Blog

Silivri’yi Eleştirmek Herkesin Hakkı, Askerin Değil!

Silivri’yi Eleştirmek Herkesin Hakkı, Askerin Değil!

Silivri davalarındaki hukuksuzluklar ve insan hakları ihlalleri ayyuka çıktı…

Ülke sınırlarını aştı, uluslararası arenada Türkiye’nin suçlanmasına yol açıyor.

Bu konuda herkes konuşuyor, herkes eleştiri yapıyor…

Ama Genelkurmay, kendi komuta kademesinin yüzde on kadarının tutuklu olarak yargılanmasına dikkat çekince kıyamet kopuyor.

Bu arada ben de bu açıklama için, istismar edilir kaygısıyla, “Keşke yapılmasaydı” diye düşündüğümü belirtmeliyim.

Nitekim tepkilere baktığımda kaygılarımda çok da haksız olmadığımı görüyorum.

***

Yazılarıyla genellikle sağduyunun sesini temsil eden Güngör Mengi bu tepkilerden farklı bir görüş dile getirdi.

“Korkmayın eleştiri mahkemeyi bozmaz”başlığıyla 8 Nisan günü Vatan’da şöyle yazıyordu:

“…Sanıkların tahliye taleplerine ikinci kez verilen ‘toptan ret’ kararı, zaten kendi içinde şüphe taşıyor.

Mahkeme Başkanı 162 sanığın toptan içerde tutulmaya devam etmesi kararına katılmadığını, etkileyici bir gerekçe ile belirtiyor. Ret kararı iki üye sayesinde oyçokluğu ile çıkıyor.

Dikkatten kaçırılmaması gereken asıl nokta şu:

TSK açıklamasında davanın özüne yönelik talep yoktur. Eleştiri ve itiraz, 162 askerin, tutuklanma şartları ortadan kalktığı halde tahliye edilmemelerinedir.

Yargılanmadan, hüküm giymeden ceza çektirilmelerinedir.

Bu yanlışı, mahkemenin duyabileceği şekilde ilk kez Genelkurmay mı açığa vurdu? Hayır.. Öncesi var:

Cumhurbaşkanı Gül bir değil birkaç kez konuştu. Uzun tutukluluğun fiili mahkûmiyete dönüştüğünden o da şikâyet etti. ‘Tutukluluk uzayıp cezaya dönüşmemeli’ dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç ‘Tutukluluk istisnadır. Her sanık için tutukluluk halini sonlandırmak lazımdır’ dedi.

Bitmedi.. Meclis Başkanı Şahin ‘Tutukluluk sürelerinin uzunluğu haksızlığa neden olmaktadır. Sayın Arınç’a katılıyorum’ dedi.

Bu hassasiyete uzak durmak için çaba harcadığı belli olan Başbakan Erdoğan bile geçen hafta Londra’ya hareketinden önce gazetecilere şöyle dememiş miydi:

‘Mahkemelerde süratli netice alınmasını, tutukluluk sürelerinin uzamamasını temenni ederiz.’

O bakımdan kimse askerin şikâyetini saptırmaya, mahkemeyi etkileme amaçlı bir eylem gibi göstermeye kalkışmasın.

Askere diklenmenin siyasi rantından yararlanmaya yönelik böyle bir niyet tamahkârlıktır ve artık geri tepmesi, tersine çalışması ihtimali de az değildir.

O nedenle Genelkurmay’ın baskı ve tehdit algısı bulunmayan kurumsal nitelikteki açıklamasını anlamamakta ısrar etmek, içerideki personeli için adil yargılanma hakkı taleplerini duymazlıktan gelmek, her şeyden önce hukuk devletini küçük hesaplara, hırslara, hınçlara feda etmek sonucu doğurur ki buna kimsenin hakkı olamaz.

Özgür eleştiriler bozmaz mahkemeleri, bağımsızlıklarını kaybetmek bozar.

Herkesin görüp yakındığı uzun tutukluluk sorununu, bu sorunun mağdurlarını temsil eden kurumun, yani Genelkurmay’ın gündeme getirmesi doğaldır.

Bundan korkulmaz.

Bu hak kullanılmıyorsa, adalet ve demokrasi adına asıl ondan korkmak gerekir.”

***

Ordunun geçmişte darbeler yapmış olması, bugün bazı subay ve generallerin lime lime dökülen kanıtlarla da olsa darbe teşebbüsünden yargılanmakta oluşu, insan hakları ihlallerinin ve hukuksuzlukların Genelkurmay tarafından da dile getirilmesini engellemeli midir?

Emre Kongar

Ibrahim Tatlises’ten once , Ibrahim tatlises’ten sonra….!

Degerli Arkadaslar

54 Istanbul dogumluyum , kurtlere karsi , Istanbul’un disini bilmeyen  insanlarda belli tepkiler vardi, doguya cok gitmezdik ve onlari ancak insaatlarda amela olarak calisirken gorurduk, Ibrahim tatlises’te Istanbulu insaatlarda calisan bir demir iscisi olarak bu sehri gormus  bir sanatcimizdir..

Bati ile dogu arasinda ucurumlar vardi , dogunun koklu aileleri Istanbul’a geldikten sonra doguyu unutur ve sinif degistirmek icin ancak nufus kagitlarinda dogum yerlerinde dogulu kalirlar, bazende siyaseten dogulu milletvekillerine ve is adamlarina yakin olmak icin bende “Diyarbakirliyim ” diyenlere rastlamak mumkun olurdu..

Dogu’ya yatirim yapmis is adamina rastlamak hemen hemen imkansizdi, onlarada hak vermek gerekirki, yatirim ortaminin tam anlamiyla gelistirilmedigi ulkemizde birde doguya yatirim yapmak basli basina buyuk bir riskti..

O yuzden dogudan devlet bir alirken 79 vermeye devam etti.. Ama her donemde siyasetciler , bu kesimlerden oy almak icin onlara hep balik vermeyi ve ankaranin gecmis hukumetlerinin onlari hep somurdugunu soyleyerek oy almaya calisti..

Bu insanlarda gelir dagilimindaki adalette batinin vergileri ile onlara hizmet geldiginin bile farkinda olmadan hep sikayet ederek devlet dusmani olarak yeni fidanlarin ekilmesine sebep oldular..

PKK teror orgutu tasarondu, uyusturucu ve silah tacirlerinin hizmetinde idi, tabiki bu gencleri kandirirkende , onlara bayrak ve vatan sozu vererek daglara cikardilar, Korucusu , iti, biti herkes bu isten ekmek yedi, sonucta Teror’de olen asker ve daga cikan bizim evlatlarimizdi, onlari kaybettik ama onlar sayesinde uyusturucu, kacakci, silah saticisi , korucularin agalari buyuk paralar kazandi…

Ibrahim tatlises’i kabul etmek kolay degildi o bir devrimdi , kendini kabul ettirmesi cok kolay olmadi, dunya standartlarinin cok ustunde olan sanatci kimligi , mukemmel sesi ve eserleri ile cok buyuk calismalar yaparak tum ulkenin gonlunde taht kurdu..

Birakin Turkiyeyi adi ortadogu ve avrupada ses getiren bir sanatci oldu..
Onun sarkilari milli marslar gibi herkes tarafindan soylenir hale geldi..
Dogu ve batiyi birlestirdigi gibi sozleri ilede cok onemli mesajlar verdi..

Oxford vardimida biz mezun olamadik , diyerek doguya siyasetcilerin egitim ve saglik yatirimlarinin gitmesinde onemli katkilar yapti..

Gerek egitimi, gerek yasadigi ortam , gerekse agalik sistemindeki o yoredeki toprak ve siyaset agalarinin uyguladigi yollari hayatinda uygulayarak onemli hatalar yaparak kotu orneklerde oldu…

Bunlar zaten hep vardi o onlari bir kac kez uyguladi , bu bile en azindan dogudaki rajon’u kamu oyuna gostermesi acisindan enteresandi..

Dogu kulturu simdi Batiya nufus nedeniyle geldi…

Insanlar adalete inanmadiklari icin kendi adaletlerini kendi yazmak istiyorlar ve o yuzden kendi biletlerini kendi kesiyorlar, iste en tehlikeli olanda budur.. Dogu kulturunde olan oldurerek adaleti saglamak, kadina baski, kadini oldurme , hakkini konusarak almak veya adli yollara gitmek yerine hakkini silahla almak ve sinirlendigi anda bir insanin hayati ile oynamak bir kultur haline geldi …

Ibrahim tatlises bize cok guzel gunler verdi, cok mutlu etti… Dogu ve bati arasinda bu yakinlasma herkesin ailesine dogulu gelin ve damatlarin gelmesine neden oldu.

Ibrahim tatlises ortada bir kisilikti, ne dogulu nede batili olabilmis ama baristan ve kardeslikten yana olmayi artik hayat felsefesi olarak kabul edebilecek bir kisilikti…

Insan oglu olarak kinleri, hirslari ve tepkileri zaman zaman onun icinde kalmis bazi taraflarini ortaya cikardi ama ozunde aglayabilen, insan seven , hepimizin gonlunde yer etmis ustun bir sanatci idi..

Insallah allah onu bize bagislar ve insallah yasayarak daha onemli yerlerde onemli mesajlar verebilen bir kisilik saglar..

IYi taraflarini gormek beni daha mutlu ediyor , diger taraflari bu ulkenin artik kanayan yarasi, insanlarin silaha sarilmasi, kendi adaletini kendi yaratma duygusu , sorun oldugunda hukukcu, polis ve devlet ile yargiya gitmemeleri onlarin bu kurumlara olan guvensizliginden kaynaklanmakta..

Insanlar neden silaha sariliyor demek yerine, biz neyi yapamiyoruzda bu insanlar kendi adaletlerini kendileri dagitmaya kalkiyorlar dedigimiz gun bu sorunlari cozebiliriz diye dusunuyorum..

Is adamlarimiz devlete guvenme yerine , kendi korumalarina, guvenlik sirketlerine ve mafyada arkasini bagladigi cetelere daha cok guveniyor, henuz bu konuda degisen bir sey yok , ulke olarak geldigimiz yer burasi buradan nasil cikabilirizin cevabida hukuk devleti ve guvenilen devletten geciyor, insanlar devlete guvenirlerse, bu suclari isleyenler , egitim duzeyi gelismemis insanlar , hapislere girip , birer kahraman olarak cok kisa surede infaz ve af yasalari ile disari cikabiliyorsa sistem bu isleri ticaret olarak yapilmasina ve sektor olusmasina neden olmaktadir, bu pastada ne yazikki bu ulkede siyaset-medya -ticaret ucgeninde bolusulmektedir, iste ulkede en onemli tehlike buradadir, ceteler her yeri sarmistir..

Bu acidan bu olaydan alinmasi gereken cok ama cok buyuk dersler vardir..

Sevgi , saygi ve selam ile

Mujdat guler

Anlayana sivri sinek az, anlamayana Davul zurna az….!!!

Sayın Başbakan, fatura elbette size çıkar, hesap sizden sorulur!
06 Mart 2011

Sayın Başbakan; Türkiye’de basın özgürlüğü darbe yiyorsa…
Gazeteciler, yazarlar hapse atılıyorsa…
Haklarında sürekli dava açılıyorsa…
Bu durumda fatura size çıkar.
Başkasına değil.
Hedef tahtasına oturan siz olursunuz.
Yürütmenin başı sizsiniz çünkü.
Türkiye’yi yöneten sizden başkası değil.
Onun için hesap da sizden sorulur.
Demokrasiler böyle işler.
Üstelik parlamentoda mutlak çoğunluk sizin partinizde. Özgürlükleri kısıtlayan, demokrasinin kolunu kanadını kıran yasaları değiştirmek de sizin elinize bakıyor.
Sayın Başbakan;
Çok yakın geçmişe kadar yargı kararlarından en çok şikâyet edenlerin başında geliyordunuz.
Birçok yakınmanızda haklıydınız.
Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın demokrasi ve hukuk devletine ters düşen, Türkiye’yi birçok bakımdan cendereye sokan kararlarını kamuoyu önünde eleştiren de sizdiniz.
Bunun için anayasa dahil ilgili yasaları parlamentoda değiştirip 12 Eylül referandumuna giden ve yüzde 58 oyla yargı organında köklü değişikliklerin kapısını açan da, sizden başkası değil.
O yüzden bugün gazeteciler hapse atılırken, haberciler ve yazarlar hakkında ceza davaları açılırken, “Ne yapalım yargı!” demenin herhangi bir inandırıcılığı olamaz.
Nitekim olmuyor da.
Kendi istediği vakit yargıya karşı sesini yükselten bir başbakan…
Kendi istediği vakit yargıda radikal değişikliklerin kapısını açabilen bir başbakan…
Ve bunun için halkoylaması riskini bile göze alabilen bir başbakan…
Böyle bir başbakan, eğer basın özgürlüğü darbe yerken, hukukun üstünlüğü yara alırken suskun kalırsa, olanları eli kolu bağlı seyreder, “N’apalım yargı!” demekle yetinirse, o da bir zamanların siyasetçilerine benzer.
Bir başka deyişle:
Türkiye’de bir zamanlar demokrasiyi sadece kendileri için isteyen, demokrasiyi sadece kendi seslerinin çıkması zanneden ‘eskiler’e, Soğuk Savaş döneminin liderlerine benzemeye başlar.
Sayın Başbakan;
Siz bir şiir okuduğunuz için hapse atıldınız bu ülkede, 28 Şubat döneminde.
Daha geçen cuma günü de bir yazar, İsmail Beşikçi, bir sözcükten dolayı hapse mahkûm edildi. Kürdistan diye yazdığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İfade özgürlüğüne sığar mı bu? Demokrasiye sığar mı? Her şey bir yana vicdana sığar mı?
Unutmayın;
İsmail Beşikçi Kürt sorunu çerçevesinde yazdığı kitaplardan dolayı hayatının 17 yılını hapiste geçirmiş gerçek bir demokrasi kahramanıdır (*).
Sayın Başbakan;
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de bir sözcük yüzünden yazarları hapis cezasına mahkûm edebilen bir yargı düzeni varsa…
Bu düzene karşı sesini yükseltmek demokrasi duyarlığının kaçınılmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün kolunu kanadını kırabilen bir yargı düzeni varsa…
Bu düzeni değiştirmek için düğmeye basmak, demokrasi ve hukuk devletinin olmazsa olmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de düşünceyi ‘suç’ sayabilen, daha hâlâ gazetecileri, habercileri, yazarları, düşünürleri hapis korkutmacasıyla baskı altına almak isteyen bir yargı düzeni ve yargısal zihniyet varsa…
Bu düzeni değiştirmek için ‘siyasal irade’nin gösterilmesi demokrasinin ve demokrasi kültürünün vazgeçilemeyecek bir gereğidir.
Sayın Başbakan;
Arkasına siyasal irade koyduğunuz içindir ki, demokrasi tarihimizin en önemli davaları, Ergenekon’lar, Balyoz’lar sahneye çıktı.
Ama şimdi o ‘siyasal irade’yi özgürlükler için koymazsanız, hem demokrasinin gereği yapılmış olmaz, hem de Ergenekon ve Balyoz da tıpkı 28 Şubat döneminin Susurluk’u gibi rayından sapar, yazık olur.
İyi pazarlar!

Hasan Cemal

Mustafa Balbay insanimiza onemli mesajlar veriyor…!

“Haydi dedim kendime,

Silivri toplama kampını

Dolum tesislerine çevir.

Haftada bin sayfayı devir.

Her aya bir konu ayır

Ama Anadolu’yu biraz kayır.

Bir nefeste 40 Anadolu kitabı

Nasıl doldum; zorladı içimdeki kabı.

Tutukluluk bir yılı aşınca

Dava tümüyle hukuk dışına taşınca

Bir kez daha buluştum, konuştum kendimle

Dolum tesisleri iyi gidiyordu

Ruhum her yeni kitapla bayram ediyordu

2. yıl için ne yapmak gerek

Aynen devam mı,

Yoksa koymalı mı yeni bir erek.

İçimden oybirliğiyle koymalı kararı çıktı.

Belli ki hapis sürecinin ucu açıktı.

Silivri dolum tesisleri tabelasını

Törenle kaldırdım

Yenisini koydum:

‘Silivri üretim tesisleri.’

Haziran 2010’dan itibaren

Bir yılı üçe böldüm

Bir Silivri üçlemesinde karar kıldım.

Birinci kitabı

Hedeflediğim tarihte tamamladım:

Silivri Toplama Kampı – ZULÜMHANE

Ergenekon iddianamesinin içeriğini,

Mahkemede yaptığım savunmayı,

Silivri hapishanesindeki hayatı

Konu ettim.

İkinci kitap

Birincinin kaldığı yerden başlıyor

Her şeyi manzum bir dille

Anlatmayı hedefliyor.

Madem düştün zindana

Eser getir meydana!

Mustafa Balbay

Demokrasi liginin hangi kumesindeyiz ???

Degerli Arkadaslar..

Turkiye dunya demokrasi liginde bir cok yerde analizleri yapildi..
1. Freedom House 2010 raporunda Türkiye’nin “kısmen özgür” devletler arasında yer aldığını görduk. Bu kategorideki devletlerin özellikleri şunlar: Hukuk devleti zayıf. Yolsuzluklar ileri düzeyde. Etnik ya da dinsel mücadeleler var. Sınırlı bir çoğulculuk görüntüsü altında tek parti egemenliği geçerli.

2. Economist Intelligence Unit’in 2010 raporu Türk demokrasisi hakkında daha ayrıntılı bilgi veriyor. Türkiye, tam demokrasi ve kusurlu demokrasilerden sonra gelen “hibrid ülkeler” sınıfına giriyor. Seçim notu 7.9. Buna karşılık katılım 3.9, demokrasi kültürü 5, hak ve özgürlükler 4.7. Başka bir deyişle, Türkiye’de secimler dürüst yapılıyor. Ancak özgürlükler sınırlı, katılım zayıf, demokrasi kültürü iyi değil.

3. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni en çok ihlal eden devlet olduğunu ve Rusya ile birlikte hakkinda en cok dava acilan ulke oldugunu bilmeyenimiz hemen hemen yok gibi ..

Türkiye’de uygulanan demokrasinin pek çok temel kusuru var. En buyuk kusuru ise kuvvetler ayriliginin olmayip , kuvvetin tek bir elde toplanmasidir. Siyasi parti liderleri , yasamayi tayin edecek vekilleri atar, halkin onune atadiklarimi secin diye cikar, sonra anayasa ile yargi siyasi iradeye bagimli oldugu gibi, birde mufettisler Basbakanliga bagli oldugu icin yargida siyasetin emrine girer, medya ve denetim kurumlarida siyasetin emrinde oldugunda yasama-yurutme-yargi ve medya tek kisinin eline gecip, büyük bir güç olusur. İktidar denetiminde bir yargı, sindirilmiş bir basın, yandaşlarla doldurulan partileşmiş bir devlet, iyicene daraltılan bireysel hak ve özgürlükler alanı, keyfi tutuklamaların, yasadışı telefon dinlemelerinin, sabaha karşı yapılan aramaların, gözaltların yarattığı korku Türkiye’de bir baskı ortamı yaratıyor. Soluk alacak yer bırakmıyor. Türk demokrasisini “hibrid ülkeler” sınıfına sokuyor. Türk demokrasisi güç egemen yönetimler modelinin özelliklerini taşıyor. Bu ise gerçek demokrasi değil, demokrasiye alternatif bir modelde degil, gelisen demokrasinin henuz orta egitimi demek yerinde olur.. Henuz bu ligin ucuncu kumesinde oynuyoruz …

Daha onumuzde asilmasi gereken cok engel vardir, 1876’da ana okuluna yazildigimiz bu egitimde , arada 100 yillik bir fark olsada , bu farki sene olarak 20 seneye indirmemizde basaridir.
20 yili iyi degerlendirirsek , sorunlari bilen Turk halki , cozumlerinde bulunmasinda basaktor olacak ve sonucta “Egemenlik kayitsiz ve sartsiz halkin olacaktir.. “

Gelismis turk insanini Demokrasi disinda bir modelle yonetmek 20 yil sonra mumkun olamiyacaktir.. Bugun korku daglari bekler misali insanlar kistirilmis, korkutulmus, ekonomik sikintilar icine sokulmus, kavram kargasalari icine dusurulmustur..

Bu millet cok kotu gunler gormustur, bu gunleride atlatacaktir.. Benim Turk milletine guvencim sonsuzdur ve Demokrasi okulunu bitirip universitenin  mezunlari arasina girebilecektir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Nedim Sener’in Kitaplari , odulleri ve dustugu durum!

Degerli Arkadaslar

Savcilarimiz iddianame hazirlayacak, TCK ile ilgili kim suc islemisse onun hakkinda tabiki arastirma yapacak, gazetecilerde olaylara tarafsiz kisilik olarak bazen savci katibi gibi, bazende savunma avukatinin katibi gibi calisarak bazen savcinin bazen sanigin yaninda yer alarak tarafsiz iddianamelerdeki dogrulari dahada ileri goturecek bilgi ve belgeleri kamu oyuna aktaracak bazende arastirmaci kisilikleri ile savunma avukati gibi halkin avukatligina soyunacak, bunlari yaparsa o zaman kuvvetler ayriligi ilkesi isleyecek ‘DOGRU VE GUVENLI YARGILAMAYA” giden yolda Medya’da sorumlu olarak ustune dusen gorevi yerine getirecek.. !!

Siz simdi gazeteci en dogal gorevini yapiyor diyerek onlari iceri almak veya baski altina almak icin emniyeti ve savciligi kullanmak bir korku imparatorlugu yaratmak olurki buda demokrasiye gecmemizde en onemli sorun olarak karsimiza cikar..  !!!

Kamu oyu vicdani dedikleri olay cok onemlidir, davalar cok iddiali delillerede dayansa bile , her davanin en onemli savcisi halktir, kamu oyu destegi alinmadan , yargiyi ehil ve bagimsiz yapmadan, saydamligi saglayip, gazetecilerin kitap yaptigi konulari ;

Savcilarimiz, mahkemelerimiz, meclis arastirma komisyonlari, devlet denetleme kurumlari, vergi dairelerimiz v.d ortaya cikartip takim calismasi yapmadan, bugun oldugu gibi, herkes ayri telden calar ve bu kadar bilgi kirlenmesi icinde halk kime inanacagini sasirir, korkak , kendine guvenmeyen asalak bir toplum yetisir..  !!!

Iste en onemli tehlikede buradadir..  !!!

Eger hedef kendine guvenmeyen , bir halk yaratilmak isteniyorsa, arastirma lafini kafalardan silmek, arastirmaci gazetecilik istenmiyorsa yapilanlar cok dogrudur, yargiya guven zaten azalmis, onu dip yaptirmak isteniyorsa dogru yoldayiz, siyasetciye guveni sarsmak istiyorsakta  dogru yoldayiz, bu yolda devam edelim derim..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

KİTAPLARI-

Tepeden Tırnağa Yolsuzluk (Metis Yayınları 2001)

Naylon Holding (OM Yayınları 2002)

Uzanlar-Bir Korku İmparatorluğunu’nun Çöküşü(Güncel Yayıncılık) (2004)

Kod Adı Atilla (Güncel Yayıncılık) (2004)

Fırsatlar Ülkesinde Bir Kemal Abi (Güncel Yayıncılık) (2006)

Hayırsever TERRORIST(Güncel Yayıncılık)(2006)

Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları (Güncel Yayıncılık)(2009)

Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat(Güncel Yayıncılık)(2009)

UĞUR DÜNDAR-İŞTE HAYATIM (Doğan Kitap) (2010)

-GAZETECİLİK ÖDÜLLERİ-

1998, 1999, 2000 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yılın Ekonomi Muhabiri

ödülleri.

1998 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü,

2002 Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü.

2003 yılında Transparency Internatiional (TI)’nın Türkiye ofisi Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği (TSHD) tarafından “Uluslararası Dürüstlük Ödülü” Türkiye adayı seçildi.

2007 yılında Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü kazandı.

2009 yılında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “Basın Özgürlüğü” ödülüne layık görüldü.

2010 Yılında Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü

2010 yılında Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabı nedeniyle Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü verildı.

2010 yılında merkezi Avusturya’da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü(International Press Institute) tarafından dünya genelinde ismi belirlenen 60 “Basın Özgürlüğü Kahramanı” arasında yer aldı. Dünyanın değişik ülkelerinden 60 Basın Özgürlüğü Kahramanı listesinde Türkiye’den Abdi İpekçi ve Hrant Dink’in ismi de yer alıyor.

Milli gorus, Erbakan (2 )

Degerli Arkadaslar ,

Milli gorus ve Sn, Erbakan’la ilgili bu kosede 20 aralikta bir yaziya baslamistik ancak bugun sn, Basbakanimizin oldugunu ogrendim kendisine Allahtan rahmet diliyorum. Dirayetli ve pes etmeyen kisiligi ile hep hatirlanacak,nuktedan bir kisiligi ile bizleri hep guldurecek.. Ama en cok hatirlanak alani ekonomiye getirdigi ” Havuz sistemidir “

Sn. Erbakan iktidar oldugunda kamu iktisadi kurumlarinin paralari bankalara faizsiz mevduat diye yatiriliyor ama ayni devletin kredi isteyen kurumlarida bankalardan faizle para talep ediyor sonucta hepsinin sahibi benim diyerek bir havuz sistemi yarattilar ve devlette cok ama cok onemli bir faiz tasarrufu saglandi..

Erbakan hocanin Milli gorusunde en begendigim tarafi, faizle kalkinma yerine kendi kaynaklarimizla kalkinma ilkesidir, agir sanayi hamlesi , kalkinma ve adil duzeni siyasette cok kullanmistir ama bunlari cozme sansini yakalayebilecek kadar iktidarda yetkileri olmadigi gibi zamanida olmamistir ama ondan sonra gelen talebeleri milli gorusu, global ekonomi ile birlestirerek, halkin cogunluguna hitap eden bir merkez partisi haline gelerek tek basina iktidar olmuslardir..

Turk siyaset ve ogretim hayatindan Prof, Necmettin Erbakan guzel hatirlarla gelip gecti, ulkemize yaptigi katkilardan dolayi kendisine tesekkur ederiz ..

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler

28 Subat’a nasil gelindi, 28 Subat’i nasil cozebiliriz !!

28 Haziran 1996 tarihinde Başbakanlık koltuğuna oturan Necmettin Erbakan, 28 Şubat 1997’de “post modern darbe” olarak nitelendirilen MGK toplantısı sonrasında alınan kararlar ile önce başbakanlık görevini koalisyon ortağı Çiller’e devretmek istemiş ancak Cumhurbaşkanı Demirel’in hükümet kurma görevini ANAP Lideri Yılmaz’a vermesiyle iktidarı bırakmak zorunda kalmış, kendisine siyasi yasak getirilmiş ve bir daha partisi Meclis’e girememişti.

28 ŞUBAT’A NASIL GELİNDİ

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Başbakanlığı’nda kurulan RP-DYP koalisyonu sırasında yaşanan birçok olay 28 Şubat’ın nedeni olarak gösterilmiştir. İşte darbe nedeni olarak gösterilen olaylar: – 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarf ettiği sözler muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.

– 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, -Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi.
 Karatepe konuşmasında şunları söylemişti: “ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ” Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.

– Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997’de, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.

– Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.

– 30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.

– 5 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.

– Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.

– 11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 ŞUBAT KARARLARI

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı. 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 ŞUBAT SONRASI GELİŞMELER –

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı.

– 13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.

– 21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.

– 3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.

– 7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.

– 10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.

– 18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.

– 19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.

– 30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOL-D hükümetini kurdu.

Bu donemde bermuda seytan ucgeni dedigimiz Is adami -Siyasetci -Medya bu iste askeri cok kotu kullandi , asker yukardakileri gordugu icin dogal olarak tepkili davrandi , halkin oyunu degistirenler aynen gunes otelinde oldugu gibi siyasetciyi , medyayi satin alanlardi .. Cozum icin

1. DYP milletvekillerinden ANAP ‘a transfer olanlarin mal beyanlari ve servet beyanlari alinsa, o tarihteki banka hareketleri izlense, kimin hangi baskilari yaptigini ogrenmek bu kisilerle konusarak saglanabilir hala bu milletvekillerinden bazilari sagdir.. Medya mensuplarinin o donemdeki para haraketleri izlense, cok gercek ortaya cikar..

2. 28 Subattan sonra iktidar olan Mesut yilmaz Hukumetinin is adamlari ile ilgili akceli isleri, servet beyanlari, burokratlarin ve medya mensuplarinin ve askerlerin mal beyanlari incelense devleti Kreiz silkeleme operasyonunda kimlerin keriz diye silkeledigi anlasilacaktir..

3. 28 subatta Turkiyede yasiyordum o donem oncesinde sermaye soyle olustu, Devletin parasini kendi bankalarinda mevduat diye tut, bunu bankalara gelmesi icin burokrati, siyasetciyi kullan sonra ayni parayi keriz devlete yuksek faizle sat.. “Keriz devleti silkeleme operasyonu ” dedigimiz bu olayi Prof. Osman hocam , sn, Erbakanin bas danismani olarak havuz sistemini kurarak cozdu , ulkenin % 88 vergi gelirleri faiz odemesine gidiyordu ve ulkede en onemli devrimlerden biridir, 28 subat kayit disinin , kendini kayit icine almasina yanasan iktidari atmasidir ve ondan sonra gelen hukumetler her ne kadar “Nerden buldun ” diye sormak istemislerdese gene iktidara “Nerden buldun ” diye sormayacagiz diyenler gelmistir, o yuzden 28 subatin ancak askerlerini yargilayabilirler, su anda 28 subati yapanlar zaten mevcut iktidarin yanindadir, resme bakin ilk siranin arkasinda kendini gostermek icin kafasini kaldiranlara bakin iste 28 subatcilar onlardir ve ulkede hala

Mal beyanlarindaki gizlilik maddesi kaldirilmadigi icin, nerden buldun sorusu sorulacak, saydamlik, demokrasi ve denetimin bagimsizligi ile siyasal partinin ve milletvekilin bagimsizligi ile yarginin bagimsizligi ve ehil olmasi , denetiminde ayni sekilde ehil ve bagimsiz olmasi saglanamadigi icin Kayit disi ulkeyi hala yonetmektedir.. Bu yapi 28 subatlari cozemez ancak oy almak icin bir kac pasayi daha iceri atar ve oyunu biraz daha arttirir, yarin bu cete bu seferde bugunku iktidar yolsuzluk yapti, kendi zengini yaratti diyerek onlar gene baska bir kullanacaklari kisileri iktidar yapar ama gene resme bakin onlarin kafasi 60 yildir hep ayni yerdedir, o yuzden “Keriz silkeleme operasyonlarinda ” dikkatli olup Keriz olmamaya bakin lutfen..’

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

KOÇ’SUZ 15 YIL

KOÇ’SUZ 15 YIL
Vehbi Koç’u kaybedişimizin 15. yılında onu anıyoruz. Vehbi bey “Türkiye varsa ben de varım” derdi.
Türkiye’ye olan sorumluluk izleri yaşamının her alanında görülür.
Bunlardan bazılarını daha önce yazmış olabilirim ama gene de vurgulamakta fayda var.
“Vergi” konusunda Vehbi bey miladı oluşturmuştur.
En fazla vergi ödeyenlerin her yıl açıklanması Vehbi Koç’un fikriydi. Bunun hayata geçirilmesi için uğraştı ve sonuç aldı.
Bir arkadaşının teknesiyle hayatının ilk mavi yolculuğunu yapmıştı.
Her sabah bir köyde karaya çıkıyor ve yürüyüş yapıyorlarmış.
Antalya yakınlarında köylüler ona sevgi gösterilerinde bulunmuşlar, şöyle demişler:
“İlk traktörü, ilk buzdolabını, ilk otomobili bize sen verdin teşekkür borçluyuz.
Ama biz seni asıl en çok her yıl vergi şampiyonu olduğun için başımızın üstünde taşırız.”
Kemer koyunda buluştuğumuzda bunu anlattı, gözleri dolu doluydu.

HEDİYE DEFTERİ
Vehbi bey “dürüst” insandı.
Evine gelen hediyeler için özel bir defter tutuluyordu.
Hediyeyi getiren, hediyenin tanımı, geldiği tarih, getirenin adı, teslim alanın adı ve imzaları.
80’li yıllarda evlere, işyerlerine baskınlar yapılıyor, kaçak kahve, viski aranıyordu.
Millet şişe şişe viskiyi, neskafeleri tuvaletlere dökmüştü.
Vehbi bey ise haftanın 5 günü akşamüstleri yaptığı gibi bir kadeh bol sulu ve buzlu viskisini gönül rahatlığıyla içmeye devam etmişti.
Veremeyeceği hesabı yoktu.
Bu defter tutma adedini İsmet İnönü’den öğrenmiş.
Uygulamış.
Neden sadece haftanın 5 günü birer kadeh viski?
Sağlığa faydalı olduğunu düşünüyordu.
Ancak perşembe akşamı ve camide namaz kıldığı cuma günleri içmezdi.
Günde 5 sigara kontenjanı tanımıştı kendine.
Her sigara için de bir saat belirlemişti.
O düzene dakikası dakikasına uyardı.
Vücudun içe çekmeden 5 sigarayı tolere edebildiğini söylemişlerdi.

VEHBİ?BEY VE İNANÇ
Vehbi Koç’un inancı kuvvetliydi.
5 vakit namaz kılar, ramazanda oruç tutardı.
Hacca gitmişti.
Bazen bir fikrini “hacı baban işte böyle düşünüyor” söylemiyle gülümseyerek noktalardı.
Namaz ve oruç inançlarının gereği olmasının yanı sıra kendine güven testiydi.
Bir gün o yaşında hâlâ 1 ay boyunca oruç tutabilmesi nedeniyle kendine sözlü ödül verdiğini şöyle söylemişti:
“Ramazan bittiğinde ‘aferin Koç’ dedim kendime…”
Son yıllarında eğilmekte zorluk çekiyordu.
Masanın üzerine bir yastık konmuştu. Alnını secdeye böyle getiriyordu.
“Tutumlu” olduğu bilinir ama yardım severdi.
Yardım isteğini yansıtan mektupları mutlaka okutturur eğer bir katkıda bulunması gerektiğine ikna olursa, önce ciddi bir araştırma yaptırırdı.
Acaba mektupta yazılanlar gerçek mi?
Yardımı istek sahibine nakit olarak vermek yerine istediğini sağlamayı tercih ederdi.
Örneğin hastane parası istenmişse bu bedeli doğrudan hastaneye öderdi.
Kendini emekliye ayırdıktan sonra 3 hizmete yoğunlaşmaya karar vermişti.
“Türk Eğitim Vakfı, TEMA, Türkiye Aile Planlaması Vakfı…”
Eğitim, kaliteli insan yetiştirecek kadar kaynak için nüfus planlaması ve kaliteli toprak…
Artık Zincirlikuyu’da…
Üzerine nur yağsın
Guneri civaoglu Milliyet