Blog

Yerli Araba, Yerli Marka ve Yerli Patron Tamam Da Teknoloji Olacak Mı?

Yerli Araba, Yerli Marka ve Yerli Patron Tamam Da Teknoloji Olacak Mı?

Kurulus yeri ile ilgili goruslerine katilmiyorum, ayni Ford gibi ozel limani olmasi gerekir, hammaddeye, yan sanayiye , pazara yakin olmasi icin gene marmara veya kuzey egede dusunulebilir..



 Ki yatirimcilar gerek kurulus yeri, gerek teknoloji, gerek kapasite tayini konusunda bayagi tecrubeliler, onlarin tecrubesine gore henuz erkendi ama gerek siyasi baskilar gerekse ic pazarin cazibesi onlari bu yola itti, egrisi dogrusuna denk geliyor, basarili olunacaktir, teknoloji uretmek, dunya markasi olmak henuz bir hayal cunku araba uretimini yapan Ford , once pahali uretti, bakti pahali sonra otomasyonu kesfetti, hatta bugun torunlarinin ayakta kalmasida hep farklilik yaratmasindandir..

 Tum araba sirketleri cok sorun yasadi ama Ford hep araba uretimi kari disinda iki alana yoneldi, pazarlama kari ve arabayi finans ederek oradan elde edilecek finans kari..


Yillarca musterilerinden % 7-9 arasinda kar payi vererek para topladi araba satislarinda % 20-29 arasinda kredilerle bu parayi satti en buyuk kazancida buradan geliyor..

 Bizim araba sektorumuzde farkilik yaratmayi saglayacaktir, simdi koruma duvaralarina alinmis , KKDP , vergi avantajlari ile cok rahat para kazanilan bir sektor oldugundan kimse kendini zorlamamaktadir..

 Ekonomik carklari dogru calistirsak arabada uretilir,yan sanayide gelisir,zor sartlar markada uretir, marka globalde olur, sorun sanayi hala feci sekilde korunmakta ve buda sanayiciyi asli isi olan sanayiciligi dusunmek yerine, devletin kapisinda aglama duvarinda aglayarak , ithalat icin% 200 lerde vergi salinarak bu vergilerin arkasinda icerde teknoloji uretmek tabiki imkansiz hale gelmektedir..

Sanayiyi gelistirmek istiyorsak korumaliyiz ama fazla koruma bazen araba sektorunde oldugu gibi kendi markanin olmamasina, kendi teknolojinin yaratilmamasinada neden olabilir…

Mujdat guler

Ocak 21 2012

Orlando FL 

Ağaoğlu sen yaparsan olur! Ferhan Sensoy

Doldu taştı mapushane, çeşmesi yandan akmıyor. Tutuklular çeşmesizler. Hızla sürüyor tutuklanmalar, dalga dalga geliyor. Yarın sıra kimde acaba, duygusu egemen. Hiç oralı değil egemen.

Bir sabah uyanıyoruz, eski genelkurmay başkanı tutuklu. Başka bir sabahla günaydınlaşıyoruz; Hurşit Tolon Paşa tutuklu. Eski darbelere nazire sivil bir faşist darbeyle mi karşı karşıyayız?

İktidar derin elem içinde ve fakat bir feraset göstermiyor, üzüntüsünü dile getiriyor. Tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınıyor. Kısalt!

Tutuklu milletvekilleri var. Her sahurda kafasına göre kanun hükmünde kararname çıkaran AKP, Silivri’deki milletvekillerinin tutukluluğunu ortadan kaldıracak bir kararname çıkaramaz mı?

Milletvekili Hakan Şükür, hafta sonu tatil günlerinde izinli olduğu için futbol yorumculuğu yapabilir, biçiminde bir kararname çıkarabilir mi? Evet! Gerekirse o bir gece sahurda şak diye çıkar!

Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istiyorlar. Bu konuda çok ısrarcı olmamalarını öneririm.

-Madem çok istiyorsunuz, sizinkileri kaldıralım!

diyebilir iktidar, bir gece ansızın siz dokunulur olursunuz, onlar dokunulmaz kalır!

Ülkede artık olabilemez, diye bir şey yok! Her şey olabilebilir!

Ergenekon ve Balyoz davaları bitecek gibi görünmüyor, Silivri’de eziyet çeken tutukluların tahliyelerine daha çok var. Her gün birileri tutuklanıyor, mapushanede yer kalmadı, itiş kakış bir durumda tutuklular.

Bari onların içinde bulundukları koşulları iyileştirelim, daha uygar, insanca yaşanılabilecek apartman daireleri. Devletin buna parası yoksa, sponsır bulunabilir.

Örneğin Ali Ağaoğlu! İstanbul’a binbir İstanbul katan, İstanbul’un sınırlarını Marmara bölgesine yayan müteşebbis, Silivri’de böyle bir tesise sponsır olur; Silivri Demirkafes Towers Plaza! Ona da bu yakışır.

Ve zaten bunun bir an önce yapılması şarttır. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla Ergenekon ve Balyoz davaları daha çok yıllar sürecek. Suçu belirlenmemiş tutuklu insanların büyük bir bölümü orta yaşın üstünde. Bırakın emekli tutukluluklarını huzur içinde geçirsinler.

İktidarın böyle bir vicdan muhasebesi olduğunu sanmıyorum, kimi yerde günâh konusunda hassaslar, Silivri söz konusu olunca günâh hiç akıllarına gelmiyor, günâha girdiklerini bile bile. Yani ki cennet vizesi alamayabilirler. Cehenneme giriş vizesiz.

Yap bir kıyak da; mekanın cennet olsun Ağaoğlu! Sen yaparsan olur!

Ferhan Sensoy…..!!!

Yargının Hızı Ve Hammerberg Raporu- Fikret Ilkiz

Yargının Hızı Ve Hammerberg Raporu (17.01.2012)

Fikret İLKİZ

Yargıyı “hızlandırma” amacıyla bir yasa “tasarı”nın varlığını Adalet Bakanının basında yer alan açıklamalarından öğrendik. Ancak “tasarının” içeriğini ve yargıyı nasıl “hızlandıracağını” bilmiyoruz. Belki açıklandığında veya tasarı TBMM’de kanunlaştığında öğreneceğiz. Öyle ya, çoğunluk iktidarı…
Kamuoyu ile paylaşılmadan kanunlaşan kanun tasarılarının kanunlaşma süreçlerini gün ışığında yönetim ilkelerine, çoğulculuk ve demokrasiye aykırı görüyorum. Sadece Mecliste yapılan tartışmalarla kabul edilerek yürürlüğe konulan bazı temel kanunların demokratik hukuk devleti ya da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı inancındayım.

Özgürlüklerimizi koruyan insan haklarıdır, biçimsel anlamda kabul edilerek uygulamaya konulmuş yasalar değildir.

Hukuk devletinde, devletin gücü, insan temel hak ve özgürlükleriyle sınırlıdır. Bu nedenle içeriği adil olmayan, insan haklarına aykırı yasaların çıkarılması önlenmelidir. Asıl olan amaç, adaletli bir demokratik toplum düzeninin yaratılmasıdır.

Öteki türlü bir yaklaşımla, eğer “biz yaptık oldu” diyorsanız, kabul ettiğiniz yasalarla oluşturduğunuz “yasa devleti” olmanın ötesine geçemezsiniz. Bu adalet değildir, hukuk devleti hiç değildir.

Yargının “hızlandırılması” mıdır, yoksa adil yargılanma hakkı gereği herkesin makul sürede yargılanması ve makul sürede davasının görülmesini isteme hakkının düzenlendiği ve insan haklarının korunduğu bir adalet sisteminin inşası mıdır amacınız?

Çok dikkat çekici bir zamanlama içinde olduğumuzu düşünüyorum. Anımsar mısınız bilmiyorum, tam bu sırada geçtiğimiz günlerde yargı sistemimiz hakkında gerçekçi tespitlerinin yapıldığı çok önemli bir rapor yayınlandı. Konusu, Türkiye’nin yargı sistemi.

Yargının “hızlandırılması” hakkındaki yasa tasarısının kamuoyuna açıklanan bir raporla ilintisi var mıdır acaba?

Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, 10-14 Ekim 2011 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonucunda “ülkedeki adalet yönetiminin durumunu ve insan haklarının koruma düzeyini” 10 Ocak 2012 tarihli Raporunda değerlendirdi.

“Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” raporunun her satırının okunmasında yarar var. Adaleti yönetenlerin nasıl yönettiğini, Türkiye’de insan haklarının korunma düzeyini gözler önüne seriyor.

Raporda yer alan ve aşağıda tırnak içinde okunmasını istediğim bazı cümleler var.

“Ayrıca adli kolluk sistemi, savcıların bu görevleri yerine getirmelerine tam anlamıyla destek olmak üzere geliştirilmelidir. İddianamelerin kalitesine de dikkat edilmelidir.

Komiser, özellikle AİHM içtihadı göz önüne alındığında, tutukluluğa çok sık başvurulmasına ve uzun tutukluluğa ilişkin kaygılarını tekrarlamaktadır.”

“Komiser, yargılamanın aşırı uzun sürmesinin, Türk adaletinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mükerrer kararlar almasına yol açan kronik bir işlevsel bozukluk olduğunu gözlemlemektedir.”

(Avrupa Konseyi) “Bakanlar Komitesi’nin çeşitli vesilelerle belirttiği gibi, adaletteki aşırı gecikmeler, özellikle hukukun üstünlüğü ilkesine saygı duyulması ve adalete erişim bakımından büyük tehlike oluşturmaktadır. Aşırı uzun mahkeme işlemleri genel olarak adalet sisteminin saygınlığını ve toplumun adalet sistemine olan güvenini zedelemektedir.”

“Dava sürerken gerçeklesen usule ilişkin ertelemelerin, Türkiye’deki uzun yargılamaların bir başka önemli nedeni olduğu görülmektedir. Türkiye’de sıradan bir davada, mahkemenin türünden bağımsız olarak, mükerrer ertelemeler ve dava dosyasının bilirkişilere gönderildiği uzun sürelerin olduğu görülmektedir.

Birçok davada, duruşmalar aylarca sonrasına ertelenmektedir. Bu durum, özellikle ceza davalarında sorun yaratabilmektedir, çünkü bu, şüpheli veya sanığın sorguya çekilmeden önce uzun süre tutuklu kalmasına neden olabilmektedir. Komiser’e, bu tür gecikmeler ve verilen aralar nedeniyle birçok kişinin, mahkûmiyet kararının ardından, o zamana kadar tutuklu olarak geçirdikleri süre hesaba katılarak hemen salıverildiği bildirilmiştir. Davaların sık sık kesintiye uğradığı bir ortamda, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde (…) sıklıkla yapıldığı gibi, organize suç ya da terör davalarında birçok sanığın davasının birleştirilmesi uygulaması özellikle kaygı vericidir, çünkü bu uygulama bazı davalarda işlemlerin daha da uzamasına yol açmaktadır.”

“Komiserin daha önce İfade Özgürlüğü Raporu’nda da gözlemlediği gibi, savcıların mesnetsiz davalar da dâhil yargılamanın başlatılması konusunda kendilerini pek kısıtlamadıkları görülmektedir ki bu da bu sorunu şiddetlendirmektedir. Savcıların aynı zamanda davaları eleme, yani hangi davaların kamu adına kovuşturulmak üzere yargı sistemine takınacağını belirlemek gibi bir rollerinin (“kapı tutma işlevi” de denilen rol) olduğunu algılama konusunda, yeni (Türk Ceza Muhakemesi) TCMK’nın kendilerine bu imkânı açıkça sağlamasına (170-175. maddeler) rağmen, bir zorlukları olduğu görülmektedir. Bunun yerine savcıların, özellikle de devlet güvenliği meselelerinin söz konusu olduğuna inanıldığı zaman, davayı mahkemeye taşımayı ve delillerin değerlendirilmesi işini mahkemeye devretmeyi tercih ettikleri bildirilmektedir.”

İstisnaları dışında, gazeteciler bu Raporu haberleştirmedi, Rapor üzerine yazı yazmadı. Eğer gazeteciler bu Rapora hak ettiği ölçüde sütün/cm ayırmak suretiyle haber yapmış olsalardı, bu çok önemli tespitlerden kamuoyu haberdar olurdu.

Türkiye’de adaleti nasıl yönettiklerini bilenler dışında, nasıl yönetilemediğini de toplum öğrenirdi.

Ancak nasıl olsa bu Rapor çok önceden onlara verildiği için, hem Türkiye’de adalete bakanlar ve hem de Avrupa Konseyi’nin adalet işlerine bakanlar zaten ve umarım çok şey öğrendiler.

Bu Raporla adaleti yönetenlerin “yönetim becerileri” ile insan haklarının korunmasındaki “koruma düzeylerini” hep beraber bir kere daha öğrenmiş olduk.

Keşke gazeteciler bu Raporu kamuoyunun bilgisine çok daha geniş biçimde sunmuş olsalardı…

Acaba, içeriği bilinmeyen ama yargının hızlandırılması hakkında hazırlandığı öne sürülen yasa tasarısı “paketi”, aslında Thomas Hammarberg’in bu Raporuna karşılık olarak hazırlanmış ve “işte biz sorunu çözüyoruz ve yargıyı hızlandırıyoruz” yanıtı mıdır?

16 Ocak 2012

Amerika’daki Turklerin el haritasi…!!

Degerli Arkadaslar,

1- Amerika’da  uzun yıllar yaşayacaksanız mutlaka vatandaşlığa geçmeyi düşünün.

2- Ingilizceyi  ve hatta  Ispanyolcayi  iyi öğrenmeye çalışın.

3- Koşullarınız uygunsa Amerika’da  eğitiminizi arttırın.

4- Spor ve hobilerinizi geliştirin. Atlantigin otesinde kalmayin.

5. Yerel kulüp ve derneklere üye olun.

6-Amerikan  vatandaşı olursanız yerel ve devlet meclislerine milletvekili veya senatör olmanin planlarini yapin, siz olamasanizda adaylari destekleyin .

7.Medyada aktif ama olumlu olarak yer almaya çalışın.
Bunun için ilgi çekecek faaliyetler düzenleyin.
Bulunduğunuz ülkede ses getirecek yerel kahraman olmaya bakin , bu konuda Ahmet Ertegun ve Mehmet oz ornek olarak gosterilebilir..

8. Bir kesimin, siyasi gorusun , etnik kimligin veya muhafazakar islamin organize ettigi sosyal, ticari ve ulufenin bolusme merkezlerinden uzak durun …

9. Bulundugunuz  ulkeyi yasayin , akliniz, gonlunuz, gozunuz, beyniniz dogdugunuz deyil doydugunuz ulkede olsun, bunun aksini yapmiyorsaniz hemen bavulunuzu toplayip geri donus yapin..

10. Ne kadar basarili olursaniz olun, bir gun sizi topragin , havanin , suyun , dostlugun cagiracagini unutmayin , ben Turk kokenli Amerikaliyim ama topragim orasidir, emekliligimi orada yasayip, tecrubelerimi, kaynaklarimin bir kismini varligimin ana nedeni olan ulkeme aktaracagim deyin..

Hic gitmeyecek gibi , hic donmeyecek gibi yasadiginiz ulkede cok ama cok basarili olup, gun olup Dis isleri bakani, gun olup Ticaret bakani , gun olur Turizm bakani gibi ulkenizi iyi tanitin ama hayatinizin % 95 i isinize, Amerikali dostlariniza ve basariya odaklansin…

Yasadiginiz ulkenin sporlarini , hobilerini , yasam bicimini , yemeklerini , muzigini , dogasini, suyunu , ekmegini benimseyin , ulkenize yapacaginiz en buyuk katki , yurt disinda basarili olmaniz ve ulkemizi Turk kokenli olarak temsil etmenizdir .

Yasadiginiz ulkeyi benimseyinki yasarken mutlu olun, mutlulugun zirvesine cikmak kendi ulkenizi daha cok sevmek icin belli bir zaman sonra finali orada oynayin, cunku ulkemiz finallere layik bir ulkedir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

guler1@aol.com

Allah’a asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. !!!

Inanc…

Efsane Wimbledon’un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı

AIDS’den ölüm döşeğindeydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından

Mektuplar yağmaktaydı.

Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:

– Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

Arthur Ashe cevap Verir:

-Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı

öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Allah’a “Neden ben” ? Diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Allah’a nasıl ‘Niye ben’ derim?

“Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı… Zorluklar güçlü… Hüzün

insanı insan yapar, Yenilgi mütevazi…

Allah’a asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…”

Arthur Ashe

Serif Thomas Dart

Genç siyasi liderler’ programı kapsamında, 10 gündür ABD’deyim. Program çok yoğun ve Türkiye’den sekiz saat gerideyiz. Bu nedenle yazamadığım ve gündemi takip edemediğim günler oluyor sevgili okur.

Grubumuzda Türk gazeteci, politikacı ve işadamları var. ABD’nin farklı eyaletlerinde, farklı şehirlerini ziyaret edip politikacı, kanun yapıcı, kanun uygulayıcı, lobici, iş insanı, gazeteci gibi türlü meslekten insanla tanışıyoruz.

Bu buluşmalardan sanırım en ilginç şahsiyetlerden biri, Chicago’da tanıştığım şerif oldu.


Önce filmlerde gördüğümüz şerif kılığında dolaşmadığını söylemeliyim. Ayrıca genç, şişman değil ve yıldız takmıyor. Ancak şerif Thomas Dart’ın asıl farkı, tipi değil, yaptıkları...



Buraların kralı


Dart, Los Angeles’tan sonra ülkenin en büyük emniyet teşkilatına sahip olan Cook County’nin şerifi. Illinois eyaletini Cook County dahil, tam 102 bölgeye ayrılmış. Fakat basta Chicago kenti ve sanayi bölgesi olmak üzere, en kalabalık şehirler Cook County’ye bağlı.


Şerif Dart, bu bölgenin emniyet müdürü sayılır. Yani buraların kralı sayılır. İster trafik, ister narkotik, ister cinayet olsun… Gözaltına alınanlar önce onun mekânında buyur ediliyor. Ayrıca zanlıların ilk duruşmaya çıktıkları yer ve devasa bir hapishane de emniyet teşkilatına bağlı, kocaman bir kompleksin içinde.


Hatta gecen yıla kadar burada infaz da yapılıyormuş. İdam cezası, gecen yıl kaldırılmış.

Benim suçlularım


Normalde şerifler, bizdeki gibi polis memurluğundan yükselir. Ancak Dart, eyalet savcısı olarak başladığı kariyerine Illinois eyalet senatörlüğüyle devam etmiş. 10 yıl politikadan sonra, sorunların ancak sahada çözüleceğine inandığı için emniyette çalışmaya başlamış.


Oysa bizde hep tersi olur. Kimse, politikacı koltuğuna oturduktan sonra kendi rızasıyla suçluların rehabilitasyonuna filan kendini adamaz! Bunu yapana ancak deli derler…


Thomas Dart, görevi o kadar sahiplenmiş ki ‘benim suçlularım, benim hamilelerim’ gibi cümleler kuruyor. Kadınlar hapishanesi için kreş açan da o, fuhuş sucuyla mücadele etmek için müthiş çözüm bulan da…

Öyle ki artık fuhuş nerdeyse suç olmaktan çıkmış. Yaptığı şey aslında çok basit: Fuhuş yapan kadınları, eski fahişelerle görüştürüyor. Bu kadınlara bizzat iş veren de o: Yılda 40 ila 50 bin dolar maaş ve sosyal güvence sağlayarak kendi gönüllü ordusunu kurmuş. Çoğunlukla da eski fahişelerin konuşması çok etkili oluyormuş.


Mesele sadece beyin yıkamaktan ibaret değil. Cinsel taciz ve tellalların işkencesinden kurtulmaları için bir seçenek sunmak… Ve her şeyden önemlisi, insana insan gibi davranmak

ŞİDDET EVDE YOK GİBİ


– Şerif Dart’a göre ABD’nin en sorunlu sistemi, kriminal adalet.


– Cook County hapishanesinde seri katiller de var, hafif suçlar işleyen de.


– 70’lerde 34 genç erkeği rastgele öldüren bir katil, burada idam edilmiş. 6 ay evvel kayıp cesetleri bulmuşlar. DNA analizleri yapılıyor ve çok yakında açıklanacak.


– Bölgede ev içi şiddet yok denecek kadar az, yüzde 5. Suçun yüzde 50’si uyuşturucu bağlantılı.


– Esrar kullanmak da hapisle sonuçlanıyor bu bölge yasalarına göre. Birkaç gram bulundurmaktan hapiste yatan 14 kişi var.


– Hapistekilerin yüzde 96’sı duruşmaların sonuçlanmasını bekliyor. Ama suçları belli, ayrıca hapishane nispeten ‘iyi’ olduğundan avukatlar müvekkillerinin burada kalması için davaları uzatıyor.


– Mahkûmları ‘boot camp’ denen kamplarda çalıştırıyorlar. Asker eğitimi gibi bir şey. Hem beceri öğretiyorlar, hem de güneş paneli kurmak gibi işlerde çalıştırıyorlar.

Mehves evin