Blog

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN….!!!

Çok eskide kaldı el öpmeler, kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,buyuk bir merakla beklenen bayram harçlıkları…

Postacının getirdiği, uzaktaki dostların bayramı kutlayan bayram kartları…

Buyukler bayramlarda kucukler gelsin diye beklerler, bir haftalik hazirliklar ile baklavalar acilir, ozel yemekler hazirlanirdi, sonrasinda buyukler hic haber vermeden tatile cikmaya basladilar./.

Yıllarca sadece seyahate gidenler tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar 
birbirlerinin bayramlarını. 


Artık bayramlar sadece birer “fırsat” oldu, yorgun bedenlerin dinlenmesi için… 


 Ve bir gün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık bayramlaşmanın keyfini…


 
Kenarı dantelli mendiller, parlak kağıda sarılı şekerler, bayram harçlıkları yoktu belki ama bir küçük haber vardı dostlardan; 
uzun süredir karşılaşmadığın, hala aynı adreste olup olmadığını bilmediğin… 
 
Olsun…Sanal da olsa hatırlandığını, unutulmadığını öğrendiğin..

…Ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun…

Mujdat guler
121 S. Orange ave. # 1230
Orlando FL 32801
[407]412-9209 PBX
1.888.297-7176
mg@novagroupusa.com

www.novagroupusa.com

Amerika’dan bakinca Turk Markalari …!!

Degerli Arkadaslar

Amerikalilara sordugunuzda, medyada ve buradan bakildiginda sirasi ile Turk markalarini soyle siralayabiliriz..

“Istanbul,Galatasaray, Orhan Pamuk , Tarkan , Tayyip Erdogan , Ahmet Ertegun”

Amerika’da Turk markalari denilince , Turkiyeyi ve Turkiyenin yerini bilenler tarafindan ilk defa hatirlananlar bunlar …

Turk markalarindan bir cok firma Turquality almis olmalarina ragmen Amerikalilar tarafindan taninan hemen hemen yok gibidir…

Mavi-damat- Sarar v.s Turkiye’nin efes’i Eskiden dunyanin en buyuk lokantalar zincirinin menusunde yer alirdi, amerikayi unuttular… Cevre daha cazip geldi…


Zeytinyaginda Turkiyede uretim oldugunu soyleseniz size hayretle bakarlar, Amerika en buyuk ithalat pazaridir burada adimiz bile okunmaz…


Doner derseniz adi Gyro’dur ve yunanlilarin mali olarak bilinir.. Yogurt’ta amerikada en buyuk ureticilerden biri Turk’tur ama urettigi yogurdun adi”greek yogurttur” .

Turk markasi olmak devletten 8.8 milyon dolarlik tesvik almak icin avantajdir ama ne yazikki kendi sahasinda mac yapmayi sevdigimiz icin Marka olmanin yolu istikrarli bir siyasi yapi ve aksamdan sabaha degismeyecek ekonomik bir yapi oldugundan dolayi bu alanda ne yazikki dunya markalari uretemiyoruz…

Ulke olarak Demokrasimizle marka olamadigimiz muddetce, ekonomide saydamligi saglayip, mutesebbisin onunu acacak vergi reformlarini yapamadigimiz takdirde ulke olarak dunya markasi olamiyacagiz , ulke olarak dunya markasi olamadiginiz muddetce firmalarin marka olmasi ve marka liginde oynamasi cok zordur , once ulke marka olacak , demokrasisi sivil demokrasi olacak, yargisi marka olacak, yargici marka olacak, siyasi partisi marka olacak, siyasetcisi marka olacak, denetcisi, medyasi marka olacak ,  sonra dunya markalar ligine firmalarimizi yollayacagiz .

Ilk  100 icinde ne zaman 10 tane Turk markasi olursa o zaman issizlik , teror , uretim ve egitim sorunlarimizin asgariye indigini gormek mumkun olacaktir..

Hepsi birbiri ile orantilidir..Demokrasi , saydamlik, bagimsiz yargi ve denetim markanin en onemli hammaddesidir, buralarda marka olunmadiktan sonra ekonomide marka uretmek zordur..

Uretilsede 100 yil yasamaz , uretilsede ilk siyasi degisimde yok olur gider… Bu acidan turkiye mutesebbisi cozumu dunya markalar liginden olusmus markalari satin alarak cozmeyi deneyecektir..
Cunku Tuketici markayi alirken kaynagini cok merak ediyor, Nike ayakkabi alirken icinde nerede uretildigine bakmiyorsunuz, Apple bilgisayari alirken nerede uretildigine bakmadan markanin arkasindaki ulkeye ve verilen guvencelere bakiyorsunuz…

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Orlando FL

Donere Kim sahip cikacak….!!!

Pizza’yı İtalyanlar icat etmiş ama bugün sektörün sahibi Amerikalı dev pizza zincirleri. Ninja kaplumbağalar her acıktığında pizza söylüyor, neşeyle yiyor, çünkü pizzanın arkasında duran biri var. Hamburgeri Almanlar icat etmiş, adı da Hamburg’dan geliyor. Hamburgerin sahibi bugün Amerikalı dev hamburger zincirleri. Herkese üç öğün hamburger yedirmek için dükkan açıyor, reklam yapıyorlar. Temel Reis her dara düştüğünde konserve ıspanak açıp yiyor, çünkü ıspanağın sahibi var, Temel Reis karakterini Amerikalı ıspanak üreticileri birliği yaptırmış, ıspanağı tüm çocukların beynine işliyor.

Bir ürüne “sahip olmak” için tapu, tescil gerekir, ama “sahip çıkmak” için pazara hakim olup para kazanmak yeter. Bu açıdan bakınca dönere kimsenin sahip çıkmadığını görüyorum. Döner müthiş güçlü bir ürün. Avrupa’da hamburgerin pizzanın satışını etkiledi, korkularından yasaklıyorlar. Ama döner herkese mal olduğu için sahipsiz. Döneri icat eden İskender Efendi’nin torunları bırakın patentini almayı, “İskender” adını bile zor tescil ettirebildiler. Yarın Amerikalı dev zincirler hamburgere, pizzaya yaptıkları gibi dönere sahip çıkarsa, arkasından bakarız. O bakımdan Avrupa Türk Döner İmalatçıları Derneği çok önemli bir işi üstlendi, Türkiye’de devletin, sektörün yapmadığını yaptı, dönere sahip çıktı.

Perakendede hemen her sektörde zincirleşme var. Zincir olunca iş büyüyor, ucuza alıyor, verimli işletiyor, iyi yönetiyor, ucuza satıyor, güçleniyor, güçlendikçe daha da büyüyor. Kahraman bakkalın süpermarket karşısında şansı yok. Kendi sektöründe henüz zincirleşme yoksa bile kimse kendini kandırmasın, her sektör zincirleşecek. Şimdi kendi dükkanında patron olan işletmeci, dükkanını kaparsa zincirlerde tezgahtar olmak için bile zorlanacak. Ama müstakil işletmeciler bir marka altında birleşir, iyi yönetim, etkin tanıtım yaparsa kendileri de zincir olur, zincirler karşısında dayanırlar. Bunu yapmanın yolu franchise. Biri aklını, markasını, yöntemini veriyor, diğeri yerini, parasını, emeğini koyuyor, birlikte kazanıyor ve paylaşıyorlar. Franchise bağımsız işletmecilerin kurtuluş yoludur. Herkesten iyiyse franchise verip büyümeli, değilse birinden franchise almalı, başka yolu yok.

Franchise işini Amerikalılar bulmuş, hemen her sektörde uygulayıp dünyaya yaymışlar. Onlar franchise işini iyi biliyor, ürünü kendilerine uyduruyorlar. İtalyanın pizzasını, Almanın hamburgerini, Meksikalının tacosunu Amerikalı almış, dünyaya yaymış. Döneri Almanya’da Yunanlılar Gyros diye şişe taktı, elektrikli testereyle kalın kesti tutmadı; Amerika’da Yahudiler Gyro diye kesti, dondurdu, porsiyonluk paketledi, elektrikli ızgarada pişirdi, tutmadı. Avrupa’da Türkler Döner adını koydu, üstün lezzetle etkileyici show bir araya geldi, iş tuttu. Şimdi organize olup, markalaşıp, yaygınlaşmanın vakti geldi. Eğer bunu hemen şimdi Türkler yapmazsa, yarın Amerikalılar yapar. Çünkü dönerin gücünü gördüler ve franchise işini onlar iyi biliyorlar.

Döneri yaygınlaştırmak için tabi ki hammaddeye, üretime, dağıtıma, işletmeye, sunuşa, tanıtıma hakim olmak, işi bilmek gerek. Ama döner işini bilmek başka şey, franchise işini bilmek başka şeydir. Döner dükkanını iyi işletmek için malzemeye, mutfağa, elemana, müşteriye dikkat etmek yeter. Franchise işini iyi yönetmek içinse tedarike, insana, kaliteye, finansa, bayi ilişkisine, müşteri algısına, yayılmaya hakim olmak gerekir. Döner franchise ile yayılacaksa, Amerikalıların yöntemini uygulamak zorundayız, deneme yanılmaya harcayacak zamanımız yok.

Franchise vermenin detayını bırakır da özüne bakarsak, iki şartı olduğunu görürüz. Birincisi, dükkan iyi kazanmalı. Hani bazı dükkanlar bereketlidir, iki ev geçindirir. Franchise işletmeler de böyle iyi satan, iyi kazanan yerler olmalı. Çünkü dükkandan hem franchise veren, hem franchise alan geçinmeli. Eğer sıradan bir perakende konsepti oluşmuşsa o işten franchise olmuyor. Kurulsa da yürümüyor. Taraflar yeterli para kazanamayınca birlik dağılıyor. İkinci şartı ise dengeli paylaşmak. Keser franchise verenin elinde olduğundan, bazen fazlaca kendine yontar. Oysa sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki ancak kazanılan para dengeli paylaşılırsa yürür. Franchise veren hakkından fazlasını isterse oyun bozulur. Franchise alan söz dinlememeye, para ödememeye, dışarıdan mal almaya başlar. Tersi olur, franchise alan, verenin payını ödemezse yine ilişki bozulur, tabela iner. Keser franchise verenin elinde olduğuna göre, dengeyi kurmak da ona düşüyor. Herkes hak ettiğini aldığı sürece iş sorunsuz yürür.

Franchise işinin esasen üç önemli parçası var. Standart, eğitim, denetim. Franchise verenin işletmecilerine herkesten fazla para kazandıran tekniklerini, meslek sırlarını, işinin püf noktalarını güzelce yazıp, açıkça anlatıp, standart prosedürler haline getirmesi lazım. Gereksiz teferruata kaçmadan, kolay anlaşılır kitaplar haline getirmeli. Eğer anlatacak sırrı yoksa franchise vermemeli, bayilik vermeli. Eğitim sadece öğretimle kalmamalı, adeta insan fabrikası olmalı. Herkes başlangıçta ve iş süresince sürekli eğitim almalı. Markanın başarısını sağlayan felsefesi her neyse, herkesin kafasına sokulmalı. Denetim de önemli, her yerde aynı hizmet kalitesinin sağlanması için herkes, her iş sürekli denetlenmeli. Denetimin maliyeti de önemli, astarı yüzünden pahalı olmamalı. Belli denetim teknikleri uygulandığından makul maliyetle herkesi hizaya sokmak mümkün. Sistemsiz denetim yapıldığında herkesin başına bekçi dikmek gerekir ki bu da imkansız.

Franchise satmak, başka satışlara benzemez. Başka işlerde alıcıyı bulup razı edince iş biter. Franchise satarken alanı seçmek çok önemlidir. Çünkü markanıza işletmeci seçmek, kızınıza damat seçmek gibidir. Yanlış birine verdiğinizde başınız derde girer. Birkaç yanlış yaparsanız markanız silinir. Franchise alanları biz üç kategoriye ayırırız. Kurtlar, kuzular, kuşlar. Kurtlar işi zaten bilenlerdir, onların para kazanmak için markaya ihtiyacı yoktur. O nedenle de markaya para vermek istemezler. Piyasa fiyatının biraz üstünü talep etseniz yanaşmazlar. Kuzular işi bilmeyip yeni öğrenen, zamanını işine hasreden, gayretle çalışan, parasını işine yatıranlardır. Bunlarla çok sağlıklı ve uzun bir iş ilişkisi kurulur. Kuşlar işe heves eden, pek bir işten anlamayan, çalışmaya isteği olmayan, istese de beceremeyenlerdir. Bunlara franchise vermemek gerekir. Ama başvuranların çoğunluğu kuşlardır. Franchise veren dikkatli olmalı, markasını kurda kuşa yem etmemeli, kuzuları bulmalıdır.

Franchise sistemini kimin kurduğu da önemli bir fark getirir. Dünyadaki binlerce franchise marka, perakendeden veya üretimden yola çıkmış olmasına göre, “iş” veya “ürün” franchise sistemi diye iki ana gruba ayrılıyor. Eğer birkaç döner dükkanı olan bir işletmeci markasını franchise verirse, tedarikçileri kapıştırır, en iyiyi en ucuza almaya bakar. Eğer bir döner imalatçısı franchise verirse, kendi malını en yüksek fiyata satmaya bakar. Perakendeci ile üreticinin düşman kardeş olduğu unutulmamalı. Aralarındaki sağlıklı çekişme ortamı dükkanın para kazanmasını sağlar. Perakendeci üreticiye teslim olursa para kazanamaz. Bir döner imalatçısı franchise zinciri kurarsa, işi dükkancının gözüyle de görüp yönetmelidir. Eğer imalat firmasının yönetiminde iki ortak, iki kardeş, baba-oğul varsa, biri mutlaka dükkanların kazançlı çalışmasından sorumlu olmalı ve imalatçıya karşı dükkancıların menfaatlerini savunmalıdır. Aksi takdirde nalıncı keseri hep kendine yontar, dükkanlar kazanamaz, marka yayılamaz.

Franchise vermek, mutlaka mükemmel bir sistem kurmak, bütün dünyaya yayılmak demek değildir. Önemli olan dükkan işletmeciliğinde belli bir üstünlük sağlamaktır. Az üstünlüğü olan az masrafla, az elemanla teşkilatlanmalı, yerel kalmalı, birkaç dükkana tabelasını asmalı, kendi bölgesindeki tanınmışlığı ve yakın destek verebilmesi sayesinde güç kazanmalı, para kazandırmalıdır. Çok üstünlüğü olan daha fazla yatırıma girmeli, daha büyük bir teşkilat kurmalı, çok sayıda dükkana tabelasını astırmalı, hepsine destek verebilmeli, tek bölge veya ülkeyle sınırlı kalmamalıdır. Franchise vermek için dev hamburger zincirleri kadar büyük başlamak gerekmez. Doğru strateji ile, doğru yönetim ve paylaşma anlayışı ile yola çıkıldığında zaten yıllar içinde büyüme kendiliğinden gelecektir.

Osman Bilge

Ruzgar Enerjisi ile ilgili akla gelen sorular ve cevaplari…!!

Rüzgâr türbinleri çok fazla gürültü çıkarır.

Modern rüzgâr türbinleri sahip oldukları güce rağmen çok az gürültüye sebep olurlar. Bunun sebebi üretici firmaların ürünlerini geliştirmeye ve daha sessiz hale getirmeye devam etmeleridir. Mekanik sesler daha tasarım aşamasında minimum seviyelere çekilir ve doğru yalıtım ile titreşimi engelleyici destekler sayesinde engellenir. Aerodinamik gürültü ise havadaki türbülanslarla karşılaşan kanatların ıslık benzeri bir ses çıkarmasıdır; fakat bu ses esen rüzgârın sesi, yaprak ve ağaç hışırtıları ile maskelenir.

Üreticiler yeni nesil kanatlarıyla bu sesleri azaltırlar. 250-300 metre uzağımızda çalışmakta olan bir rüzgar santralinin sesi, ev tipi bir buzdolabının sesinden daha azdır. Bir insana rüzgâr türbinlerinin sessiz çalıştığını göstermenin tek yolu çoğu zaman onu türbinlerin normal çalıştığı bir günde bir rüzgâr santraline götürmektir.

Rüzgâr türbinleri elektronik aletlerin çalışmasını engeller.

Eski nesil rüzgâr türbinlerinin metal kanatları vardı ve elektromanyetik etkileşimlere sebep olabiliyorlardı; fakat yeni nesil kanatlarda kullanılan sentetik materyaller ile bu sorun minimize edilmiştir. Günümüzde kullanılan kanatlar manyetik dalgaları etkilemekten çok onları engelleyebilirler, bu da çok kısa mesafeler için geçerlidir. Kulenin tepesinde bakım yapan ekipten bazı insanların telefonu çekmeyebilir; fakat uzaklık 20 metreden fazlaysa telefon ve telsiz gibi cihazların çalışmalarına bir etki yaşanmaz.

Rüzgâr türbinlerinin insan sağlığına zararlı elektromanyetik radyasyon sebebi olduğu da iddia edilmiştir. Bir rüzgâr santralinde elektromanyetik radyasyona sebep olacak kısımlar elektrik jeneratörü ve trafolardır; bunların yaydığı manyetik radyasyon da son derece düşük ve çok az bir alanda etkilidir. Yapılan ölçümler bu parçaların sebep olduğu manyetik radyasyonun türbinin tabanına geldiğimizde bile ihmal edilebilir şekilde düşük olduğunu göstermiştir.

Rüzgâr santralleri kuş ölümlerine sebep olur.

Uçan kuşlar zaman zaman binalara ve diğer kalıcı yapılara çarpabilirler. Rüzgâr türbinleri bunun dışında bilinen özel bir soruna neden olmamaktadır.

2001’de ABD’de “National Wind Coordinating Committee” tarafından yapılan araştırmaya göre o tarihte ABD’de kurulu olan 15.000 adet türbine
çarparak ölen kuş sayısı bir senede 33.000 olmuştur; türbin başına senede 2 kuştan biraz fazladır. Aynı tarihte ABD’de araba çarpması ile ölen kuşların sayısının 60 ile 80 milyon adet arasında olduğu tahmin edilmektedir.

2003 senesinde Ispanya’nın Navara bölgesinde yapılan bir araştırmada, bölgede bulunan 692 adet türbine çarparak ölen kuş oranı yılda türbin başına 0,13 olarak ortaya çıkmıştır.

Bu rakamlara eklenebilecek onlarca rakam, mukayese edilebilecek onlarca örnek bulunabilir. Tüm bunlar gösteriyor ki rüzgâr enerjisi kuşlara zararlıdır şeklinde bir yargıda bulunmak çok doğru değildir. Rüzgâr enerjisi kullanmanın CO2 ve diğer zehirli gazların salınmasında, su kaynaklarının kirletilmesinde sağladığı düşüş ise kuşlar ve diğer tüm canlılar için daha sağlıklı bir çevre sağlamamızda yardımcı olmaktadır.

Rüzgâr enerjisi güvenilmezdir ve diğer enerji kaynakları ile desteklenmek zorundadır.

Hiçbir elektrik üretim tesisi yüzde 100 güvenilir değildir. İster rüzgar santrali olsun ister başka bir santral, her elektrik üretim santrali çıkışında tüm elektrik sistemi tarafından desteklenir. Sistem bir bütün olarak hareket eder ve içerdiği tüm santrallerden en üst verimi almak için planlamalar yapar. Bu planlamalar için tüm elektrik üretim sistemlerinin çalışma karakterlerini, gün içinde talepte meydana gelen değişiklikleri kullanır ve olası hataları hesaba katar. Danimarka ve İspanya gibi ülkeler elektrik ihtiyaçlarının yüzde 20’si ile 40’ı arasındaki miktarı rüzgâr enerjisinden sağlamaktadırlar ve bunu güvenilirlikten bir şey kaybetmeden başarmaktadır. Rüzgâr enerjisini elektrik arzına eklemek ve sistemin devamlılığını sağlamak için herhangi bir yedek sisteme ihtiyaç yoktur.

Rüzgâr enerjisi bilinen enerji kaynaklarından pahalıdır.

Rüzgâr enerjisi ile elektrik üretmenin maliyeti her geçen sene gözle görülür şekilde düşmektedir. Piyasada oluşan yoğun rekabet ortamının fiyatları aşağı çektiği muhakkaktır, üreticiler daha uzun kanatlı, daha büyük jeneratörlere sahip ve daha verimli türbinler piyasaya sürmekteler. Ülkemizde kurulu gücün artması ile birlikte önemli bir servis ve bakım altyapısının oluşmuş olması da yeni projelerde ölçek ekonomisinin devreye sokulmasına ve servis maliyetlerinin bir miktar daha aşağı çekilebilmesine olanak tanımaktadır. Tüm bunları alt alta topladığımızda, ilk yıllarında göreceli olarak geleneksel enerji üretim yöntemlerine göre pahalı kalan rüzgâr enerjisinin giderek rekabet edebilir hale geldiğini görmekteyiz.

1990 ve 2002 yılları arasında dünya rüzgâr enerjisi üretim kapasitesi her üç yılda bir 2 katına çıktı ve her üç yılda bir maliyetler yüzde 15 azaldı. Şu an rüzgâr enerjisi çevreye verdikleri zararları ele almadan sadece maliyet açısından baksak bile nükleer enerji ve termik santrallerle rekabet edebilecek seviyededir. Gaz fiyatları arttıkça ve rüzgâr enerjisinin maliyetleri düştükçe ki bunların olması çok olasıdır, önümüzdeki yıllardan itibaren rüzgâr enerjisi, doğal gaz santralleri ile birlikte en ucuz elektrik üretim şekli olacaktır.

Rüzgâr türbinleri pahalı ek donanımlar olmadan elektrik şebekesine bağlanamaz.

Düşük güç dağıtımı yapan ve az kullanıcıya uzun iletim hatlarıyla ulaşan sistemlerde rüzgâr türbinlerinin bağlanması sorun yaratabilir ama çoğu durumda rüzgâr enerjisi ile üretilen elektrik dağıtım sistemine büyük miktarlarda bağlanabilmektedir. Siemens’in de kullandığı FSFC (Full Scale Frequency Converter) sistemi ile jeneratör ile şebeke arasına yerleştirilen convertör aracılığı ile jeneratörün şebekeden tamamen izole edilmesi sureti ile türbin tarafında meydana gelebilecek dalgalanmalardan bağımsız olarak minimum ilave ekipman ile şebekenin frekans ve voltaj değerleri desteklenebilmektedir.

Hakan Yildirim
Siemens Satis Muduru..

Turk Olcu Birimleri…!!

TÜRK ÖLÇÜ BIRIMLERI

1. ‘abi geçen bi balik yakaladik nah kolum gibi’

2. ‘muhsin abi geiçen bi woofer almisim öküz gibi ses çikariyo. Mukemmel abi’

3. ‘kaç karis?’

4. yol tarifinde bir ölçü birimi olarak yüz metre. 1 yuz metre = 300 metre

5. kedi kadar fare

6. basarili bir Türk asçi, Fransa’da bir luks otele transfer edilir. diger asçilara bazi tarifler ögretmesi gerekmektedir. geçerler ocagin basina, bizimki baslar: – bir tutam maydonoz, bir tutam karabiber, yetecek kadar su…
fransiz dayanamaz sorar: – bunlarin bir ölçüsü yok mu? -bizimki terslenir: – ben ne diyorum? bir tutam olacak demedim mi?

7. ‘göt kadar’ gibi söylendiginde sadece Türkler’in anlamasi muhtemel, hatta bazen Türk olanlarin dahi anlamakta zorluk çektigi ve sizin karsinizdaki kisinin nasil bir ortamda yetistigi, sosyo kültürel yasantisi gibi konularda
derin tespitler yapmaniza sebebiyet veren ölçü birimleridir.

-kac metrekare lan senin ev.?
-göt kadar ya. …

8. ayrica yön tariflerinde de çigir açmis olmalari kaçinilmazdir.
-ne tarafta abi bu dükkan.-seyimin istikametinde., gibi.

9. bir demet maydanoz.
10. iki tutam karabiber.
11. bir dis sarimsak.
12. bir avuç findik.
13. bir tepeleme çay kasigi tuz.
14. bir silme çay kasigi tuz.
15. iki rekât namaz.
16. bir adim yol.
17. bir dünya is.
18. bir araba laf. vs.
19. asure kazani
20. kafam kadar
21. burdan sana kadar, bilemedin kapiya kadar .
22. bir de bunlarin trakya insanina özgü olanlari vardir ki, genelde revaçta olmama nedenleri nezaketsizliktir:
iki güzel örnegi:
küçük ev = bülbüll büzügü kadar
yenilen az yemek = kedi çükü kadar bisey yedim .
23. üç kalem mal.
24. iki satir yazi.
25. bir tek raki.
26. iki duble raki.
27. bes posta … vs.
28. alabildigince un.
29. kasiktan dize kadar….

30. Türk’ün kendisi ölçü birimidir: Türk kadar kuvvetli, bir Türk dünyaya bedel


31. kavgaya giderken ‘bir kamyon adam’ toplanir, sayi belirtmek icin uygun bir sifattir.

32. çok uzakta: taa anasinin ..minda
33. çok uzakta: Allah’in unuttugu yerde

34. çok uzakta: Allahin s…tir ettigi yerde

35. iki biyik bükümü saga
36. üç evlek ileri
37. bir zaman ölçüsü olarak sigara:
– hadi ne zaman gidiyoruz?
– sigaram bitince gideriz.
38. bir cimcik un,
39. bir fiske tuz,
40. göz alabildigine genis…

Turkish National team New Jersey

 
Posted by Picasa

Degerli Arkadaslar,

Amerika’da bizim futbol onlarin “soccer” dedikleri spor cok gelisti, ligleri henuz cok genc olmasina ragmen son yillardaki tum dunya kupalarinda yer aldilar, bu stad New Jersey futbol takimi Red Bull arenaya ait olan bir stad.
Turk milli takimi Amerika’ya geldi ve burada bazi maclar yapacak bugun Cek cumhuriyeti ile yaptiklari maca gittik, bu resmi istiklal marsi sirasinda cektim..
Turkler stadi doldurmustu , herkes tek bir agizdan milli marsimizi soyluyordu, atlantigin otesinde bu manzara tabiki bizlere buyuk gurur veriyordu..
Turk milli takimi ve milli ligte oynayan takimlarin amerika ile iliskilerini gelistirmesi ve buradaki liglerde takim satin almalari , futbolcu tarlasi olan bu ulkeye hem genc oyunculari yollayip, daha iyi sartlarda yetismelerini saglamali hemde bizim liglerdeki yildizlari erken emekli etmek yerine bu lige yollayarak ulke tanitimina ve futbola katkida bulunmak gerekiyor..
Bu stad modern , kucuk ama mix use dedikleri stadin ici ve cevresi master planla duzenlenmis bir bolge idi, futbol amerikadada cok gelisiyor ve seyircisi olmaya basladi..
Turk milli takimi bugun Cekleri avrupa sampiyonasinda oldugu gibi gene maglup etmeyi basardi, bu programda Amerika ilede mac yaptik ve yenildik , topa bomba derler biz onlari nasilsa yeneriz mantigi tabiki buradaki futbolun geldigi yeri gormeyenler acisindan onemliydi..

Amerikalilar goze hos gelen ustalari ithal ediyor gencleri onlardan cok sey ogreniyor, milli takimlarindaki oyunculari onemli liglerde ozellikle ingiliz premier liginde oynatiyorlar tecrube kazanip , dunya yildizlari icindeki yerlerini aliyorlar..

Sezonlarinin enteresan zamanda olmasi bazen ligte oynayan oyuncularin munavebeli olarak hem ingiliz liginde hemde Amerikan liginde oynamasina bile rastlaniyor..

Ama ulkede en cok seyredilen spor once Beyzbol, sonrasinda NFL dedigimiz Amerikan futbolu geliyor. NBA ve digerleri onlari takip ediyor..

Yillar once buraya futbolu getiren clup kuran Cosmos’un Baskani rahmetli Ahmet ertegun’u burada anmadan gecemiyecegim, o donemlerde Pele , Beckenbaur v.d bizdende Yasin gibi bir usta kaleciyi transfer etmesine ragmen gencler bu sporu bilmedigi icin ligler kurulamadi..

Bugun ise milyonlarca genc soccer oynuyor, hem ligleri FIFA kriterlerine uygun , yavas yavas NFL’den bozma stadlar yerine soccer stadlari yapiliyor, Kadinlarda dunya sampiyonluklari var, cok yakin zamanda erkeklerde Amerika sampiyonlugu gorulurse hic sasirilmasin, yakin zamanda onemli turnuvalarda yari final ve final oynama sanslari var zamanla bu onlari kupaya tasiyacaktir , 20 yil icinde yasayanlar bunu gorecektir..

Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler

Yurt disindaki Turklerin daha iyi organize olmalari !!

Yurtdışında yaşayan Türkler’ in daha iyi organize olabilmeleri için
1- Bulunduğunuz ülkede uzun yıllar yaşayacaksanız mutlaka vatandaşlığa geçmeyi düşünün.
2- Eşleriniz bulunduğunuz ülke vatandaşı olursa uyum sorunlarınızı daha kolay aşarsınız.
3- Mutlaka ama mutlaka bulunduğunuz ülkenin yabancı dilini iyi öğrenmeye çalışın.
4- Koşullarınız uygunsa bulunduğunuz ülkede eğitiminizi arttırın.
5- Spor ve hobilerinizi geliştirin. Yerel kulüp ve derneklere üye olun.
6- Türk dernek ve kulüplerinde  politize etmeden faaliyet gösterin. Din, dil, ırk ve inanç ayrımına girmeyin.
7- Sizin gibi diğer yabancılarla da kaynaşın ve ortak sorunlar hakkında yardımlaşın.
8- Bulunduğunuz ülke vatandaşı olarak  yerel ve hukumet yonetimlerinde yer almaya gayret edin..!
9- Kendi ülkenizden davet edeceğiniz sanatçı, sporcu, bilimadamı vs. ile düzenleyeceğiniz seminer, fuar ve kongre gibi faaliyetlerle ses getirin.
10- Bulunduğunuz ülkedeki yerel idareci, politikacılar, basın gibi kişi ve kurumlarla iyi ilişkiler kurun.

Bunları tabi ki arttırabiliriz ve unutmayalım ki birlikten kuvvet doğar. Tek başınıza ancak kendinizi kurtarabilirsiniz ama birlikte hem kendinizi hem de başkalarını kurtarabilirsiniz..!

My Family!!!

 
Posted by Picasa

Ayse-Candas ve Cihan

Birdiler uc oldular, geriye baktigimda hayatta en buyuk hazinenin ailem oldugunu dusunuyorum , simdiki aklim olsaydi 5 cocugum olsun isterdim.. Cocuklar buyuyor, kendi hayatlarini yasamaya basliyor aynen bizim yaptigimiz gibi .
Babanizi ve annenizi  seviyorsunuz sanki hep yasiyacaklarmis gibi dusunuyorsunuz,,’
Gun oluyor hepsi birer hatira olarak kaliyor..
Annemide , babamida kaybettim , Agabeyimde rahmetli oldu.
Cekirdek ailemde henuz cok kucukken oglumuda kaybettim ..
Allaha hep duaci oldum, bana iyi bir es ve saglikli evlatlar verdigine hep sukrettim..
Annemi ve babami hic ihmal etmez, her hafta kesinlikle ziyaret ederdim…
Aileler  Amerika’da  sukran gununde, christmas’ta  toplaniyorlar, onun disinda aileler kopuk, cocuk 18 yasina geldimi kendi hayatini yasamaya basliyor..
Turk aile yapisinda ise cocuk hep cocuktur…