Blog
Arap bahari , Ilimli Islam ve Turkiye !!!
Gelistirilmis Ortadogu projesi ( BOP ) , bolgede koktendincilerin hakimiyetini kirmak, bu ulkelere once Ilimli islam ile yari demokratik ulkeler haline getirip sonra bu ulkelerde ekonomiyi gelistirmek ve karsilikli ticareti arttirmak hedeflenmisti ..
Amerikan dışişleri ve istihbaratının önde gelen Ortadoğu, Türkiye ve İslam uzmanlarından Graham Fuller’in, 1990′lı yılların ortalarından beri “ılımlı İslam” projesi üzerine çalıştığıni goruyoruz, Ortadoğu’daki anti-amerikan radikal islamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, radikal İslamcı partileri merkeze cekmeyi savunuyordu….!
Müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları ABD’nin stratejik çıkarlarını da hiç ilgilendirmiyecegini , onemli olan bu ülkelerin yada örgütlerin anti-amerikan bir niteliğe sahip olmamasıydi.
Ortadogu’daki Israil politikalari yillarca anti-amerikan politikalarin olusmasini saglamis ve binlerce Amerikan dusmani uretilmistir, Israil bunu yaparken herseyde Amerika benim arkamda , ben ne yapiyorsam onunla birlikte yapiyorum anlayisini ortaya dokmesi , Amerikan ekonomisinin ve ortadogu siyasetinin iflas etmesine sebep olmustur..
Amerika ve Turkiye’nin menfaatleri BOP ayni noktada bulusmaktadir.. Her ikiside koktendinciligin ilerlemesine karsidirlar, her ikiside bolgeye demokrasinin gelmesini istemekte, her ikiside bu bolgede olusacak ekonomik pastadan pay almak istemektedirler..
Ancak bu iki ulkenin bir araya gelerek anlastiklari ortak bir yol bulunmamakta, her ikiside birbirine karsi karanlikta goz kirpmakta, bu bolgelerde gelisen duruma gore farkli politikalar uygulamak durumunda kalmakta, bazende kendi tribunlere oynayan siyasetciler bu ulkelerde siyasi tabanlari nedeniyle tamamen zikzakli politikalar uretmektedir..
Amerika ve Turkiye menfaatleri , statejik ortakliklari boyle bir is birligi yapilmasini gerektiriyor ancak bu ortakligi model ortakliga donusturemez , kamu oyunu, muhalefet partilerini , is adamlarini yanina almadan bu kadar hassas ve bu kadar derin konularda hukumet olarak buyuk hatalar yapabiliriz..
Bize birakilan en buyuk miras olan “Yurta sulh , cihanda sulh” ilkesinden taviz vermeden, dostluk, ticaret ve kardeslik ilkelerinden hic ayrilmadan omurgali olmak durumundayiz….
Bu tarz olaylara ticari olarak bakip, bir koyup uc alma politikalarinda gecmiste nasil ucun birini almissak bu sefer daha dikkatli olup , her olaya balik gibi atlamadan dikkatli hareket etmeliyiz..
Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler
12 Eylul 80’e nasil geldik, neden hala 12 eylulden kurtulamadik…!
12 Eylul’e gelirken siyaset kurumu iflas etmisti, MC hukumetlerinde Erbakan ve Turkes hic degismez , Ecevit ve Demirel ise degisken santrafor’u oynardi… !!
71’de Demirel’in elinden Basbakanligi Amerika Yanina Muhsin Batur pasayi alarak , Hashas operasyonunda gunah kecisi olarak Turkiye’yi gostererek gerceklestirdi …!!
Ayni Demirel’in elinden 70 lerin ikinci yarisinda Tusiad 11 milletvekilini Gunes otelinde Demirel’den transfer ederek , CHP’ye t]hediye etti , Ecevit iktidar oldu.. Buda is adaminin para ile organize ettigi bir ihtilal bicimi idi ..
Is adami bu kisileri transfer ederken siyaset kurumuna benim istemedigim kisi bu ulkede secim kazanarak iktidar olamaz mesajini vermek istemisti..
Bu olay Turkiyede yolsuzlugun tavan yaptigi donemdir, siyasetin- is adaminin yolsuzluklara koltuk ve menfaat icin bulastigi donemdir…
Sonra sn, Demirel gene secim kazandi ve iktidar oldu bu seferde 24 ocak kararlari ile koklu bir ekonomik reform yapmak istedi, onu Basbakan gormek istemeyenler Coban sulunun elinden bu seferde Basbakanligi 12 eylul ile askeri-yargici -medyayi alarak gerceklestirip, sendikalari kapattirarak , servetlerine servet katmaya devam ettiler, gelir dagilimi dengesi iste bu yillarda cok bozuldu.
Buraya kadar her sey normal gibi gozukuyordu ve hep oynanan oyun ayni gibi duruyordu.. 61’de yapilan anayasa ile 82′ de yapilan anayasa arasinda cok fark vardi, 61 ne kadar demokrasi ve insan agirlikli bir anayasa ise, 82 anayasasi Diktatorlugu demokrasi adi ile yonetme sanatini iceren kuvvetler ayriligindan uzaklasmis , siyasi partiyi , yargiyi , denetimi tek kisiye baglayan bir anayasa olmasi acisindan ilgincti..
Asker nasilsa catma bir parti kurarim , ulkeyi gul gibi yonetirim derken evdeki hesap carsiya uymadi , bundan sonrasi malum siviller iktidari ele gecirdiler , o anda itibaren bu anayasa oyle sivil diktatorler yarattiki, askerin hic bir sivile yapamadigini bu anayasanin gucu ile siviller askerlere, gazetecilere, emniyetcilere, is adamlarina velhasil 31 yildir bu anayasaya yakin olanlar sadece liderler degil, anayasa ile belli gucu ele gecirmisler, gucu gucu yetene misali onune geleni bir guzel operek 31 yili gecirdiler..
31 yilda yapilanlar bu ulkenin hic bir doneminde yapilmadi..
Devlet bu donemde fakirlestirildi, dun kicinda donu olmayanlar , her masada dansoz gibi oynamayi becerenler , yozlasanlar, omurgasizlar one cikti , yolsuzluklar artti , gelir dagilimindaki dengeler sasti, savcilar, yargiclar , denetim elemanlari ve burokratlardan dolar milyarderi yaratarak tarihe gecen bir millet olduk..
Sonuc yozlasmayi getirdi , biz simdi 31 yildir bu anayasanin bu sistemin yarattigi insanlardan bu yapiyi degistirmeyi bekliyoruz, kendilerini var eden sistemi bu insanlarin degistirmesini beklemek aylakligin ta kendisidir..
82 anayasasi ile sendikalari kapattiran ozel sermaye , danisma meclisine kendi adamlarini koyarak ulkede koltuga oturmus ve halkin sectikleri ile iyi iliskiler kurarak 2002 yilina gelene kadar kendi adamlarinin iktidarda kalmasini saglamistir..
2002’den sonra sartlar degismis bu sefer kendi is adamini , kendi medyasini, kendi yargisini , kendi anayasasini yaratan bir siyasi parti iktidar olmustur..
Adalet ve Kalkinma partisi , Kalkinmayi gerceklestirmis ulkeye bu konuda buyuk bir hizmet vermistir iste o yuzden iki kisiden biri bu partiye oy vermistir, diger % 50 ise partinin diger adi olan “Adalet” kavramini gerceklestirip, gelir adaletini ve yargi adaletini saglamasini bekliyor..
Halkin % 50 oyunu alabilen bu parti, hala bizi 12 eylul anayasasindan kurtaramadigi gibi ulkeye yargi bagimsizligini ,denetimin bagimsizligini, medya bagimsizligi saglamadigi gibi siyasi partilere bagimsizlik vermemis, saydamligi saglayamadigi gibi , gelir dagilimindaki dengeyi ve yargi adaletini saglayamamis olmasi hala 12 eylulu getiren yapidan uzaklasmadigimizi gostermektir.. Ozetle
12 eylule gelinen yapidan henuz kurtulamadik, ayni tas, ayni hamam yasiyoruz, Demokrasiyi gelistirip , liberal ekonominin en onemli halkasi olan once serbest birakip sonra denetleyemedigimiz takdirde 12 eylulden kurtulmamiz, gelir adaletini , yargi adaletini, ve demokrasiyi gelistirmemiz mumkun degil..
Musteri olan halkin demokrasi gibi iyi bir urunu bilip , dogru urunu istemedigi takdirde 12 eylullerden kurtulmamiz mumkun olamiyacaktir..
Sevgi, saygi ve selam ile
Turkiye kuresel enerji piyasasinda yerini alabilir !!
Merkezi Londra’daki Küresel Kaynaklar Grubu Başkanı, uluslararası enerji uzmanı, ekonomist Mehmet Öğütçü, Türkiye’ye “2023 Enerji Yol Haritası ve Eylem Programı” hazırlamasını önererek, “Şuna kuvvetle inanıyorum ki, yeni şekillenmekte olan dünya düzeninde bulunduğu coğrafya, çevresindeki enerji arz zengini ülkeler ve 1 trilyon dolara yaklaşan GSMH’si dikkate alınırsa Türkiye enerjideki küresel ‘müesses nizam’ın yönetim kuruluna rahatlıkla girebilir” diye konuştu.Öğütçü, mevcut konjonktürde arz-talep dengesindeki istikrar nedeniyle petrol fiyatlarında ciddi bir yükseliş beklemediğini, doğal gazın ise “altın çağı”nı yaşadığı yönünde görüşün enerji piyasasına egemen olduğunu belirterek, “Petrolde bir arz sıkıntısı görünmüyor. Özellikle de önümüzdeki donemde Libya’nın piyasalara tamamen dönüşü 1.5 milyon varillik kaybı tekrar yerine oturtacak. Ancak bu geçici duruma aldanmamak lazım. Doğu Asya ve Batili Avrupa ekonomileri yeniden toparlanmaya geçerse, sınırlı kaynaklar nedeniyle denge arz aleyhine bozulacağı için 2012 sonundan başlayarak petrol fiyatları yeniden yükselme eğilimine girebilir” dedi.
DOĞAL GAZ GÜVENLİĞİ PETROLDEN DAHA ÖNEMLİ
Öğütçü, “Türkiye, aslında petrolden ziyade doğal gaz arz güvenliğine ve fiyatına ağırlık vermeli. Elektrik santrallerinin yarıdan fazlası doğal gaz ile çalışıyor ve her geçen yıl daha fazla gaz gerekecek. Bu nedenle, gazda arz güvenliğimizin güvenilir kaynaklardan, uygun fiyatlarda sağlanması sürdürülebilir büyüme bakımından çok önemli. Bu alanda tümüyle dışa bağımlıyız. Bu yıl sonunda toplam enerji ithal faturamız 50 milyar doları aşabilir” dedi.
Yurtdışında ve içinde enerji dünyasının önde gelen isimlerinden birisi olarak kabul edilen Mehmet Öğütçü, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmaları, dünya çapında ulusal enerji “şampiyonu” yaratılmasını, Nabucco’nun geleceğini, jeopolitik kaymaları ve Türkiye’nin 2023 enerji vizyonunu ANKA’ya değerlendirdi. Daha önce Türk diplomatı, Uluslararası Enerji Ajansı yöneticisi, OECD Küresel Forumu Başkanı olarak da görev yapan Öğütçü geçtiğimiz aylarda Türk hükümeti tarafından dünyanın en büyük enerji teşkilatı olan Uluslararası Enerji Forumu’nun genel sekreterliğine aday gösterilmişti. Londra’da çokuluslu büyük bir enerji firmasının üst düzey yöneticiliğini yapan Öğütçü, yurtdışında ve içinde enerji dünyasının önde gelen isimlerinden bir olarak kabul ediliyor. Son kitabı, “2023 Türkiye Yol Haritası” ile hükümet ve iş dünyasının liderlerine geleceğe dönük vizyonunu sundu.
PETROL 70 DOLARIN ALTINA İNMEZ
Mehmet Öğütçü, petrol fiyatlarının izlemekte olduğu seyir konusunda “Yıl sonuna kadar büyük bir fiyat oynaması beklenmiyor. Varil başına Brent fiyatı halihazırda 114, WTI fiyatı ise 88 dolar civarında. Avrupa ve ABD fiyatları arasında 26 dolarlık bir makas var. Finansal piyasalardaki kriz derinleşip ekonomik gerilemeye dönüşürse petrol fiyatları da talep daralması nedeniyle, biraz daha düşebilir, ama 70-75 doların altına inmesi de bu yüksek maliyet ortamında o fiyatta kimse üretime yatırım yapmak istemeyeceği için eşyanın tabiatına aykırıdır. Şu anda piyasada petrol arzı sıkıntısı yok. Suudi Arabistan yedek kapasitesini kullanarak petrol üretimini arttırıyor. IEA üyesi ülkeler stratejik rezerv olarak tuttukları stokları piyasaya sürüyorlar. Libya’da rejim değişikliği sonrasında piyasalara süratle dönecek. Spekülatörlerin müdahalesine rağmen fiyatta hala yukarı doğru ciddi kımıldama görülmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Öğütçü, petrol piyasasında oluşan mevcut görünüme aldanmamak gerektiğini belirterek, “Azalan enerji yatırımları yılbaşından itibaren etkisini göstermeye başlayabilir. Özellikle de stratejik stokların eridiği bir dönemde 2012 ilkbaharından başlayarak ekonomilerin yeniden canlanması ile birlikte petrol arzının yetersiz kalması ve fiyatların yeniden yükselişe geçmesi şaşırtıcı olmayabilir. Orta ve uzun vadede şu sıralar ciddi hareketlilik göstermeyen Çin, Hindistan ve Brezilya talep artış bayrağını önde taşımaya devam edecekler. Neticede, yıl sonuna kadar beklenmedik doğal ya da siyasi bir kriz çıkmazsa, fiyatların mevcut düzeyini koruyacağını düşünüyorum. Libya da rejim değişikliği sonrasında piyasalara süratle dönecek” dedi.
DOĞAL GAZ ALTIN ÇAĞINA GİRMİŞ GÖRÜNÜYOR
Enerjinin ikinci önemli kaynağını oluşturan doğal gaz sektörünün kritik önemine de dikkat çeken Öğütçü şu bilgileri verdi:
“Doğal gaz eskiden geçiş sürecinin yakıtı olarak görülürdü. Bu değişti. IEA’ye bakılırsa doğalgaz ‘altın çağına’ girdi ve dünya enerji denkleminin değişmez unsuru haline geliyor. Özellikle Kuzey Amerika’daki shale gaz devrimi, LNG’nin bollaşması, nükleer rönesansın darbe yemesi, yenilenebilir enerjinin ağır sübvansiyon gereksinimi nedeniyle şimdilik geri plana itilmesi, temiz yakıt olarak bilinen doğal gazın yıldızını daha da parlatıyor. Hala büyük ölçüde petrol fiyatlarına endeksli ama tedricen kendi fiyatlama mekanizmasını kuracak. Ham petrol fiyatlarının bu düzeyde devam etmesi halinde gaz alım fiyatlarına da yansıyabilir ve bir iyileşme söz konusu olabilir. Ancak döviz kurunun artması indirim ihtimalini zora sokuyor.”
DOĞAL GAZ PETROLDEN DAHA FAZLA DİKKAT İSTİYOR
Doğal gaza petrolden daha fazla dikkat gerektiğini vurgulayan Öğütçü, “Zira göbeğimizden bağlıyız ithalata. Elektrik üretiminde doğal gazın payı yüzde 50’yi geçti. Kışa girerken hanelerde kullanılan gaz tüketiminin de artması bekleniyor. 2014’den itibaren bazı sözleşmeler sona eriyor. Hızla artan gaz talebi yeni kaynaklar arayışını da hızlandırmalı. Gaz arz güvenliği enerji gündeminin en önemli konularından birisi. Azerbaycan, İran gazına Türkmenistan ve Irak Kürdistanı’nın gazı da ilave edilirse, LNG ile birlikte, gaz portföyümüz önemli ölçüde çeşitlenecek. Ve Gazprom nezdinde müzakere yeteneğimiz elimizi güçlenecektir” dedi.
SADECE ENERJİ İTHAL FATURASI BU YIL 50 MİLYAR DOLARI BULUR
Türkiye’nin enerji stratejisinin oturması gereken sacayaklarına da dikkat çeken Öğütçü bu konuda şunları söyledi:
“Enerji, ekonomimizin atardamarı. Onsuz çarklar dönmüyor ve halihazırda dışa bağımlılığımız son derece yüksek düzeylerde; petrolde yüzde 92, doğalgazda yüzde 98 dışa bağımlıyız. Dolayısıyla, uluslararası piyasalardaki enerji fiyat dalgalanmaları anında yansıyor ülke ekonomisine. Sadece enerji ithalat faturası bu yılın sonuna kadar enerji ithalat faturası 50 milyar doları bulacak gibi. Daha uzun yıllar enerjide kendi kendine yeterlilik kazanmamız mümkün değil.Bu nedenle hem ülke içindeki yerel enerji kaynaklarını hem de dış kaynakları dikkate alan, dünyadaki mevcut ve gelecek enerji dinamiklerini de göz ardı etmeyen sağlam bir uzun vadeli enerji politikası inşasına ihtiyacımız var. Beş sacayağı üzerine oturacak bir politika arz güvenliği temini, enerji verimliliğinin arttırılması, yeni enerji teknolojilerine yatırım, iklim değişimi ve çevreye hassasiyet ve enerji projelerine maliyeti dünya ortalamasını geçmeyecek finansman imkanı sağlanmasını içermeli.”
NABUCCO 10 YILDIR GÖSTERİMDE, AMA SIKINTILARI VAR
Türkiye’nin enerji koridorundaki konumu açısından büyük önem taşıyan ve akıbeti konusunda tartışmaların sürdüğü Nabucco projesine de değinen Öğütçü, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Nabucco, biliyorsunuz, AB’nin desteklediği üç ayrı Güney Enerji Koridorundan birisi. 31 milyar metreküplük kapasitesi ile en büyüğü ve bağımsız ihracat boru hattı inşası gerektirmesi nedeniyle de en pahalısı. En önemli sıkıntısı da neredeyse 10 yıldır gösterimde olmasına rağmen hala ona özel olarak tahsis edilmiş gaz arzının olmaması, maliyetinin yüksekliği ve ortakları arasında tam görüş birliği sağlanamaması olarak açıklanabilir. Ekim ayında Azerbaycan’da Şah Deniz-II gazının en iyi teklifi veren projeye satılması söz konusu. Sonra da bu gazın uygun transit düzenlemelerle Türkiye üzerinden Güneydoğu Avrupa’ya ulaştırılması gündeme gelecek.”
Mehmet Öğütçü, Nabucco’nun gerçekten Türkiye’nin menfaatlerine hizmet edip etmediği konusunun çok iyi değerlendirilmesi gereğine işaret ederek, “Burada ilk sorulması gereken konu, Türkiye’nin giderek yükselmekte olan kendi doğal gaz gereksiniminin bir kısmının bu hat üzerinden sağlanması mı, yoksa AB’nin gaz ikmal güvenliği kaygıları mı öne geçecek sorusudur. İkinci konu, transit geçecek gazın ülke ekonomisine net katkısı ne olacak, bırakacağı geçiş tarifesi ve varsa sağlayacağı siyasi yarar ürkütülen kurbağaya değecek mi, sorusudur. Bu sorulara inandırıcı yanıtlar gerekiyor” dedi.
NABUCCO BİR GÜN TAMAMLANIR MI?
Nabucco projesinin hızı konusunda da değerlendirmeler yapan Öğütçü şunları söyledi:
“Önümüzdeki Ekim ayında dananın kuyruğunun kopması bekleniyor. Nabucco dışındaki diğer iki Güney Enerji Koridoru projesi: ITGI ve TAP. Benim tahminim bu rekabet eden üç projeden en mütevazi olanı 8 milyar metreküp taşıyacak olan ITGI. 10 milyar kapasiteli TAP da realistik görünüyor. Arz sorununu bir turlu çözemeyen Nabucco ise 15 milyar Euro’luk bağımsız boru hattı. İnşa faturası ve 31 milyar metreküp arz gereksinimi ile bu aşamada pek cazip gelmiyor. Özellikle de projenin finansını üstlenecek kurumlara. Gazprom’un Avrupa pazarındaki tekelini kırmaya hizmet edecek alternatif bir güzergahı Moskova’nın eli kolu bağlı seyretmeyeceği de aşikar.”
TPAO YENİDEN YAPILANDIRILMALI
Enerji uzmanı Öğütçü, Türkiye’nin kendi enerji şampiyonlarını yaratması gerektiği görüsünü yineleyerek TPAO’nun yeniden yapılandırılması gereği üzerinde şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye kaynaklı ve uluslararası rekabet gücüne sahip bölgesel enerji devleri yaratacak adımları artık gecikmeksizin atmalıyız. Bu çerçevede, öncelikle çok köklü bir kuruluş olan TPAO’yu yeni bir kurumsal kimlik altında THY ve uluslararası başarılı modellere uygun şekilde yeniden yapılandırmak gerekiyor. Petrobras, Petronas, PetroChina, SOCAR, ENI, Aramco gibi nispeten başarılı ulusal/uluslararası petrol ve doğal gaz şirketlerinin uygulamalarını iyi incelemek şart. Hedef, hem 2023’e kadar ülkemizin petrol ve doğal gaz ikmal güvenliğini mümkün olduğunca yerel ve çevremizdeki kaynaklardan temin etmek, aynı zamanda yurtiçi ve yurtdışı karlı enerji yatırımlarını, ticaretini üstlenmeyi hedefleyen güçlü ulusal ‘enerji şampiyonları’ yaratmak. Başta TPAO olmak üzere onları önümüzdeki on yıldan önce bölgesel, daha sonra önde gelen küresel enerji devlerine dönüştürmeyi hedeflemeliyiz. Dünya Bankası, IEA ve Avrupa Birliği bize bu konularda bazı yararlı tavsiyeler sunuyor, ama sonuçta enerji tüm dünyada stratejik bir sektör ve bu konuda son sözü biz söylemeliyiz. Uluslararası şirketler gibi çalışacak, buna göre yapılandırılmış, finansman modeli, insan sermayesi sorunu çözümlenmiş, oturtulmuş ama devletin stratejik ağırlığını hiçbir zaman kaybetmeyeceği bir yeni tasarıma acilen ihtiyaç var. Özel sektörün dinamizmini de arkamıza alacak şekilde. Tek başına TPAO’yu enerji şampiyonu yapmak yetmez. BOTAŞ’ın özellikle boru hattı varlıkları ile TPAO’nun doğal gaz ve petrol üretimi arasındaki ilintiyi iyi kurmak ve dikey entegrasyonu sağlamak da çok önemli. Böylece, TPAO ve BOTAS hem ülkenin bölge diplomasisindeki en önemli güç araçları arasında yer alır, hem ulke ekonomisine ciddi katkı sağlar, hem de küresel enerji oyuncuları arasına girmemize zemin hazırlarlar. Aynı şey elektrikte de söz konusu.”
UZUN VADELİ MANZARA NASIL OLMALI?
Öğütçü, enerji projelerine dünya ortalamalarına yakın finansman imkanları sunmak, bölgede petrol ve doğal gaz varlıkları satın almak amacıyla başlangıçta yerli ve yabancı kaynaklardan oluşacak 30 milyar Euro’luk “Türkiye Enerji Yatırım Fonu” oluşturulmasını gereğine işaret etti. Öğütçü, “Hükümetin 2023 vizyonu çerçevesinde baktığınızda enerjide uzun vadeli manzara nasıl olmalı” sorusuna da şu karşılığı verdi:
“Şayet Türkiye 12 yıl sonraki hedeflerine ulaşmada ciddiysek tüm diğer sektörlerin de itici motoru olan enerjiye özel bir önem atfetmek zorundayız. Enerjide bugün atılacak adımlar, yapılacak yatırımlar semeresini en erken 10 yıl sonra veriyor. Enerji arzını arttıracak, verimliliği iyileştirecek, temiz enerji ekonomisine geçişi sağlayacak, yeni enerji teknolojilerine kaynak akıtacak, yurtdışında enerji üretimini teşvik edecek, dünya çapında rekabet gücüne sahip kendi ulusal enerji şampiyonlarını yaratacak, jeopolitik dinamikleri de ihmal etmeyecek politikaları gecikmeksizin yürürlüğe koymak, etkili şekilde onların icrasını takip etmek zorundayız. Siyasi iradenin en yüksek düzeyde bu vizyona ve onun uygulanma mekanizmalarına sahip çıkması, yönetime gereken desteği ve kaynakları tahsis etmesi elzemdir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, 2023 vizyonu ve onun uygulanması tek başına hükümetin altından kalkabileceği bir çaba değil.”
Mehmet Ogutcu
Hukuktan Bağımsız Yargı… “Balbay’dan “
Hukuktan Bağımsız Yargı…
04.07.2011 10:56
Tutukluluğa devam kararı veren yargıçların ortaya koyduğu gerekçeler ve yargılama sürecinde yaşananlar,
evrensel hukuk ilkelerinden ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor.
Tartışmanın yeniden gündeme gelmesini dikkate alarak, toplumun neredeyse alıştığı, çekenlerin ve hassas bir kesimin sancısını hissettiği, kabul edilemez hukuksuzlukları satır başlarıyla ele alalım…
Tutukluluğun cezaya dönüştüğünü neredeyse kabul etmeyen kalmadı, bu cezayı verenler hariç. Evrensel hukukta, bir kişinin tutukluluk halinin devamına karar vermek ilk tutuklama kararından daha önemli bir olgu olarak kabul ediliyor. Bu nedenle de AİHM, Türkiye’yi de bağlayan, bağlaması gereken şu ilkenin mutlaka uygulanmasını istiyor:
“Eğer bir kişinin tutukluluğunun devamına karar vereceksiniz, mutlaka somut gerekçelerini belirtiniz.”
Silivri’de buna uyulmuyor. Herkese, her ay aynı gerekçeyle “tutukluluğa devam” kararı çıkıyor.
***
Hukukun alfabesi şu:
Kişi, hakkında kesin hüküm verilene dek suçsuzdur. Yani, masumiyet karinesi.
Türkiye’de uygulanan ilke şu:
Mahkûmiyet karinesi.
Yani bir kişi suçsuz olduğunu herkese kabul ettirene kadar, suçludur.
Evrensel hukuk, insanları yargılarken şüpheli bir durum varsa, şüpheden sanık yararlanır, diyor.
Bizim yargılama sistemimiz bunu tersine çevirdi:
Şüpheden savcı ve hâkim yararlanır.
O nedenle de insanlar, “hakkında kuvvetli şüphe var” denilerek yıllarca hapiste tutuluyor. Şüpheyi gidermek de sanığın görevi.
Ceza yargılamalarının olmazsa olmaz iki temel kuralı var: Şöyle:
1- Mutlaka suç – delil bağlantısı olmalı.
2- Net bir ifadeyle suç tarihi olmalı.
Özellikle Silivri’deki davalarda bütün olaylar ve sanıkların evlerinde, işyerlerinde ele geçirilen her şey yığıldı, bir araya getirildi. Mahkemeler bunların suçla ilişkisini ve birbiriyle bağlantısını bulmaya çalışıyor.
***
Hukuk, yargılamanın hangi usullerle yapılması gerektiğini ısrarla vurgularken şu tanımı getirmiş:
“Usul, esasın kapısıdır. Yanlış kapıyı açarsanız yanlış yere gidersiniz.”
Silivri’de öylesine bariz usul hataları yapılıyor ki, sanıklar bunu anımsattıklarında yanıt şu oluyor:
“Onu biliyoruz, geçin…”
Duruşmalara sonradan ya da seyrek katılan avukatlar, heyecanla usul hatalarını anımsatıp bu yanıtı aldıklarında Silivri gerçeğiyle de tanışmış oluyorlar.
Zira çoğu öteki mahkemelerde yaşanan kimi usul hatalarının burada olmayacağını, olamayacağını düşünüyorlar.
Özellikle ağır cezalık suçlarda önemli bir hukuk dalı daha var:
Delil hukuku.
Eğer bir delil hukuka uygun değilse ya da hukuki olmayan yollardan elde edilmişse delil değeri yoktur.
Mahkeme heyeti bu konudaki taleplere şu karşılığı veriyor:
“Bunun hüküm aşamasında değerlendirilmesine…”
O aşama ne zaman gelir?
Yıllar yıllar sonra…
Bütün bunların ardından şöyle bir tanım yapsak uygun düşmez mi?
Hukuktan bağımsız yargı…
Mustafa Balbay
Silivri
Dünyanın en eski sirketleri…!!
En yaşlıları çoğumuzun düşündüğünden çok daha yaşlı aslında. Dünyanın en eski şirketi Japonya’da 578 yılında kurulan Kongo Gumi şirketi. Şirket 1.500 sene önce kurulmuştu ve Budist tapınakları inşaa ediyordu. Kulağa inanılmaz gibi gelen bu rakam ile bu şirket dünyanın en eskisiydi. Ancak bu 2006′ya kadar devam etti ve şirket finansal sıkıntılara dayanamayarak iflas etti. Başka bir şirket tarafından satın alındı. Şirketin son genel müdürü aileden gelen 40.kuşaktan gelen Masakazu Kongo’ydu. Bu hikaye, ünlü pazarlama gurusu Tom Peters‘ın “Gelecek 15 yıldaki değişimlerin yanında, geçmiş 15 yıldaki değişimler çok önemsiz kalacaktır” sözünü hatırlatıyor. Demek ki yaşadığımız değişimler o kadar büyük ki, 1500 sene ayakta kalabilen bir şirket bile yıkılabiliyor. Peki bu şirketin ayakta kalmasını sağlayan nedenler ne idi;
Çok istikrarlı bir sektör, (tüm pazarın yeni bir dine geçmesi çok düşün bir ihtimal.)
Japon halkının tapınak ziyaret etme geleneği
İnanç sisteminin güncelliğini koruması ile yeni tapınak inşaa ihtiyacı.
Başarılı tapınak yapma ustalığının yeni nesillere iyi aktarılabilmesi.
Etkin aile şirketi yapılanması
Şirketin genel müdürünü seçmedeki esneklik, aileden performans kriterlerine göre seçim yapılması
Damatlar ya da annelerin şirketin başına geçebimesi.
Zor zamanlarda farklılaşan stratejiler (2.Dünya Savaşı döneminde şirket tabut üretmiş)
Peki bu şirket 2006’da niçin zor duruma düştü?
1980’lerden sonra Japonya’da gayrimenkul piyasasının iflas etmesi
Gelişen teknoloji ve internet ile Japon halkının tapınaklara olan ilgisinin azalması
Görünen o ki yaşadığımız teknolojik değişimler büyük fırtınlara yaratmaya devam edeceğe benziyor. Peki Kongo Gumi’den sonra dünyanın en eski şirketleri kimler kalmıştır sizce. Sıra onlarda olabilir ancak bugün büyüklüğü ile övünen pek çok büyük şirketi bence daha büyük tehlikeler bekliyor.
1,293 Yaşında – Han ve Otel – Hoshi Inn, Japonya
1,207 Yaşında– Restoran – St. Peters Restaurant, Austria
1,125 Yaşında– Hatıra Parası Üreticisi, The Royal Mint, United Kingdom
1,000 Yaşında– Şarap Üretimi – Goulaine, France
971 Yaşında- Kilise Çanı Üretimi – Marinelli Bell Foundry, Italy
971 Yaşında– Biracılık- The Weihenstephan Brewery, Almanya
970 Yaşında– Tuz Madeni – The Wieliczka, Polonya
Yukardaki arastirmayi yapan arkadasimiz gayet guzel bir calisma yapmis ..!
Turkiye’mizde 100 yillik ve ayni ailenin hakimiyetinde tek sirketimiz varmi dersek acaba tek bir sirketimiz varmi ?
Sevgi ve selam ile
Mujdat guler
Turkler yurt disinda neden, birbirlerinden korkarlar…!
42 yil Turkiye’de yasadim, is seyahatlerim nedeniyle , yurt disina gittigimde Avrupa’daki Turkleri gordugumde aralarindaki kopuklugu gordukce uzulur ve neden bir araya gelemedikleri konusunu anlayamazdim..
15 yildir amerika’da yasadigimda bunun nedenlerini yasadikca anlamaya calistim.. Onceleri isim nedeniyle Amerikalilarla birlikteydim, isimde ,yasadigim mahallede herkes Amerikali idi, is hayatinda ve ozel hayatimda hep beraberdik..
Son 7 yildir isim nedeniyle Turkiyeden gelenlerle ve Amerika’daki turklerle islerim olmaya basladi, o zaman neden Avrupadakilerin turk gorduklerinde kactigini anlar hale geldim ..
Yahudileri dusundum..
Yahudiler toplama kamplarina gelene kadar , egolari yuksek , paylasimci olmayan insanlardan olustugunu hepimiz biliriz ..
Toplama kamplarina girdikten sonra , birlik olmayi ogrendiler..
Savas sonrasindada asli ozelliklerini kaybetmediler fert olarak hala boyleler ama beraber olmanin ortak menfaatlerini ogrenebildiler.
Biz Turkler ortak olmanin menfaatini bilmeyen insanlar olmaya devam ediyoruz..
Turkler , kendi vatandasindan, arkadasindan, is ogrendigi yere , onu destekleyenlere bile ihaneti adet haline getirmis insanlardir, yurt disina bir bakin parasi olanlarin akli cikar yaninda bir turk geldimi korkar , insanlari bu hale getiren nedenleri iyi bilmek gerekir..
Avrupa’da ve kuzey Amerika’da turku nerde gorsen kacan insanlar gorurdum bu insanlara cok kizardim , ama insanlari oyle hale getiren vatandaslarimiz varki, bu yuzden kendi vatandasinizi gordugunuzde kacar hale geliyorsunuz..
Bunun onune gecmek mumkun , belli kultur seviyesine gelmemis, gormemis , belli sehirlerde yasamamis insanlardan uzak durmak gerekiyor..
Sehir cocuklari icin bu tipler cok tehlikeli , bu insanlari Turkiye’den geldi diye insan adam saniyor, aman Turkler birbirini tutsun ve birlikte buyuyelim neden olmasin dediginizde, belli kulturden gelmemis, gemide calismis, varligi hic olmamis tipler cok ama cok tehlikeli, o yuzden bu tiplerle merhaba demeden ote gitmemek gerekiyor..
En dogru yapilacak is , kokenleri olan , kulturleri yerinde olup, gormus aile cocuklari ile iliskileri gelistirmek ve Amerikalilarla birlikte huzur icinde yasamak..
Sevgi,saygi ve selam ile
Mujdat guler
Asiye Nasil kurtulur….!!!
ASIYE ””’AMERIKA”” NASIL KURTULUR………!!!
Sari sacli , mavi gozlu kizimiz Amerika nasil kurtulur, bunu emlak piyasasindan bakarak irdelemek istedik, bugunku Haberlere baktigimizda bu guzel kizi dustugu durumdan kurtarmak mumkun gibi goruluyor.. Bunu sam amca yapamiyor , cunku bu kizin kotu yolu dusmesinden yararlanan , kriz tacirleri var, kriz ekonomisi kendi les kargalarini yaratti , devlette bu sisteme vermesi gereken tum destegi verdi ve halada vermeye devam ediyor..
Lesi yiyen Akbaba Bankacilar, Akbaba hukukcular, Akbaba emlakcilar, Akbaba yatirimcilar cikti ve ozellikle bunlar sosyal patlamaya sebebiyet verecek kadar isi ilerletiyorlar, hapishaneler agzina kadar dolu, her tarafta yeni hapishane yapiliyor, shelterlar agzina kadar dolu, kiliselerin onunde bedava yemek yiyen insanlar siraya girmis vaziyette ve en onemlisi Homeless’ler sokaklari doldurmus ve ustlerinden atlayarak gecerek yurudugunuz bir cok eyalet var…
Bunlarin hepsini cozecek olan Emlak sektoru Akbabalara ragmen gene en guvenilir yatirim araci olmaya aday gibi duruyor..
ABD’de ikinci el konut satislari Nisan ayinda da, vergi indirimi ve iyilesen tuketici guveninin sagladigi motivasyon ile, yukseldi. Tamamlanmis satislari gosten ikinci el konut satislari, Nisan ayinda mevsimsel etkilerden arindirilmis verilerle yuzde 7.6 artarak yillik bazda 5.77 milyon adete ulasti. Mart ayi verisi ise 5.36 milyon adet olarak revize edildi. Nisan ayinda satislar, gecen yilin ayni donemine gore yuzde 22.8 yukseldi. 2009 Nisan’da 4.70 milyon ikinci el konut satilmisti. Mart ayi satista artis orani ise revize veri sonrasi yuzde 7.0 oldu.
National Assocition of Realtors ekonomisti Lawrence Yun yaptigi aciklamada Nisan ayinda ikinci el konut satislarinda artisin genel olarak beklenen bir durum oldugunu, konut fiyatlarinin dengelenmesi, ekonominin iyilesmesi ve mortgage faizlerinin tarihi dusuk seviyelerde kalmaya devam etmesine bagli olarak su ana kadar kenarda bekleyen insanlarin, alici olarak piyasaya donmeye basladiklarini ifade etti. Nisan ayinda ortalama ikinci el konut satis fiyati 173.100 Dolar oldu. Fiyat, Nisan 2009’a gore yuzde 4.0 artti.
Genel satislarda % 7.6 satislarda artis oldugu gibi fiyatlardada % 4 luk aylik bir artis emlak piyasasinin iyilesmesinde oldugunun en belirgin gostergesidir… En onemli gosterde gecen seneye gore satislarin % 22.8 artmasidirki , normal uretimin 1.5 milyon oldugunu dusunursek son dort yilda uretiminde bunun cok altinda oldugundan burada bir acik olustu ancak pazara her yil giren 3 milyonluk icra evleri tum dengeleri degistirmektedir, ev satislarinda devlet piyasalari denetleme gorevini yapmaz ve kriz ekonomisinden buyuk yarar saglayan kesime yardim ederse, issizlik artacagi gibi, kredi kurumlarinin en buyuk musterisi olan ev ureticileri, ev alicilari pazarina kredi veremedikleri muddetce Finans kurumu dengelenemiyecek, ev uretimi artmazsa uretim dengelenemiyecek, araba pazari eski yerine gelemiyecek, 420 yan sektor calismazsa Amerikan ruyasi , Amerikan eziyeti olmaya devam edecektir, cozum kolaydir yeterki yukardaki basit rakamlari yorumlayabilecek Obamanin ekibinde hem ekonomi, hem tatbikat , hem ticaret, hem bankacilik hemde emlaki bilen insanlar olsun bunu bilenler olmadigi muddetce, kilavuzlarimiz isi bilmezse , Amerikanin isi cok zor gibi gozukuyor, sorunlar nereden basladiysa cozumlerde oradan baslamali, ev ekonomisini kurtarmadan , sokagi, issizleri, bankacilik sektorunu ve amerikayi kurtarmak mumkun degildir…
Yilda 5.7 milyon ev satilmasi ve hala bankalarda kredilerin kapali oldugu bir donemde insanlar bu kadar ev alabiliyorsa gercek piyasalar geri gelip
a. Ev fiyatlari daha nasilsa duser diye ev almayanlar ve alimi erteleyenler
b. Imigration reformu tamamlandiginda 14 milyon icinden ev alacak olanlar..
c. Avrupa’da bozulan ekonomiler ve yeni gelecek vergiler yuzunden daha guvenilir liman arayan global musteriler..
d. Faiz nisbetlerinin dusuk olmasi nedeniyle FHA loanlari alacak , kiradan daha dusuk mortgage odeyerek ev alacak olanlar , bu kesim kiralar dusuk diye ev alma taleplerini erteliyorlardi, ancak dusuk faizler ve fiyatlarin artiyor olmasi onlarin kararlarini ev alma yonunde kullanmalarini saglayacak, 165 milyon stok icinde kiracilarin sadece kucuk bir kismi bile pazara girse ev fiyatlari yukari cikacak..
Dunyadaki krizlerin basi Amerikaya konutlara kredi acmis Avrupa bankalarinda yasandi.. Hedge fonlar bu yuzden riske girdi bir cok banka bu yuzden batti…
Konut krizi bilincli olarakmi yaratildi diye dusunenler var, ancak bana gore Konut krizinde en onemli neden , Amerikanin gereginden fazla konut uretmesi ve bu uretimde satisi saglayan fiyat artislarini birakip, urun satmada zorlanan ve yillik kapasitesi 30 bin ev olan Lennar’in bir anda 50.000 ev/yil uretim sinirini gecmesi ve bu urunleri satmak icin fiyat kirmasi ile baslamistir, alici nasilsa dusuyor diyerek alimi erteleyince once Amerikada sonra dunyada kriz baslamistir..
Bu krizin simdi Ispanyaya geldigini goruyoruz , oradaki sorun daha yuksek uretim cok yuksek , issizlik cok yuksek , konut sektorunde iyilesme olmazsa Avrupada daha bir cok kriz gelecek ve en sonunda bu krizin merkezi Turkiye olacaktir..
Ilerdeki gunlerdeki siyasal krizler, referandum, secimin yaklasmasi ve muhalefet partilerinin devri sabiklar ve issizlik ve as sorunlarini gundeme tasimasi , hizli giden turkiye treninde sorunlarin olmasina neden olacak ve bundanda konut sektoru onemli olcude etkilenecektir..
Asiye’den bize ne demek durumunda olmayan dunya, birakalim bu devi diyecek durumda degil.. Asiyeyi kurtarmadan dunya Ekonomik sorunlari cozemiyecek..
Buyuyen cin ekonomisi bile , Amerika olmadan bir yere gelmesi mumkun degil ne yazikki…!
Dunya’yi kurtarmanin yolu , Asiye’yi kurtarmadan geciyor…!
Mayis 2011 Orlando
Mujdat guler










