Blog
Askerin Demokrasi icin tehlike olmadigi goruldu !!!
Degerli Arkadaslar
Askere dogru ve guvenli yargilama sansi taninmadigi halde ,akerimiz buyuk bir sabir gostererek cozumu demokrasi disinda aramak yerine, sn, Genel Kurmay baskanimiz tepkisini demokrasi sinirlari icinde kalarak , demokratik olarak “istifa “ederek ve cok guzel bir uyari ile tarihe gececek bir uyarida bulundu .
Yargiya ve siyasetciyede kendinize gelin diye uyariyi ihmal etmedi..
Demokrasi ehil ve bagimsiz yarginin ustune kurulabilir… sozu cok manidardi…!!
Gecmiste Askerimiz gerek icerden , gerek disardan gelen gazlar karsisinda kendini ulkenin kurtaricisi yerine koyarak , “Vatan kurtaran Asker olmaya ” soyunurdu, demokrasi ancak demokrasi icinde hatalari gorup, ogrenerek gelistirilebilecek bir rejim, halkin oyuna guvenmeyip, bu halk cahil secmesini bilmiyorlar diyerek onun yerine anayasa yapip, ona millet vekilini bile sectirmeyecek anayasalar yapanda asker, bugunku demokrasi icinde gerekeni yapanda Asker , kamu oyu bu yapilan hareketi iyi anlamali ve demokrasiye hizmet eden bu Genel kurmay baskanini sevgi ve saygiyla anmali ..!
1960 Ihtilali oncesindede Demokrasiye saygili generallerimiz halktan buyuk tepkiler almislar, albaylar cundasi tarafindanda Imralida apoletleri sokulerek mahkum edilmislerdi.. Askerimiz demokrasiye saygilidir, cok partili sisteme gecmede 1950 secimlerinde sandik guvenligini saglayanda askerimizdir..
Zaman zaman asker bu anayasa benim , ulkede benim en guclude benim diyerek ikide bir demokrasiye ince ayarlar yapmaya kalkismistir, ancak son yillarda siyasetci ipin ucu bende diyerek govde gosterisi yaparak , gozunun ustune kasin vardir diyerek generalleri iceri atmakta , kamu oyu onundede askeri ihtilallere
Askerimiz demokrasinin icinde nerede olmasi gerektigini biraz pahali ogrendi, bakalim siyasetciler, yargiclarimiz, medya ve denetim uzmanlarimiz demokrasinin neresinde durmasi gerektigini buyuk bedeller odemeden ogrenip, nerede durmasi gerektigini bileceklermi…?
Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler
Dis ticaret acigini Amerikan pazarina girmeden cozmek mumkun degildir..!
Degerli Arkadaslar,
Türkiye, 2010 yılında toplam 113.7 milyar dolar ihracat yapti, ABD’ye yapılan ihracat 4.2 milyar’da kaldi .
Türkiye’nin toplam ihracatı içerisinde ABD’nin payı yüzde 3.2 oldu. Dünyanın dışa bağımlı en büyük ekonomisine sahip olan ABD, 2010 yılında toplam 2.3 trilyon dolarlık ithalat yaparken, Turkiye bu konuda gecmiste bir donemler arti verdigi dis ticaretinde Amerika bile Turkiye’ye karsi dis ticaret fazlasi vermeye basladi..
Türkiye, ABD’nin toplam ithalatı içerisinde sadece binde 18 paya sahip. Türkiye’den her yıl gelen ticari heyetlere, iş toplantılarına, fuarlara rağmen Türkiye’nin ABD’ye yaptığı ihracat 2004 yılında yaptığı 4.9 milyar dolarlık ihracatın da gerisinde kaldı.
Kumanda merkezinin atlantigin otesinde olmasi ve cozumu Buyukelciler, ticaret ateseleri ve toplantilarda arayanlar en onemli yanlisi yapiyorlar, Amerikan uretim ve satis yapan kisileri bu sistemin icinde kullanmak cozumler gitmede isimizi kolaylastiracaktir..
Her gelen siyasetcinin , gorevlinin Amerikayi yeniden kesfetmeye calismasi,gecmiste neden yapilmadiginin analiz edilip, nasil yapilacagi anlasilmadan cozumlere gitmek mumkun degil, yanlisin nerede oldugunu gorup, gorevi iyi bilenlere vermeden amerika’ya ihracati, insaat sektorunu ve hizmet sektorunu gelistirmek mumkun degildir..
Firmalarimiz Atlantigin otesinde kalarak burada yapilanmadan bir anda pazara girmek istemekte veya buyuk ihaleleri almayi dusunmektedirler, Karsan olayi buna en iyi ornektir, red sebepleri firmalarin atlantigin otesinde yapilanmalarinin olmadigini gosteriyor.
..
Turk firmalari , uc gunluk fuarlarla pazari tanimaya calisiyor , bu pazar diger pazarlardan farkli , Amerikalilar dis ticaret yapmak yerine , mali kapilarinda istiyor, o yuzden bu ulkeye buyuk mal satanlarin hepsi bu ulkede yapilanmalarini tamamladiklarini ve 365 gunluk sabit merkezlerinin oldugunu goruyoruz..
Turk firmalarimiza devlet buyuk imkanlar saglamis olmasina ragmen , ev odevine iyi calismayan ureticilerimiz , burada imkanlari olan firmalarida kullanmakta dikkatli hareket etmemektedir.. Devletin ofis, magaza tesvikleri ile Turquality tesviklerini okumayan, devlet bunlari vermez diyen , bana su isi iki dakikada anlat diyerek , okumadan hoca kesilen arkadaslarimiz tabiki bu ulkeye giremiyorlar..
Amerikada kurulmus sirketler ve bu ulkeye gelmek isteyen dogru planlama yapamayan, butceleri ilk basta cok gereksiz buyuk tutanlar veya cok kucuk tutanlar, arkalarina devlet tesvigi alamayan firmalarin cogu kisa surede donmek durumunda kaliyor, burada en onemli is nasil, nerde ve ne sekilde baslanacagi, efendim hangi eyalette yapilanacagim diyorlar..
Sirketi kurdugun eyalet tax avantajlari en iyi olan eyalettir, yonetimi yapacagin eyalet 12 ay ucaklarin inebilecegi, fuarlarin en cok oldugu en ucuz elemanlarin oldugu eyalettir, mali pazarlayacagin eyaletler urettigin urune gore farklidir, bayilik vermek uzere gelmissen ilk orneklerini urununle ilgili eyaletlerden baslayacaksin.. Tek eyalate bagli kalanlarin tabiki global marka olma sanslarida olmuyor…
Amerika’da arkana iyi danisman, iyi avukat, iyi mali musavir, iyi pazarlamaci elemanlari, iyi e-mail tanitim ve e-trade firmalari ile dukkanlar konusunda tecrubeli emlakcilari ve brokerlari almayan , finans , borsa ve tesvik imkanlari ile hibe kredilerini kullanmasini bilmeyen ekiplerin basarili olmasi ve dunya markalar ligine katilmasi cok zordur..
Bunlari cok maliyetli yapmaya calismakta cok zararlidir,kaliteyi ucuza alabilmenin bugunlerde imkani vardir..
Turkler atlantigin otesinden burayi devlet, burokrasi , TOBB ve is adamlari olarak idare etmek yerine , gene patronajin onlarda oldugu yonetimin burada oldugu dort eyalette “Turk ticaret merkezlerini ” yapilandirmadan neticelere gitmek mumkun olamiyacaktir..
Avrupa ekonomilerindeki küçülme dogal olarak Amerika pazarına duyulan ihtiyacı arttıracaktir. Afrika, Orta Doğu ve Körfez ülkelerindeki tüketim gücünün Amerika ile kıyaslanmasına imkan yok. Dünya markası olmak isteyen her markanın mutlaka yolunu düşürmesi gereken pazarlardan biri kesinlikle Amerikadir..
Türk ürünlerinin veya şirketlerinin Amerika pazarında karsilarinda buraya öğrenci veya çalışmak için gelmiş, kendi işini kurmuş, Amerika pazarının inceliklerini iyi algılamış girişimcileri goruyor, bu arkadaslar amerikan pazarini cok iyi biliyor ancak turk uretici ile ayni dili konusamiyor, Amerika’da insanlar iclerinden geldigi gibi konusur, Turkiye’de insanlar ise iclerinden geldigi gibi konusmazlar, ticari yapilari saydamlik ustune kurulmamistir, ana sorunlarda buradan baslar.
Onlari bir noktada bulusturmak sorunlari cozecektir, buda her iki ulkeyi bilen insanlarin yonettigi mekanizmalarda saglanir..
Bu blogta 2009’da yazdigimiz , sorunlar , cozum yollari ile ilgili degisen bir durum olmadi, birileri kulaktan dolma bilgilerle , kolay dedi hemen oncelikli eyaletler belirlendi tamamda oncelikli eyaletleri belirlediniz buralarda nasil bir yapilanma yaptiniz, akincilar olarak kimleri yerlestirdiniz, ne kadar butce ayirdiniz, ne yaptiniz, neden ihracati arttiramadiniz ?
Hala yerinizde sayarak, ne yapmayi dusunuyorsunuz ?
Diye adama sorarlar, makamlari doldurmak, gazetelere bol bol haber vermek, amerikayi kesfettik demek guzelde ne yazikki bu ulkeyi fethedemedik ve yerimizde saymayi birak dahada geri gitmeye basladik..
Yavas yavas artik takkeyi one koyup, nereye gidiyoruz, cozumlere nasil gidebiliriz demenin zamani gelmedimi ?
Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler
Orlando
Burasi Orlanda down town ve arkadaki cadde Orange ave. Kutlamada arkadas en onde gecen asker, arkadada sonradan gelende Askeri cemseler ve o donemlerde ulke baskanlari General , her ulkenin gecirdigi belli evreler var, Amerika 1776’da bu yana ic savaslar, dunya savaslari yasamis, demokrasini gelistirmek icin cok mucadele vermis bir ulke, 1960 lardan sonra degisime girmis halada bu degisimin icinde , etnik koken kavgalari, siyahlarin hurriyeti ugruna uzun savaslar verilmis, her sey sut liman degil gene , 308 milyon insan var, aydi dinlerden, ayri kokenlerden geliyor, bunlari bir arada tutmak ve eyaletler sistemi ile yonetmek bu kadar buyuk bir ulkede ve bu kadar sorunlari olan bir ulkeyi idare etmek hicte kolay degil, ustelik dunyada her ulkenin ve her insanin basi agrisa kesin Amerika’dandir denen bir yapinin icinde ve 2000 -2008 donemlerindeki kotu yonetimlerde itibarlarinin kaybolmasina buyuk neden olmus vaziyette, bu 8 senenin getirdigi itibar, ekonomik sorunlari cozmesi icin 20 senelik bir zamana ihtiyaci var…
Adaletin bu mu, benim demokrasim?..
Adaletin bu mu, benim demokrasim?..
“Yetmez ama Evet” dediler, demokrat kardeşlerim, A’dan, Z’ye değişmesi gereken bir çağ dışı anayasanın bir kaç maddesinin değişmesi isteğine..
Daha adil bir Türkiye olacaktık, “Evet” dersek.. Çünkü değişecek maddeler, hukuku daha adil, adaleti daha hızlı yapacaktı.. Yaptı.. Buyrun..
***
Marmaris’te taksi şöförü sabaha karşı evine zurna gibi sarhoş geldi.. Meme kanserli eşine çattı.
Çatmakla kalmadı, tekme tokat, öldüresiye dövmeye başladı. Üç çocuk, annelerini, babalarının elinden alamadılar. Çığlıkları duyan komşular polis çağırdı. Polis yediği dayaktan bayılan kadını hastaneye kaldırdı. Kadın şikayetçi oldu. Savcı 1.64 promil alkollü çıkan ve kanser hastası kadını öldüresiye döven kocayı serbest bıraktı. Ayşe Paşalı olayı meydanda ve daha binlerce Ayşe Paşalı olayı her gün devam ederken..
***
Başbakan, Abdi İpekçi Spor Salonunda bir toplantıda konuşuyordu. Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer adlı iki genç “Parasız eğitim istiyoruz” yazılı bir pankart açar açmaz, polis tarafından derdest edildiler. Önce karakola, ordan savcılığa, ordan mahkemeye gittiler. Mahkeme tutuklu yargılanmalarına karar verdi.. Gençler, 14 (Yazı ile ondört) aylarını içerde geçirdikten sonra, Marmarisli şöförün serbest bırakıldığı gün mahkemeye çıkarıldılar. Savcı konuştu..
“Silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü, önceden izin alınmadan yapılabilir. (Altında Türkiye’nin imzaları bulunan) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, düşünceyi açıklama ve dernek kurma hakkını düzenliyor.
“Haklarında kapatılma ve yasaklama kararı olmayan dernek ve örgütlerin eylemine katılan sanıklara, sırf katılmaları nedeniyle sorumluluk yüklenemez. Bu anayasal hakların etkin bir şekilde kullanımının önüne geçer. Sanıkların eylemleri, anayasal düşünceyi açıklama ve ifade etme sınırları içindedir” dedi.
Dikkat buyurun.. Sanıkların avukatları değil, iddia, suçlama makamı, gençlerin eylemlerinin, Birlemiş Milletler ve Avrupa İnsan Hakları anlaşmalarına uygun olduğunu, bu eylemi suç saymanın, anayasal ifade özgürlüğünü yok edeceğini söylüyor.. “Eylem yasaldır. Ortada suç yoktur” diyor ve “Beraat” istiyor.. Tekrar ediyorum.. Savcı, 14 aydan beri yatmakta olan iki gencin beraatini istiyor..
14 ay, bu ülke infaz yasalarına göre, çok ciddi bir mahkumiyet sürecidir. Mesela o sarhoş Marmarisli şöför, karısını döveceğine, 1.64 promille kaldırıma çıkıp bir adamı ezse ve öldürse, 14 ay yatmadan serbest kalırdı. Yüzlerce örneği var, kayıtlarda..
Bu gençler, hiç bir şiddet olayına karışmadıkları, hiç bir eylem yapmadıkları, sadece pankart açtıkları için, 15 yıla kadar mahkumiyet istenerek, 14 aydır yatıyorlar ve sonunda Savcı “Olmaz böyle şey” diye isyan ediyor.
Peki karar, benim demokrat kardeşlerim.. Peki, karar, sırf daha adil, daha demokrat bir Türkiye için, “Yetmez ama evet” diye haykıran kardeşlerim.. Peki, karar?..
“Tutukluluk hallerinin devamına ve davanın 6 Ekim’e ertelenmesine..”
Yani.. 14 ay yetmez.. Gençler bir pankart, tek bir pankart açtıkları ve “Eğitim hakkı” istedikleri için” 4.5 ay daha yatacaklar en azından.. Bu yazı da içerde geçirecekler.. Peki, savcının dediği gibi beraat ederlerse, hayatlarından çalınan bu 18.5 ay ne olacak, benim demokrat, benim adil Türkiyem’de?..
Bu haberlerin yayınlandığı gün, Cumhuriyet’in birinci sayfasının köşesinde, “Mustafa Balbay 811 gündür hapiste, 87 gündür hücrede” yazıyordu..
3 yıla yakındır, hapis yatan, üç aya yakın da, hücre işkencesi çeken Mustafa Balbay hakkında bir “İnfaz” kararı var mı?. Yargısız infazın dik alası bu değil mi?.
Ne zaman çıkacağı bilinmeyen Mustafa Balbay’ın suçunu bilen var mı?.
***
Size ne kardeşim, eğitim hakkı, özgürlük, adalet, demokrasi falan istiyorsunuz bu ülkede..
Kafanız mı bozuldu, tepeniz mi attı?.. Çekin kafayı, gidin karınızı öldüresiye dövün, içinizi rahatlatın.. Keyfinize bakın..
Bu ülkenin adaleti bu..
Hincal Uluc
Anayasa, kanunlarimiz ve yargiclarimiz Turkiye’ye uc numara kucuk geliyor..!
Degerli Arkadaslar
Gecmiste ozel bir anayasa mahkemesi uretmistik, uyelerini Cumhurbaskanlarinin atadigi Anayasa mahkemelerine bir karar gittiginde kararin ozune bakan gazeteciler bas koselerinde macin sonucunu bir gun onceden ilan ederler, mac 9-2 bitecek, mac oynanir sonuc aynidir. Simdilerde eski DGM yerine , OYM urettik bunlarinda uye secimi ve uyelerin artik kemiklesmis , omurgali bir duruslari var..
OYM bir cok mac oynandi , hakemlerimiz oradada hep macin sonucunu 2-1 olarak sonuclandiriyorlar..
Tabi bunu yapabilmek icin siyasetciler ve kamu oyu 30 yildir onlarin aklini elinden aldi, hukuk nosyonu olmayan bu insanlara ne verirsen yiyecek hale geldi, o yuzden adaleti dagitmak icin oraya yerlestrilen bu insanlar adalet dagitmak yerine onlari oraya getirenlerin dudugunu calan Ozel yetkili Hakemler oldu.. Halk ehil ve bagimsiz hakem yerine, kendi lehine duduk calan hakemi aradigi icin biz bu hale geldik…!
Hakem ehil degilse, hakem uluslarasi normlara gore, ornegin 4+3 =7 yillik hocali hukuk fakultelerinde egitim almiyorsa, ekonomik ve siyasal bagimsizligi yoksa tabiki memurlastirilmis, bagimsizligi elinden alinmis, mufettislerin ve yogun is trafiginin altinda ezilmis bu insanlar sahadaki maci yonetemiyorlar… ULkedeki anlayis hakem sendense iyi hakem, senden degilse kotu hakem mantigi bugunlere gelmemizi saglayan en onemli yanlisliktir..
Hakem kalitemiz arttikca, futbol kalitemizde artti ve sonucta cok ilerledik, hakimlerimizin kalitesi arttikca yargi kaliteside ayni sekilde artacaktir..
Hukuk egitim kalitesini arttirmaktan baslamak uzere, once yeterlilik imtihanlari yaparak yetersiz olanlari sistemin disina atip, mac satarak milyarder olan hakemlerin mal beyanlarini alarak “nerden buldun bu parayi hakem bey ” demeden, yakinlarindan servet beyanlarini alip , adliye tuccarlarinin ulkenin en zenginleri oldugunu gostermeden, anayasa degisikliklerini yaparak yargiya siyasal bagimsizligini vermeden, mufettislerimizin ve yakinlari olan avukat ve yargi tuccarlarini mac satan hakemleri, bilmez kisi olan bilir kisi diye ortada dolasan tuccarlari, hukuk fakultelerinde ders vermek yerine mafyanin, banka batiranlarin avukatligina soyunmus milyoner hocalarimizi sistemin disina atip, Prof, apoletlerini sokup,onlara gereken unvanlari vermeden cozumler gelmeyecektir..Ustelik bu temizlikten elde edilen kaynakla ulkenin dis ticaret acigini bile cozmek mumkundur, bu rakam cok ama cok buyuktur, saydamligin olmamasi ve nerden buldun kanunlarinin cikmamasi hep hakemlerin hesap verebilecek kadar durust olmamalarindan kaynaklanir..
Gecmiste asker dostlarima , is arkadaslarima , saygin profosorlere , onemli yazarlara durumu actigimda o donemlerde tarafli hakimlere yakin olduklarindan , hakimlerimiz icin omurgali cocuklar derlerdi, simdi gordunmu bana dokunmayan yilan bin yasasin demenin zararlarini ..!!
Illa bunlari yasamak gerekmezdi, hakim yakinimdir denerek, ben hakimlere inaniyorum dedinmi iste bir gun hakem senin tarafinda olmaz ve maci kaybedersin, en iyi hakem maci tarafsiz olarak yonetebilecek, ehil ve ekonomik bagimsizligini verdigimiz hakimlerdir..
Ehil ve tarafsiz hakimi saglamak kolay degildir, demokratik anayasa, yenilestirilmis kanunlar,ehil hakim , saydamlik ve bagimsizliklari ulke olarak saglamamiz kisa surede saglanamiyacaktir, bugun olayi kamu oyu ve tum siyasi partiler dogru anlayabilse, gecmisteki hatalarini 30 yildir ikdarda olan siyasi partiler bugun mecliste olduguna gore teshisi dogru koyup , gercekler ustunden yol alabilse bu sorunu 10 yil icinde cozmek mumkundur,teshis tedavinin % 80 idir, dogru teshis olmadan cozumler gelmiyecektir, senin hakimin , benim hakimim muhabbetleri ulkeye bir sey kazandirmaz,bu sartlarda macin sonucu onceden belli olan maclari seyretmek insana zevk vermiyor…
Omurgali hakemlerin maclari hep ayni skorla bitiyor..
Anayasa , kanunlarimiz ve yargiclarimiz Turkiye’ye uc numara kucuk geliyor…!
Hakimi ehil yapmadan, halktaki demokrasi ve hukuk kulturunu gelistirmeden anayasanin degismesi ve kanunlarin degismesi tek basina yeterli olmayacaktir…!!
Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler
Baba deyipte gecme…!!
Babamla 35 sene yasama sansini yakaladim , onu sagliginda tanimaya calistim ama babami tanimaya tam basladim derken babami kaybettim, olumunden sonra teybi geri sarmaya calistigimda onu daha iyi tanidim, seneler gecince bende baba oldugumda kendimin iyi bir evlat oldugunu dusunmeye basladim..
Babam bize tecrube vermisti, iyi bir isim vermisti ve en onemlisi varlik icinde buyumemizi saglamisti , mutlu bir insandi , gulmeyi ondan ogrendim.
Baba insanin hayatinda onemli bir destek , en buyuk destekte o adin hasmetinde , “Baba” adi oyle bir buyukki bu sana bir guvence veriyor.
Oldugundede o destegin arkandan gittigini hissediyorsun.. Tum cocuklar icin Baba sanirim boyle bir sey , ihtiyacin olmayabilir belki onu hic dinlemiyebilir veya tamamen aksi hareket edebilirsin ama “Babam ” lafi en buyuk sigortadir.. Ustelik prim bedellerini yatirmasanda bu police hic bir zaman icin iptal edilmeyecek bir projedir..
Bu police onun olumu ile sona erer,bir anda bakarsin , neleri kaybettigini zaman icinde anlarsin..
Anladiginda cok gec olur, cunku police onun olumuyle sona eren bir policedir, artik seni kapsamaz, ustelik hayatin boyunca bogazina onun olumu ile saplanan bir aci kalir..
Babalarinizin kiymetini bilin , Baba deyipte gecmeyin..
Sam babasini satin alabilirsiniz,denizi seyretmek icin gemi babasina oturabilirsiniz, sizi rahatsiz eden biri oldugunda Mahallenin babasini ziyaret edebilirsiniz , is hayatinda neticeye cabuk gitmek istiyorsaniz Babalarla hasir nesir olabilirsiniz, siyasi babalarin en buyugunu gormek istiyorsaniz Guniz sokagi , dunyada en buyuk siyaset Babasini gormek icin sn, Erdogani ziyaret edebilirsiniz ama sizin Babanizin size verdigi guveni , tadi yukardakilerin hic biri veremez.
Bunlar hepsi catma Babadir..
Bugun babanizi sevindirmeniz yetmez, Babalar her zaman sevindirilmeye muhtactir ve onlarin hayatinda en onemli sey cocuklaridir, siz onlarin kiymetini bilin zaten babalar sizin kiymetinizi bilir..
Sevgi,saygi ve selam ile
Mujdat guler
Bir Baba Olarak Çetin Doğan
Bir Baba Olarak Çetin Doğan
Bir komutan…
Bir orgeneral…
Bir ordu komutanı…
Bir sanık…
Bir yazar…
Bir eş…
Bir bağımsız milletvekili adayı…
Ve bir baba!
***
Çetin Doğan iki kitap yazdı.
Bir kitap da onun yargılandığı dava üzerine yazıldı.
İlk kitabı, “Ateşi ve İhaneti Gördük” 2010 yılında tam yayınlanırken Doğan hapse atıldı.
İkinci kitabı “İddianamem, Balyoz ve Gerçekler” 2011 yılında hapiste iken yazdığı kitap.
Bir de kızı Pınar Doğan ile damadı Harvard Üniversitesi’nin ünlü ekonomi profesörü Dani Rodrik’in ortak yazdıkları “Balyoz; Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçekler” adlı kitap var.
Pınar Doğan ve Dani Rodrik önce bir blog yazmaya başlıyorlar Çetin Doğan ve yargılandığı dava için…
Daha sonra bu blogdaki yazılarını kitap haline getiriyorlar.
İşin ilginç yanı Dani Rodrik de, Pınar Doğanda “liberal” görüşlü akademisyenler.
Yani darbecilikle filan bir ilişkileri yok, üstelik ordudaki “AKP alerjisine” de karşı olduklarını açık açık belirtiyorlar.
Ama Çetin Doğan olayında gerçeklerin peşindeler…
Çünkü onlar “Gerçek liberal”…
Birçok döneğin ya da dincinin yaptığı gibi“liberalliği” sahte bir kimlik olarak kullanmıyorlar.
***
Çetin Doğan İstanbul 2. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı…
Değerli meslektaşımız Tuncay Özkan’ın İstanbul 1. Bölge’den olduğu gibi…
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in İzmir 2. Bölge’den olduğu gibi.
***
Doğan’ın son kitabı “İddianamem, Balyoz ve Gerçekler” bana eşi Nilgül Doğan’ın imzasıyla geldi:
“Her zaman gerçeklerin peşinde olduğuna inandığımız Sn. Emre Kongar’a sevgi ve saygılarımızla.
Çetin Doğan adına Nilgül Doğan, imza, 18 Nisan 2011”
***
Kitap çok etkileyici…
Türkiye’deki hukuk ve adalet konusundaki uygulamalar açısından çok ilginç bir belge niteliğinde…
Ama beni etkileyen nokta kitabın içeriği değil.
Bir baba olarak, kitabın ithafından çok etkilendim:
“Bu kitap sevgi ve şükran duygularımla Kızım Pınar Doğan Rodrik ve Damadım Dani Rodrik’e adanmıştır.
Onların binlerce kilometre ötelerden sağladıkları destek olmasaydı, Balyoz İddianamesinin çirkin bir komplo ve iftiraname olduğunun kanıtlanması ve de kamuoyuna anlatılması olanaksız olurdu.”
Ne mutlu Nilgül ve Çetin Doğan’a ki, Pınargibi bir kız evlat yetiştirmişler:
Hem başarılı bir akademisyen, hem sevgili bir evlat, hem cesur bir mücadeleci.
Ve ne mutlu onlara ki Dani Rodrik gibi bir damatları var:
Tam bir akademisyen kimliğiyle, gerçeklerin ortaya çıkması için çalışıyor.
Bu yazıyı hangi duygularla kaleme aldığımı merak ederseniz “Kızlarıma Mektuplar veİçimizdeki Zalim adlı kitaplarıma bakın!”derim.
***
Silivri’deki davaların açtığı yaraların kapanması çok uzun sürecek!
Emre Kongar…








