Blog

Turkiye’nin son 60 yilini anlatan sloganlar…!

Degerli Arkadaslar,

Yeni genclere Turkiye’nin son 60 yilini anlatmak icin sloganlari kullanarak onlara kisa zamanda nereden nereye geldigimizi zamanlarini almadan anlatmak istedik…

1950             “Yeter soz milletindir ” slogani ile  , secimi kazanan DP..
1950-1960    “Her mahallede bir milyoner yaratacagiz ” sloganini  uygulamaya koydu..
1960 -1965    Albaylar cundasinin gucle ulkeyi yonetme donemi ..
1965-1972     Kiratin sahlanip askerin elinden sazi alip millete verdigi yillar.
1972- 1973    Ihtilal cetelerinin savaslari icinde gecen iki yil..
1973-1980     Koalisyonlar donemi, guc ve yetki sermaye ve etkin guclerde..

1980-1983    24 Ocak kararlari, ihtilal ve dengelerin yerine oturmasi ..
1983 -1987   Ozal’ li radikal  ekonomik  reformlarin one ciktigi yillar..
1987-1990    Ozalin geri gidisi ve yolsuzlugun ulke geneline yayildigi yillar..                  
1990 -1995   “Haydi  Turkiyem ileri”  ve  “Iki Anahtar” sloganinin  iktidari…!

1995-1996    Devletin faiz sarmalindan havuz sistemi ile kurtulmaya calistigi yillar..

1997- 2002   Kayit disinin ve tefecilerin  hakimiyetindeki yillar…!
                    

2002 – 2012   Konut, araba ve Kalkinma sozunun laftan cikip gercege donusmesi!

                      O yuzden AKP

                      “Yeter soz milletindir ” diyen  DP nin sloganini ,
                       “Haydi Turkiyem ileri ” diyen DYP’nin sloganini
                    

                      “Durmak yok yola devam”   diyerek ,  devam etmekte , !!

                      ancak

                    
                      Ulkenin ana sorunu olan Sivil Anayasa !
                      Siyasi partileri lider sultasindan kurtarma !
                      Ehil , bagimsiz ve liderin degil halkin sectigi milletvekili ..!
                      Ehil ve bagimsiz yargi ve denetim kurumlari .!
                      Bagimsiz ve ehil medya ..!
                      Saydamlik, kayit disi ile mucadele  konusunda ilerleme !!

Konularinda mehter marsi gibi bir ileri iki geri gidiyor…. !! 12 yillik iktidar doneminde ulkenin 6 asli sorunu konusunda bir ilerleme yapilamadi ne yazikki !!

Henuz bu sorunlari parti adlarina Adalet , Kalkinma , Hareket, Halk koyarak cozmeye calisiyoruz, henuz sloganinida, projesinide uretemedik.. Insallah gelecek 60 yil icinde bunlari cozecegiz, genc TC icin cozulmus sorunlari takdirle karsilamak gerekir, zaman icinde diger sorunlarda cozulecektir, henuz sartlar bu sorunlarin hepsinin cozulmesi icin musait degildir, halkta, siyasi partilerde, siyasetcilerde bu yarisa hazir degil, once bir sloganlarini uretelim sonra zaman icinde cozeriz..

                    
                      Sloganlar ile ulkenin son 60 yilini ve bugununu anlatmak istedik..

                      Sevgi, saygi ve selam ile

                      Mujdat guler

                      guler1@aol.com

Insan oglu hala sistem arayisinda ….!!!!

Degerli Arkadaslar..

Dunya insani   Anayasal parlementer rejimi uzun yillar sonra  buldu, Demokrasiyi Liberal ekonomi ile taclandirmadiklari icin buyuk sapmalar oldu, duvarlar yikildi tam ozgurluge gecelim derken insanlar gene  Diktatorlere mahkum olmak durumunda birakildi..!!

Dunya ustunde halkin kendi kendini idare etme gorevini halk, bazi ulkelerde anayasalarla diktatorlere verdi, bazi ulkelerde anayasal parlementer sistemde   sermaye , kiliseler, cemaatler halkin onune  kendi adaylarini koydu ,halkta mecburen bu adaylara oy verdi, sonucta sermayenin yonettigi sistemler olustu, bugunde gunumuzde boyle melez demokrasiler demokrasinin yalnis taninmasina neden oluyor..!!

Sermaye Avrupa’da  o kadar ileri gittiki ,  demir celikcilerin karteli once trost oldu sonrada neden siyasi bir birlik kurmuyoruz diyerek AB dogdu, bu modelin basarili olmasi dunya demokrasisi icin onemli avantajlar saglayabilecekti oradada ekonomik sikintilarin olmasi dengeleri sarsti….!

Melez demokrasilerin icinde liberal ekonominin tek ayagi calismaya basladi, calisan ayak serbest birak ayagi idi ama liberal ekonominin diger ayagi denetle idi;

gerek yargi denetimi gerekse mali denetim zaten hakimiyet altinda olan demokrasilerde dogru calismadigi icin , gelir adaleti bozuldu

Kapitalizmin tum agirligini hissettirdigi ulke diye bilinen ,  esasinda sosyal devlet olan amerika’dada 90 yilindan sonra krizler ahlaki bozdu, teknolojinin gelismesi , once .com ile baslayan borsa oyunlari ile gelir adaleti bozuldu, her taraf evsizlerle dolmaya basladi, sonucta hapishaneler agzina kadar doldu, simdi dunya aklini aramaya basladi. !!

Demokrasilerin dogru isleyebilmesi icin siyasi partileri gelirleri itibariyla bagimsiz hale getirmez, onlari kiliselerin,tarikatlarin , cemaatlerin ,  sermayenin kucagina itersek, medyayi ekonomik isletmeler haline getirip ekonomik bagimsizliklarini saglamazsak , bagimli bir medya ile demokrasiyi yasatamayiz ..

 Denetimin mali ,yargi, medya  denetimlerini ehil ve bagimsiz yapmazsak demokrasiler birer Diktatorluge donusurki bu Demokrasi icin en buyuk tehlikedir….!!

Kapitalizm , Dinin siyasete karismasi dunya icin onemli tehlike olmaya devam ediyor.. Insanlar sosyal adaleti saglayacak sistemin hala Demokrasi ve Liberal ekonomide oldugunu gormeyip, Kotu uygulanan demokrasinin ve Liberal ekonominin dusmani oluyorlar..

Buda Demokrasiye ve Liberal ekonomiye buyuk zarar veriyor.. Onumuzdeki gunlerde “Sosyal adalet-Servet dusmanligi – Milliyetcilik  ” kavramini iyi kullanabilecek demokrasi ve Liberal ekonomiden uzak kafalarin dunyada iktidarlari ele gecirme tehlikesi yasaniyor..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

guler1@aol.com

“Faili mechuller ” koca bir yalandan ibarettir !!!!

Degerli Arkadaslar,

Biz normal vatandaslar icin Devlet babadir , guvenilir , arkani rahatlikla dayayabilecegin adi ile sani ile “Devlet Babadir” .. Faili mechullerde kim vurduya giden vatandaslarimiz icinde devlet boyle bir devlettir, guvenilir, koruyucu ve onlarin canindan sorumlu olan babalaridir..

Devlet hakikaten boyle bir babadir ancak devlet elle tutulur gozle gorulur bir obje degildir, subjektif bir kavramdir, obje ise onun makamlarindan oturan insanlardir..
Devlet baba polis elbisesi ile gelip seni polise getirecegim dediginde, rahatlikla arabaya biner insanlar, devlet baba istihbaratci huviyeti ile gelir alir seni sende rahatliklakla insanlar babasina guvenir..

Devletin karakoluna gider insanlar , kendini devlet babanin ellerine teslim ederler, ama karakola girip disariya cikamazlar.. Iste bu islemden sonra koruma mekanizmalari calisir, bu olumlerin hepsinde o gunku siyasi gorusler, cekismeler , haracin bolusulememesi vd nedenler olabilecegi gibi bazende dis istihbarat servislerinin ici iceredeki meslektaslarina yukleyerek tamamlanan islemler vardir..

Bunlari arastirmaci yazar ve gazeteciler arastirarak kamu oyunun onune getirmeye calisirlar, ne yazikki bu insanlarinda basina cok sey gelir ve bunlarin icinde Ugur Mumcu gibi olanlarda faili mechuller konusu ogrenilmesin diye oda faili mechul olur..

Bunlarin failleri mechul degildir, kan yerde durmaz, oldurenlerden Ayhan carkin gibi bazilari konusur, bazende Ergenekon iddianamelerinin sayfalarina bile konu olur ancak sistem ozellikle tepeden gelme bu emirleri oylesine saklarki bu konuda
a. Adli tip, adli polis ozellikle yardimci olur..
b. Emniyet icinde dosyalari kapatmakla sorumlu insanlar vardir..
c. Medyanin icinde konuyu saptiracak faili mechulleri kapatacak yazarlar vardir.
d. Yargiya gelmis dosyalardada savcilarimiz cikar ortaya “bunu devlet yapti ” der ve dosyalari aciga cikartmak icin degil, kapatmak icin ozel olarak itina gosterirler..

Bu kadar agir ithamlarda nasil bulunuyorsun diyen olabilir..
Evet bu kadar agir ithamlarda bulunmak icin bazi seyleri yasamak ve insanlari dinlemek lazim..

Faili mechuller yoktur , faili belli ama dokunulmayan gucler vardir, bunlarin oldurduklerini bulmak oyle kolay degildir, bunlarin mal beyanlari ve yakinlarinin servet beyani alinsin, aynen Al capone olayindaki gibi vergi dairelerini, masak’i bu kisilerin ustune surup, eski mal beyanlarini alip sonradan yaptiklari servetin kaynagini ogrendiginizde zaten bunlari yakalamak mumkundur, Organize suclari Amerikada yillarca cozemedi ama ne zamanki vergi polislerini vergi dairesini kullandi ve ulke bugunku seviyeye geldi, cunku organize suclularin hepsinin arkasinda emniyet, yargic ve medya mensuplari vardi .

Mali saydamlik saglanmadan ulkenin kirli elini yikamasi kolay degildir..

Sevgi ve selam ile

Mujdat guler

Halk sistemi oyu ile , Dukalik sistemi sungu ile degistirir !

28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener açıkladı ERBAKAN’A BÜYÜK HAKSIZLIK YAPILDI – Dipnot.Tv

28 Subat devleti keriz silkeme operasyonu ile yillardir soyanlarin basi cektigi, askerin , yarginin , cumhurbaskanligi makami ile medyanin ve bazi milletvekillerinin  kullanildigi bir donemdir…..
Ekonomik bagimsizligi kazanmadan, siyasi bagimsizligi kazanmak, demokrasiye gecmek mumkun degildir..
28 subatin askerlere fatura edilmesi, 12 eylulun amerikaya fatura edilmesi Dukaligin basarisidir, organize suc orgutlerinde gelir paradir.. Dukalik 70 milyondan toplanan vergilerin % 80 ini yillarca faiz diye aldi yan geldi yatti.. Sonucta fakir dusen devlet ozellestirmelerle tum varliklarini satti , yetmedi simdi dagi , ormani , sehirleri satiyor..
Dukalik hala guclu devlet fakirlestikce dukalik zenginlesiyor, dukalik siyasi iktidarlari isine geldiginde ayakta tutmasini biliyor , bukemedigi bilegin elini opuyor ve almasi gerekeni aliyor..
Bu ulkenin bagimsiz siyasi partiye, bagimsiz milletvekiline, bagimsiz yargiya, bagimsiz sayistaya, bagimsiz danistaya ihtiyaci her zamaninden daha fazla..
Guc kavgalari icinde olan benim ulkeme , benim insanima oluyor..
Sagolasin Meral Aksener yurekli , cesur ve gercekleri soyleyebilen boyle insanlara ihtiyac var, ama en onemliside olaylari takim tutmadan degerlendirip , ulkesi hakkinda oynanan oyunlarda taraf secmek yerine, oyunu demokrasiden, saydamliktan ve kurumlarin bagimsizligindan yana kullanacak insanlara ihtiyac var..

1983’de Ozal iktidar oldugunda ilk aldigi karar  kayit disina aftir, sn. Erdogan’in Dukalik tarafindan desteklenmesinin en onemli nedeni “Nerden buldun ” diye sormamasi ve devletin varliklarini dukaligin emrine tahsis etmesidir, dukalik onun zamaninda 100 misli buyume basarisi gostermistir..
Ne yazikki , dukaligin tek bir slogani var ” TC benim ben onu soyarim” savasindan baska bir savas vermiyor.. Bu soyguna onay veren iktidarlar en iyi iktidar olup cikiyor… Bakin son 30 yildir magazin dergilerine resimler hic degismez, bakin siyasetcilerin arkasindaki gulen o pismis kellelere bunlar hic degismez hep ondeki siyasetciler degisir.. 
Hic kimse saydamliktan , demokrasiden ve bagismizliklardan yana degil, hepsi halki somuruyor ve halkta henuz olayin farkinda degil .. Asiri uclarin esiri olmuslar, ya asiri milliyetci, ya asiri etnik kokeni savunan , yada asiri muhafazakar, ama demokrasi , saydamlik ve gelir adaletinden yana olanlari gormek mumkun degil, herkes vurgundan once bir pay almayi tercih ediyor, paylasmayi degil…!!
Boyle bir gunde turkiye gerceklere yaklasabilme mucadelesi veriyorsa bana gore bu bile ileriye olumlu bakmak icin bir sans diye dusunuyorum.
Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler

Yerli Araba, Yerli Marka ve Yerli Patron Tamam Da Teknoloji Olacak Mı?

Yerli Araba, Yerli Marka ve Yerli Patron Tamam Da Teknoloji Olacak Mı?

Kurulus yeri ile ilgili goruslerine katilmiyorum, ayni Ford gibi ozel limani olmasi gerekir, hammaddeye, yan sanayiye , pazara yakin olmasi icin gene marmara veya kuzey egede dusunulebilir..



 Ki yatirimcilar gerek kurulus yeri, gerek teknoloji, gerek kapasite tayini konusunda bayagi tecrubeliler, onlarin tecrubesine gore henuz erkendi ama gerek siyasi baskilar gerekse ic pazarin cazibesi onlari bu yola itti, egrisi dogrusuna denk geliyor, basarili olunacaktir, teknoloji uretmek, dunya markasi olmak henuz bir hayal cunku araba uretimini yapan Ford , once pahali uretti, bakti pahali sonra otomasyonu kesfetti, hatta bugun torunlarinin ayakta kalmasida hep farklilik yaratmasindandir..

 Tum araba sirketleri cok sorun yasadi ama Ford hep araba uretimi kari disinda iki alana yoneldi, pazarlama kari ve arabayi finans ederek oradan elde edilecek finans kari..


Yillarca musterilerinden % 7-9 arasinda kar payi vererek para topladi araba satislarinda % 20-29 arasinda kredilerle bu parayi satti en buyuk kazancida buradan geliyor..

 Bizim araba sektorumuzde farkilik yaratmayi saglayacaktir, simdi koruma duvaralarina alinmis , KKDP , vergi avantajlari ile cok rahat para kazanilan bir sektor oldugundan kimse kendini zorlamamaktadir..

 Ekonomik carklari dogru calistirsak arabada uretilir,yan sanayide gelisir,zor sartlar markada uretir, marka globalde olur, sorun sanayi hala feci sekilde korunmakta ve buda sanayiciyi asli isi olan sanayiciligi dusunmek yerine, devletin kapisinda aglama duvarinda aglayarak , ithalat icin% 200 lerde vergi salinarak bu vergilerin arkasinda icerde teknoloji uretmek tabiki imkansiz hale gelmektedir..

Sanayiyi gelistirmek istiyorsak korumaliyiz ama fazla koruma bazen araba sektorunde oldugu gibi kendi markanin olmamasina, kendi teknolojinin yaratilmamasinada neden olabilir…

Mujdat guler

Ocak 21 2012

Orlando FL 

Ağaoğlu sen yaparsan olur! Ferhan Sensoy

Doldu taştı mapushane, çeşmesi yandan akmıyor. Tutuklular çeşmesizler. Hızla sürüyor tutuklanmalar, dalga dalga geliyor. Yarın sıra kimde acaba, duygusu egemen. Hiç oralı değil egemen.

Bir sabah uyanıyoruz, eski genelkurmay başkanı tutuklu. Başka bir sabahla günaydınlaşıyoruz; Hurşit Tolon Paşa tutuklu. Eski darbelere nazire sivil bir faşist darbeyle mi karşı karşıyayız?

İktidar derin elem içinde ve fakat bir feraset göstermiyor, üzüntüsünü dile getiriyor. Tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınıyor. Kısalt!

Tutuklu milletvekilleri var. Her sahurda kafasına göre kanun hükmünde kararname çıkaran AKP, Silivri’deki milletvekillerinin tutukluluğunu ortadan kaldıracak bir kararname çıkaramaz mı?

Milletvekili Hakan Şükür, hafta sonu tatil günlerinde izinli olduğu için futbol yorumculuğu yapabilir, biçiminde bir kararname çıkarabilir mi? Evet! Gerekirse o bir gece sahurda şak diye çıkar!

Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istiyorlar. Bu konuda çok ısrarcı olmamalarını öneririm.

-Madem çok istiyorsunuz, sizinkileri kaldıralım!

diyebilir iktidar, bir gece ansızın siz dokunulur olursunuz, onlar dokunulmaz kalır!

Ülkede artık olabilemez, diye bir şey yok! Her şey olabilebilir!

Ergenekon ve Balyoz davaları bitecek gibi görünmüyor, Silivri’de eziyet çeken tutukluların tahliyelerine daha çok var. Her gün birileri tutuklanıyor, mapushanede yer kalmadı, itiş kakış bir durumda tutuklular.

Bari onların içinde bulundukları koşulları iyileştirelim, daha uygar, insanca yaşanılabilecek apartman daireleri. Devletin buna parası yoksa, sponsır bulunabilir.

Örneğin Ali Ağaoğlu! İstanbul’a binbir İstanbul katan, İstanbul’un sınırlarını Marmara bölgesine yayan müteşebbis, Silivri’de böyle bir tesise sponsır olur; Silivri Demirkafes Towers Plaza! Ona da bu yakışır.

Ve zaten bunun bir an önce yapılması şarttır. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla Ergenekon ve Balyoz davaları daha çok yıllar sürecek. Suçu belirlenmemiş tutuklu insanların büyük bir bölümü orta yaşın üstünde. Bırakın emekli tutukluluklarını huzur içinde geçirsinler.

İktidarın böyle bir vicdan muhasebesi olduğunu sanmıyorum, kimi yerde günâh konusunda hassaslar, Silivri söz konusu olunca günâh hiç akıllarına gelmiyor, günâha girdiklerini bile bile. Yani ki cennet vizesi alamayabilirler. Cehenneme giriş vizesiz.

Yap bir kıyak da; mekanın cennet olsun Ağaoğlu! Sen yaparsan olur!

Ferhan Sensoy…..!!!

Yargının Hızı Ve Hammerberg Raporu- Fikret Ilkiz

Yargının Hızı Ve Hammerberg Raporu (17.01.2012)

Fikret İLKİZ

Yargıyı “hızlandırma” amacıyla bir yasa “tasarı”nın varlığını Adalet Bakanının basında yer alan açıklamalarından öğrendik. Ancak “tasarının” içeriğini ve yargıyı nasıl “hızlandıracağını” bilmiyoruz. Belki açıklandığında veya tasarı TBMM’de kanunlaştığında öğreneceğiz. Öyle ya, çoğunluk iktidarı…
Kamuoyu ile paylaşılmadan kanunlaşan kanun tasarılarının kanunlaşma süreçlerini gün ışığında yönetim ilkelerine, çoğulculuk ve demokrasiye aykırı görüyorum. Sadece Mecliste yapılan tartışmalarla kabul edilerek yürürlüğe konulan bazı temel kanunların demokratik hukuk devleti ya da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı inancındayım.

Özgürlüklerimizi koruyan insan haklarıdır, biçimsel anlamda kabul edilerek uygulamaya konulmuş yasalar değildir.

Hukuk devletinde, devletin gücü, insan temel hak ve özgürlükleriyle sınırlıdır. Bu nedenle içeriği adil olmayan, insan haklarına aykırı yasaların çıkarılması önlenmelidir. Asıl olan amaç, adaletli bir demokratik toplum düzeninin yaratılmasıdır.

Öteki türlü bir yaklaşımla, eğer “biz yaptık oldu” diyorsanız, kabul ettiğiniz yasalarla oluşturduğunuz “yasa devleti” olmanın ötesine geçemezsiniz. Bu adalet değildir, hukuk devleti hiç değildir.

Yargının “hızlandırılması” mıdır, yoksa adil yargılanma hakkı gereği herkesin makul sürede yargılanması ve makul sürede davasının görülmesini isteme hakkının düzenlendiği ve insan haklarının korunduğu bir adalet sisteminin inşası mıdır amacınız?

Çok dikkat çekici bir zamanlama içinde olduğumuzu düşünüyorum. Anımsar mısınız bilmiyorum, tam bu sırada geçtiğimiz günlerde yargı sistemimiz hakkında gerçekçi tespitlerinin yapıldığı çok önemli bir rapor yayınlandı. Konusu, Türkiye’nin yargı sistemi.

Yargının “hızlandırılması” hakkındaki yasa tasarısının kamuoyuna açıklanan bir raporla ilintisi var mıdır acaba?

Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, 10-14 Ekim 2011 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonucunda “ülkedeki adalet yönetiminin durumunu ve insan haklarının koruma düzeyini” 10 Ocak 2012 tarihli Raporunda değerlendirdi.

“Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” raporunun her satırının okunmasında yarar var. Adaleti yönetenlerin nasıl yönettiğini, Türkiye’de insan haklarının korunma düzeyini gözler önüne seriyor.

Raporda yer alan ve aşağıda tırnak içinde okunmasını istediğim bazı cümleler var.

“Ayrıca adli kolluk sistemi, savcıların bu görevleri yerine getirmelerine tam anlamıyla destek olmak üzere geliştirilmelidir. İddianamelerin kalitesine de dikkat edilmelidir.

Komiser, özellikle AİHM içtihadı göz önüne alındığında, tutukluluğa çok sık başvurulmasına ve uzun tutukluluğa ilişkin kaygılarını tekrarlamaktadır.”

“Komiser, yargılamanın aşırı uzun sürmesinin, Türk adaletinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mükerrer kararlar almasına yol açan kronik bir işlevsel bozukluk olduğunu gözlemlemektedir.”

(Avrupa Konseyi) “Bakanlar Komitesi’nin çeşitli vesilelerle belirttiği gibi, adaletteki aşırı gecikmeler, özellikle hukukun üstünlüğü ilkesine saygı duyulması ve adalete erişim bakımından büyük tehlike oluşturmaktadır. Aşırı uzun mahkeme işlemleri genel olarak adalet sisteminin saygınlığını ve toplumun adalet sistemine olan güvenini zedelemektedir.”

“Dava sürerken gerçeklesen usule ilişkin ertelemelerin, Türkiye’deki uzun yargılamaların bir başka önemli nedeni olduğu görülmektedir. Türkiye’de sıradan bir davada, mahkemenin türünden bağımsız olarak, mükerrer ertelemeler ve dava dosyasının bilirkişilere gönderildiği uzun sürelerin olduğu görülmektedir.

Birçok davada, duruşmalar aylarca sonrasına ertelenmektedir. Bu durum, özellikle ceza davalarında sorun yaratabilmektedir, çünkü bu, şüpheli veya sanığın sorguya çekilmeden önce uzun süre tutuklu kalmasına neden olabilmektedir. Komiser’e, bu tür gecikmeler ve verilen aralar nedeniyle birçok kişinin, mahkûmiyet kararının ardından, o zamana kadar tutuklu olarak geçirdikleri süre hesaba katılarak hemen salıverildiği bildirilmiştir. Davaların sık sık kesintiye uğradığı bir ortamda, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde (…) sıklıkla yapıldığı gibi, organize suç ya da terör davalarında birçok sanığın davasının birleştirilmesi uygulaması özellikle kaygı vericidir, çünkü bu uygulama bazı davalarda işlemlerin daha da uzamasına yol açmaktadır.”

“Komiserin daha önce İfade Özgürlüğü Raporu’nda da gözlemlediği gibi, savcıların mesnetsiz davalar da dâhil yargılamanın başlatılması konusunda kendilerini pek kısıtlamadıkları görülmektedir ki bu da bu sorunu şiddetlendirmektedir. Savcıların aynı zamanda davaları eleme, yani hangi davaların kamu adına kovuşturulmak üzere yargı sistemine takınacağını belirlemek gibi bir rollerinin (“kapı tutma işlevi” de denilen rol) olduğunu algılama konusunda, yeni (Türk Ceza Muhakemesi) TCMK’nın kendilerine bu imkânı açıkça sağlamasına (170-175. maddeler) rağmen, bir zorlukları olduğu görülmektedir. Bunun yerine savcıların, özellikle de devlet güvenliği meselelerinin söz konusu olduğuna inanıldığı zaman, davayı mahkemeye taşımayı ve delillerin değerlendirilmesi işini mahkemeye devretmeyi tercih ettikleri bildirilmektedir.”

İstisnaları dışında, gazeteciler bu Raporu haberleştirmedi, Rapor üzerine yazı yazmadı. Eğer gazeteciler bu Rapora hak ettiği ölçüde sütün/cm ayırmak suretiyle haber yapmış olsalardı, bu çok önemli tespitlerden kamuoyu haberdar olurdu.

Türkiye’de adaleti nasıl yönettiklerini bilenler dışında, nasıl yönetilemediğini de toplum öğrenirdi.

Ancak nasıl olsa bu Rapor çok önceden onlara verildiği için, hem Türkiye’de adalete bakanlar ve hem de Avrupa Konseyi’nin adalet işlerine bakanlar zaten ve umarım çok şey öğrendiler.

Bu Raporla adaleti yönetenlerin “yönetim becerileri” ile insan haklarının korunmasındaki “koruma düzeylerini” hep beraber bir kere daha öğrenmiş olduk.

Keşke gazeteciler bu Raporu kamuoyunun bilgisine çok daha geniş biçimde sunmuş olsalardı…

Acaba, içeriği bilinmeyen ama yargının hızlandırılması hakkında hazırlandığı öne sürülen yasa tasarısı “paketi”, aslında Thomas Hammarberg’in bu Raporuna karşılık olarak hazırlanmış ve “işte biz sorunu çözüyoruz ve yargıyı hızlandırıyoruz” yanıtı mıdır?

16 Ocak 2012