken kaynagini cok merak ediyor, Nike ayakkabi alirken icinde nerede uretildigine bakmiyorsunuz, Apple bilgisayari alirken nerede uretildigine bakmadan markanin arkasindaki ulkeye ve verilen guvencelere bakiyorsunuz…

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Orlando FL

Donere Kim sahip cikacak….!!!

Pizza’yı İtalyanlar icat etmiş ama bugün sektörün sahibi Amerikalı dev pizza zincirleri. Ninja kaplumbağalar her acıktığında pizza söylüyor, neşeyle yiyor, çünkü pizzanın arkasında duran biri var. Hamburgeri Almanlar icat etmiş, adı da Hamburg’dan geliyor. Hamburgerin sahibi bugün Amerikalı dev hamburger zincirleri. Herkese üç öğün hamburger yedirmek için dükkan açıyor, reklam yapıyorlar. Temel Reis her dara düştüğünde konserve ıspanak açıp yiyor, çünkü ıspanağın sahibi var, Temel Reis karakterini Amerikalı ıspanak üreticileri birliği yaptırmış, ıspanağı tüm çocukların beynine işliyor.

Bir ürüne “sahip olmak” için tapu, tescil gerekir, ama “sahip çıkmak” için pazara hakim olup para kazanmak yeter. Bu açıdan bakınca dönere kimsenin sahip çıkmadığını görüyorum. Döner müthiş güçlü bir ürün. Avrupa’da hamburgerin pizzanın satışını etkiledi, korkularından yasaklıyorlar. Ama döner herkese mal olduğu için sahipsiz. Döneri icat eden İskender Efendi’nin torunları bırakın patentini almayı, “İskender” adını bile zor tescil ettirebildiler. Yarın Amerikalı dev zincirler hamburgere, pizzaya yaptıkları gibi dönere sahip çıkarsa, arkasından bakarız. O bakımdan Avrupa Türk Döner İmalatçıları Derneği çok önemli bir işi üstlendi, Türkiye’de devletin, sektörün yapmadığını yaptı, dönere sahip çıktı.

Perakendede hemen her sektörde zincirleşme var. Zincir olunca iş büyüyor, ucuza alıyor, verimli işletiyor, iyi yönetiyor, ucuza satıyor, güçleniyor, güçlendikçe daha da büyüyor. Kahraman bakkalın süpermarket karşısında şansı yok. Kendi sektöründe henüz zincirleşme yoksa bile kimse kendini kandırmasın, her sektör zincirleşecek. Şimdi kendi dükkanında patron olan işletmeci, dükkanını kaparsa zincirlerde tezgahtar olmak için bile zorlanacak. Ama müstakil işletmeciler bir marka altında birleşir, iyi yönetim, etkin tanıtım yaparsa kendileri de zincir olur, zincirler karşısında dayanırlar. Bunu yapmanın yolu franchise. Biri aklını, markasını, yöntemini veriyor, diğeri yerini, parasını, emeğini koyuyor, birlikte kazanıyor ve paylaşıyorlar. Franchise bağımsız işletmecilerin kurtuluş yoludur. Herkesten iyiyse franchise verip büyümeli, değilse birinden franchise almalı, başka yolu yok.

Franchise işini Amerikalılar bulmuş, hemen her sektörde uygulayıp dünyaya yaymışlar. Onlar franchise işini iyi biliyor, ürünü kendilerine uyduruyorlar. İtalyanın pizzasını, Almanın hamburgerini, Meksikalının tacosunu Amerikalı almış, dünyaya yaymış. Döneri Almanya’da Yunanlılar Gyros diye şişe taktı, elektrikli testereyle kalın kesti tutmadı; Amerika’da Yahudiler Gyro diye kesti, dondurdu, porsiyonluk paketledi, elektrikli ızgarada pişirdi, tutmadı. Avrupa’da Türkler Döner adını koydu, üstün lezzetle etkileyici show bir araya geldi, iş tuttu. Şimdi organize olup, markalaşıp, yaygınlaşmanın vakti geldi. Eğer bunu hemen şimdi Türkler yapmazsa, yarın Amerikalılar yapar. Çünkü dönerin gücünü gördüler ve franchise işini onlar iyi biliyorlar.

Döneri yaygınlaştırmak için tabi ki hammaddeye, üretime, dağıtıma, işletmeye, sunuşa, tanıtıma hakim olmak, işi bilmek gerek. Ama döner işini bilmek başka şey, franchise işini bilmek başka şeydir. Döner dükkanını iyi işletmek için malzemeye, mutfağa, elemana, müşteriye dikkat etmek yeter. Franchise işini iyi yönetmek içinse tedarike, insana, kaliteye, finansa, bayi ilişkisine, müşteri algısına, yayılmaya hakim olmak gerekir. Döner franchise ile yayılacaksa, Amerikalıların yöntemini uygulamak zorundayız, deneme yanılmaya harcayacak zamanımız yok.

Franchise vermenin detayını bırakır da özüne bakarsak, iki şartı olduğunu görürüz. Birincisi, dükkan iyi kazanmalı. Hani bazı dükkanlar bereketlidir, iki ev geçindirir. Franchise işletmeler de böyle iyi satan, iyi kazanan yerler olmalı. Çünkü dükkandan hem franchise veren, hem franchise alan geçinmeli. Eğer sıradan bir perakende konsepti oluşmuşsa o işten franchise olmuyor. Kurulsa da yürümüyor. Taraflar yeterli para kazanamayınca birlik dağılıyor. İkinci şartı ise dengeli paylaşmak. Keser franchise verenin elinde olduğundan, bazen fazlaca kendine yontar. Oysa sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki ancak kazanılan para dengeli paylaşılırsa yürür. Franchise veren hakkından fazlasını isterse oyun bozulur. Franchise alan söz dinlememeye, para ödememeye, dışarıdan mal almaya başlar. Tersi olur, franchise alan, verenin payını ödemezse yine ilişki bozulur, tabela iner. Keser franchise verenin elinde olduğuna göre, dengeyi kurmak da ona düşüyor. Herkes hak ettiğini aldığı sürece iş sorunsuz yürür.

Franchise işinin esasen üç önemli parçası var. Standart, eğitim, denetim. Franchise verenin işletmecilerine herkesten fazla para kazandıran tekniklerini, meslek sırlarını, işinin püf noktalarını güzelce yazıp, açıkça anlatıp, standart prosedürler haline getirmesi lazım. Gereksiz teferruata kaçmadan, kolay anlaşılır kitaplar haline getirmeli. Eğer anlatacak sırrı yoksa franchise vermemeli, bayilik vermeli. Eğitim sadece öğretimle kalmamalı, adeta insan fabrikası olmalı. Herkes başlangıçta ve iş süresince sürekli eğitim almalı. Markanın başarısını sağlayan felsefesi her neyse, herkesin kafasına sokulmalı. Denetim de önemli, her yerde aynı hizmet kalitesinin sağlanması için herkes, her iş sürekli denetlenmeli. Denetimin maliyeti de önemli, astarı yüzünden pahalı olmamalı. Belli denetim teknikleri uygulandığından makul maliyetle herkesi hizaya sokmak mümkün. Sistemsiz denetim yapıldığında herkesin başına bekçi dikmek gerekir ki bu da imkansız.

Franchise satmak, başka satışlara benzemez. Başka işlerde alıcıyı bulup razı edince iş biter. Franchise satarken alanı seçmek çok önemlidir. Çünkü markanıza işletmeci seçmek, kızınıza damat seçmek gibidir. Yanlış birine verdiğinizde başınız derde girer. Birkaç yanlış yaparsanız markanız silinir. Franchise alanları biz üç kategoriye ayırırız. Kurtlar, kuzular, kuşlar. Kurtlar işi zaten bilenlerdir, onların para kazanmak için markaya ihtiyacı yoktur. O nedenle de markaya para vermek istemezler. Piyasa fiyatının biraz üstünü talep etseniz yanaşmazlar. Kuzular işi bilmeyip yeni öğrenen, zamanını işine hasreden, gayretle çalışan, parasını işine yatıranlardır. Bunlarla çok sağlıklı ve uzun bir iş ilişkisi kurulur. Kuşlar işe heves eden, pek bir işten anlamayan, çalışmaya isteği olmayan, istese de beceremeyenlerdir. Bunlara franchise vermemek gerekir. Ama başvuranların çoğunluğu kuşlardır. Franchise veren dikkatli olmalı, markasını kurda kuşa yem etmemeli, kuzuları bulmalıdır.

Franchise sistemini kimin kurduğu da önemli bir fark getirir. Dünyadaki binlerce franchise marka, perakendeden veya üretimden yola çıkmış olmasına göre, “iş” veya “ürün” franchise sistemi diye iki ana gruba ayrılıyor. Eğer birkaç döner dükkanı olan bir işletmeci markasını franchise verirse, tedarikçileri kapıştırır, en iyiyi en ucuza almaya bakar. Eğer bir döner imalatçısı franchise verirse, kendi malını en yüksek fiyata satmaya bakar. Perakendeci ile üreticinin düşman kardeş olduğu unutulmamalı. Aralarındaki sağlıklı çekişme ortamı dükkanın para kazanmasını sağlar. Perakendeci üreticiye teslim olursa para kazanamaz. Bir döner imalatçısı franchise zinciri kurarsa, işi dükkancının gözüyle de görüp yönetmelidir. Eğer imalat firmasının yönetiminde iki ortak, iki kardeş, baba-oğul varsa, biri mutlaka dükkanların kazançlı çalışmasından sorumlu olmalı ve imalatçıya karşı dükkancıların menfaatlerini savunmalıdır. Aksi takdirde nalıncı keseri hep kendine yontar, dükkanlar kazanamaz, marka yayılamaz.

Franchise vermek, mutlaka mükemmel bir sistem kurmak, bütün dünyaya yayılmak demek değildir. Önemli olan dükkan işletmeciliğinde belli bir üstünlük sağlamaktır. Az üstünlüğü olan az masrafla, az elemanla teşkilatlanmalı, yerel kalmalı, birkaç dükkana tabelasını asmalı, kendi bölgesindeki tanınmışlığı ve yakın destek verebilmesi sayesinde güç kazanmalı, para kazandırmalıdır. Çok üstünlüğü olan daha fazla yatırıma girmeli, daha büyük bir teşkilat kurmalı, çok sayıda dükkana tabelasını astırmalı, hepsine destek verebilmeli, tek bölge veya ülkeyle sınırlı kalmamalıdır. Franchise vermek için dev hamburger zincirleri kadar büyük başlamak gerekmez. Doğru strateji ile, doğru yönetim ve paylaşma anlayışı ile yola çıkıldığında zaten yıllar içinde büyüme kendiliğinden gelecektir.

Osman Bilge