Adalet -Cumhuriyet -Ihtilal ucgeni arasina sikismis Turkiye ….!!





Neden buraya geldik, buradan nasil kurtulabiliriz !!

Buyuk kurtarici Cumhuriyeti genclere emanet ederken, Savcilarimizada Cumhuriyeti koruma gorevi verdi ve onlara “Cumhuriyet savcisi ” unvanini verdi…

80 doneminde 12 eylul olayini yasadik , yeni anayasa ile yargici memurlastirip, once ekonomik bagimsizliklarini ellerinden aldilar, milletvekilleri ile ayni maasi alan insanlari cuzdanlari ile vicdanlari arasinda sikistirdilar, her turlu baskinin altinda kalan bu insanlar , siyasetcinin memuru oldugu gibi ,bazilarida  yargi cetesinin icinde yer aldilar..

Memurlastirilmis , hukuk egitim kalitesi dusunce , hukuk nosyonu elinden alinmis bu insanlari artik yonetmek cok kolay oldu , halkin kendi yargici, kendi bilirkisisi, kendi yargitay uyesi bile olusmaya basladi, herkes yargida adaleti degil, adamini bul sarkisini soylemeye basladi…

Dun yargi arka bahcesi iken , guvenilir diyenler bugun yargiya guvenilmez demeye basladi, iktidarda iken yargi guvenilir, muhalefete dustunmu yargiya guvenilmez demek yanlis , 30 yildir siyasete bagimli , ehil olmayan yargi hic bir zaman guvenilir olmadiki !!!

Dogrusu gerek Ergenekon , gerek Balyoz, gerek Internet andici  davalari Fasa fiso davalari degildir ama delil ureterek, saniklari daha yargilamadan kamu onunde suclu duruma dusurmek icin tutuklamalar davanin yonunu degistirmeye yoneliktirki bunlar ele gecmis firsatlari bile iskalama acisindan onemlidir..

Insanlarin en temel hakki olan tutuksuz yargilama hakkini bu insanlara vermeyip, ustelik gizli olmasi gereken savcilik sorusturmasi oncesinde delillerin ozel medya kanali ile onceden yayinlanmasi hicte etik olmamistir, sonucta siyaset, yargi , medya ve ordumuz itibar kaybetmektedir..

Bugunku bu yapi icinde neticelere gitmek mumkun degildir..Bankalar vurgunu, meclis soygunu, susurluk , deprem davalari v.d ulkenin onunu acacak hic bir dava neticelenmemis ve insanlarin siyasetcisine , yargiya , emniyete ve medyaya guvenleri sarsilmistir, buda kendilerine guveni yok etmistir , bu guveni insanlara saglayacak olan “Dogru ve guvenli yargilama olacaktir ” bunun yoluda ehil, saydam ve guvenilir olan yargiclarla saglanabilir, memurlastirilmis yargictan, cumhuriyet savcisina gecmeden basarmak zordur..

Adalet mulkun temeli olduguna gore bu ilk hareket yargi kurumundan ve yargiclardan gelecektir, yargicin cesur, yurekli ve ehil oldugu ulkede insanlar sisteme guvenir, Demokrasi ve saydamlik binasinida bu temelin ustune oturtmak mumkun olur..

Siyasetciden yargiclara bagimsizligini vermesini , onlarin patronlugundan uzaklasmasini istemek 30 yildir bir ruya olarak kaldigina gore , artik bu bagimsizlik mucadelesinde yargiclar ve halk dayanismasi ile sirasi ile

1. Yeni anayasanin yapiminda katilimci olup, yargica bagimsizligini verilmesinin saglanmasi ..
2.  Hukuk egitim kalitesinin arttirilmasi, 4+3 =7 yillik egitime gecilmesi.
3. Yeterlilik imtihanlari yapilmasi
    3.1  Sistemin icinden yetersiz olanlarin arindirilmasi
    3.2 Hukuk fakultesinden mezun olanlara uygulanmasi curuk elmalarin ikincil islerde kullanilmasi
 4. Mal beyanlari uygulamasindaki gizlilik maddesinin kaldirilmasi
 5. Hakime ekonomik ozgurlugun verilmesi , milletvekilleri ile esit maasa getirilmesi ..
 6 Adli, tip, bilirkisilik kurumlarinin islahi ..

Dogru ve guvenli yargilamayi saglayamazsak, yargi adaletini saglayamayiz, yargi adaleti olmadan gelir adaleti saglanmaz cok degil Apo’ya saglanan dogru , guvenli , hizli ve saydam yargilama hakkini  milletten esirgemek dogru degildir, dogru ve guvenli yargilama herkesin oncelikli hakkidir..


Nasil buraya geldik, buradan nasil cikabiliriz iyi anlasilirsa bu bir hayal degildir o yuzden takim tutmadan , buraya nasil geldigimizi gorup, burdan cikacak bilinci demokrasi sinirlari icinde kalarak cozmek zor olmayacaktir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Bu kadar mı vefasızsın Türkiye?..

Hasta…

Hastane odasındaki tutuklu hastanın doktorunu da alıp içeri attılar…

Peşinden hemşiresini gözaltına aldılar…

Arkasından refakatçisini götürdüler…

Yatağı kaldı…

Belki karyolasını dört ucundan taşıyıp içeri atsalardı, kendisi de karyolanın üzerinde olduğuna göre, sorun kalmayacaktı…

*

Olmadı, hastane odasını bastılar…

İlaç kutularını aradılar…

Röntgen aletinin içine baktılar, ne çekti diye…

Yatağını da aldılar sonunda…

Tekerlekli sandalyeye oturtup bir başka hastaneye taşıdılar…

*

Tüm bunları iktidarın getirdiği Adli Tıp heyetinin “O kadar da hasta değil” raporuna dayanarak yaptılar…

Heyet iki kişilik…

Eee birisi heyet başkanı…

Rapor kardiyoloji ile ilgili, ama raporu düzenleyen heyet başkanı ortopedist…

Önceki gün TTB (Türk Tabipleri Birliği) açıkladı; o raporu veren “gerçeğe aykırı rapor düzenlemekten” defalarca meslekten men cezası almış birisi zaten…

*

Ergenekon tutuklusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın öyküsüdür bu…

Ben onu, muhabirlerimiz haber verdiklerinde, bir gece sabaha karşı yatağından kalkıp, kimsesiz bir hasta için koşup geldiğinde tanımıştım.

Sonra da hep hastalara şifa dağıtmak için koşuştururken gördüm.

Kurduğu üniversiteden yetişen gençler dünyanın dört bir yanındalar…

Bozkır Ankara’nın kayalık-taşlık tepelerinde yetiştirdiği koca bir ormanın önünden geçerim her gün…

Bir hastane kurdu; on binlerce insan şifa buldu orada…

Geliştirdiği ve kurumsallaştırdığı organ nakli ile nice yetişkinler ve çocuklar yaşamlarını sürdürdüler…

*

Şimdi o hasta…

Tutuklu olduğu halde, odasını bastılar… Doktorunu, hemşiresini, refakatçisini, odasını, yatağını aldılar elinden…

Tek başınaydı…

Ne diyebiliriz ki!..

Bu kadar mı vefasızsın Türkiye?..

Bu kadar sessiz mi vicdanın?..

İnsanlık bu kadar mı uzaktı?..

bcoskun@cumhuriyet.com.tr

HOCANIN VAAZI

HOCANIN VAAZI

Of’lu hoca Cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu:

– ” Paranızı sokağa atıyorsunuz ! Kazanan kim ? Meyhaneci…

En büyük dükkan kimin ? Meyhanecinin…

En güzel ev kimin ? Meyhanecinin…

Ya en güzel araba ? Meyhanecinin.

Bu paraları veren kim ? Ha sizin gibi kafasızlar…”

Aradan 2 hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek:

– ” Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu..”

Hoca memnun:

– ” Aferin, içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum.” der. Adam düzeltir:

– ” İçkiyi bırakmadım hocam, MEYHANE AÇTIM ! “

Kagittan Kaplan

Birinci bölüm: Kâğıttan kaplan
13 Şubat 2011

İlk günden itibaren Balyoz planını ciddiye aldım. Kamuoyunda, basında tartışma yaratan boyutunu, yani sonradan eklendiği söylenen belgeleri, şüphelilere suç isnat edebilmek için üzerinde oynandığı anlaşılan evrakları, tarih ve isim karmaşasını bir kenara koyuyorum.
Varlığı sanıklarca da kabul edilen, ses kayıtları bulunan 5-7 Mart 2003 tarihli “Plan Semineri”, herhangi bir demokraside kabul edilebilir bir “oyun” değildir.
2 Kasım 2002’de seçim yapılmış.
4 ay sonra, komutanlar bir kışlaya kapanıp “günümüzdeki gelişmelerle paralellik taşıdığını” belirterek bir “jenerik senaryo” üzerinde çalışıyorlar.
Masa üzerinde isyanlar çıkarıp sıkıyönetim ilan ediyor, hükümeti devirip bir “milli mutabakat hükümeti” kuruyorlar.
Üstelik gerçek isimler kullanıyorlar.
“Kâğıt”tan bir “kaplan” yaratmaya çalışıyorlar.
Bu, tehlikeli bir “harp oyunu”dur.
Seminerde sunum yapanların, tarihimizdeki 3 darbeden ve pek çok darbe girişiminden hiç ders çıkarmadığının kanıtıdır.
Hiçbir sivil iktidar, kendi emri altındaki orduda yapılan böyle bir hazırlığa göz yumamaz; yummamalıdır.

İkinci Bölüm: Kaplandan kâğıt
Fakat basına yansıyan pek çok kanıttan anlıyoruz ki şu ya da bu nedenle “Balyoz dosyası” ile oynanmış.
Bazı marifetli eller devreye girmiş, belgelere müdahale edilmiş, o tarihte var olmayan şirketler kurulu gösterilmiş, yurt dışındaki isimler orada gibi kaydedilmiş, bazı tarihler yer değiştirmiş. Yani “fırsat bu fırsat” denilerek dosya şişirilmiş. Olayla ilgisiz bazı isimler sanık sandalyesine buyur edilmiş.
Bu “müdahale” ne sonuç doğurdu:
Mahkeme, mesaisinin çoğunu, belgelere dair bilirkişi raporu beklemeye harcar oldu.
Dava -en azından toplumun belli kesiminde- kuşkulu bir hal aldı. Kamuoyunun bir kısmı, asıl “plan”ı unuttu; bunun tümüyle fabrikasyon bir dosya olduğuna, nihayetinde “kaplan”ı buruşturulmuş kâğıt haline getirmeyi amaçladığına inandı.
Bu inanç, mahkeme heyetine yapılan müdahalelerle hepten kökleşti. Bu kadar önemli bir dava sürerken -her ne nedenle olursa olsun- hâkimleri değiştirirseniz, “tutuklamalara itiraz edenlerin yerine tutuklama isteyenlerin hükümetçe tayin edildiği” izlenimi doğurursunuz.
Dünkü abartılı tutuklama dalgasında bu izlenim zihinlere bir kez daha kazınmıştır.
* * *
Yazının ilk bölümü ile ikinci bölümünü karşılaştırayım şimdi:
Ben ordu içinde, hükümeti devirmeyi amaçlayan tehlikeli bir plan semineri yapıldığına inanıyorum. “Balyoz Davası”, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bu zehirli alışkanlıktan vazgeçirmek için bir fırsat olabilirdi.
Ama yazının ikinci bölümünde anlattığım şey, bu fırsatı heba etti. Çünkü adeta bir başka ekip, yeni bir “harp oyunu” düzenledi. Kayıtlara müdahale eden, sahte belge üreten, basına doküman sızdıran, hâkimlerin tayinleriyle oynayan, bilvesile muhaliflerini ezmeyi amaçlayan bu ekip, masa üzerinde bir başka tehlikeli senaryoyu uygulamaya koydu.
Bence ikisinin birbirinden farkı yok.
“Kaplan” kadar “kâğıt” da tehlikeli…

Can Dundar Milliyet..

Adalet Piyangosu bir gun sizede cikabilir !!

Degerli Arkadaslar

Sayin Ecevit , 1980 yilindan sonra , askeri idareye tek basina karsi cikabilme cesareti ve yurekliligini gosterebilmis bir siyasi kisiliktir.. Zaten bu tavirli davranislari ilerdeki yillarda onu iktidara kadar tasimistir.. Durust, saygin ve istikrarli bir kisilik sergilemistir..
Yargi mensuplari , o gunku siyasi iradenin gozune girip , daha yukari makamlara cikabilmek icin sn, Ecevit’e dogru ve guvenli yargilama hakkini vermedikleri gibi ustelik onun Hurriyetinide elinden almislardir..

O donemde yazmis oldugu yaziyi bir hatirlayalim..

“İnsanlar bir ölçüye kadar özgürlük kısıntılarına, baskıya zulme katlanabilirler; ama haksızlığa, adaletsizliğe katlanamazlar. En zayıf, en ürkek insan bile haksızlık, adaletsizlik karşısında tepki duyar ve tepkisini hiç beklenmedik biçimde ve ölçüde açığa vurabilir.

Toplumda huzur sağlamanın, insan ilişkilerini de yurttaş – devlet ilişkisini de sağlıklı ve düzgün yürütebilmenin başta gelen koşulu adalettir.

Adaletin dayanağı ise, yargı erkinin, yargı organlarının bağımsızlığıdır.

Yargı organları yeterince bağımsız değilse, yargıçlar yeterince güvenceden yoksunsa, mahkemelerin vereceği en adaletli kararlar bile inandırıcı olamaz; halk, adalet inancını, devlete güvenini yitirir.

Adalete inanç ve devlete güven sarsıldıkça da, hakkına razı olmayanlar artar, yargı organları dışında hak arama eğilimleri yaygınlaşır, toplumsal ilişkiler zedelenir ve en kötü anlamıyla anarşi ortaya çıkar. O durumda, anarşiyi önlemenin, koyu bir baskı rejimi kurmaktan başka çaresi görülemez olur ve demokratik hukuk devletinin yolu tıkanır.

Onun için, yargı erkinin bağımsızlığı, adaletin dayanağı olduğu kadar, demokrasinin de gereğidir.
Eğer Türkiye’de gerçek demokrasi amaçlanıyorsa, yargı erkinin bağımsızlığını ve yargıç güvencesini zedelemekten kaçınılmalıdır.”

Ayni Ecevit , Askerlerin yapmis oldugu bu anayasa ile iktidar oldugunda , Koalisyon hukumeti doneminde yarginin basina DSP milletvekillerini atadigi halde ne yazikki , yarginin bagimsizligi, yargicin ehil olmasi ile ilgili hic bir sey yapmamis ve o donemde yargiya kendi adamlarini yerlestirme savasini baslatarak ustelik adalet bakanlarini bile takip edememistir..

Her adalet bakani ve her mustesar yargiyi Babalarinin ciftligi yapma gayreti icinde olmus, o donemler Basbakan yardimcisi olan Kaytan biyikli bu ulkeye gelmis gecmis en Buyuk sahtekarlarindan biri olan Basbakan yardimcisida adalet kanaliyla buyuk haksizliklarin olmasini saglamistir..

Asker yargiyi bagimli hale getirmis , askeri siyasetcinin memuru haline getirecek yasayi yaparken, bu deli dumrullari birer tetikci gibi kullanmayi dusunmuslerdir ama bugun goruldugu gibi olay oyle bir terse donmusturki , sahibinin sesine gore hareket eden , bagimli ve ehil olmayan yargi sistemi bugun Askere dogru ve guvenli yargilama yapamamaktadir..

Askerlerimiz her hangi bir sucu oldugu icin degil, gozlerinin onunde bu tarz hukuksuzluklari gormemezlikten geldikleri icin yargilanmaktadir, insanlar bazen isledikleri suclardan dolayi degilde , yapmadiklari islemlerden dolayida yargilanir, ne yazikki ilahi adalet budur ve bu her kes icin gecerlidir, sivil toplumdada hepimizin dogru ve guvenli yargilama yapilmamasinda sucu vardir ve hepimiz bu suctan ama oyle ama boyle etkileniriz cozum sahsi sorunlari ortaya koymak yerine , dogru ve guvenli yargilamanin onunu acacak halkin bilinclendirilmesinden gecmektedir..

Siyasiler icinde ayni sey soz konusudur, her kimki yargi erkini bagimsiz ve ehil yapmaz onlarda bir gun aynen Ecevit gibi bu ulkede Adalet yokmu diye bar bar bagiracaklardir..

Ustelik Yargi erkinin sn, Basbakanimizin hem siyasi kimligini elinden alan, bazende bulundugu siyasi partileri keyfe keder kapatan yargiya karsi yapilacak en dogru olay ;

Hukuk egitim kalitesinden baslamak uzere refomlara baslayip 4+3=7 yillik hukuk egitimi saglayarak , ehil, ekonomik bagimsizligini verdigimiz , saydam , mufettis ve diger baskilardan uzak kalan yargiclarla dogru ve guvenli yargilamayi saglamak olmalidir…

Adalet her kes icin potansiyel tehlikedir..

Gecmiste nasil Basbakanlarimiz bu ulkede “Adalet yokmu ” diyerek asilmislar ve hapislerde surunmuslerdir, onlar yarginin ehil ve bagimsizligi icin mucadele etselerdi , yargic guvencesi saglanmis olsaydi, yargic sizi buraya atan irade sizin ceza almanizi istiyor demezdi …!!

Gecmisten ders alip , bu insanimiza Dogru ve guvenli yargilamayi saglamaliyiz !

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler

% 10 Baraji Turkiye icin ideal ve gercekci oldugunu dusunuyorum..!

Barajin % 10 olmasi Turkiye icin cok ideal ve gercekcidir…
———————————————————–
Baraj her parti icin esit, % 10 barajinin azalmasi cozum degil sorunlar getirecektir, gecmis uygulamalar bize bunu gostermistir..

Siyasiler Demokrasi- saydamlik icin yarisiyor..

Bu hedefe gitmek icin bir cok tali fikir konusulacaktir , her fikir tek tek parti olup ulkede ana hedeften uzaklasilacagi gerekirse iki parti icinde bu fikirler yesermeli ana fikrin etrafinda tali fikirlerde yer bulabilmelidir.

Dogudaki vatandaslarimiz kendileri icin bir parti kurarsa, askerler bir parti kurarsa, isciler ayri bir parti kurarsa bu bizi icinden cikilmaz yerlere tasir.

Demokrasi ,saydamlik hedef alinirsa hem meclisteki bolunmeyi cozecek , her fikir parti olarak meclise girmek yerine ana fikir etrafinda birlesmeyi insanlar once parti bunyesinde ogrenerek ,meclise geldiklerinde sadece ana fikire ulasmayi hedefleyebilirler..

Mecliste cok parti ile temsil , koalisyonlari ve sorunlarida yaninda getirecek bizi ana hedef olan Demokrasi ve saydamliktan hep uzaklastiracaktir..

Bu her kafadan ayri bir ses cikartan Turkiyemizde asgari mustereklerin saglanmasi ve ayni cati altinda tali fikirlerin toplanip , ana fikir etrafinda odaklanmayi saglayacaktir..

Demokrasi 1776 ‘dan beri ustunde calisilan buyuk bir yonetim sistemi, demokrasi ancak liberal ekonomilerde kendini gelistirebilir. Ortadogu demokrasilerinde , her dine esit mesafede olmai gereken demokrasiyi tek dinin demokrasisi nasil olursa islam cumhuriyetleri ile vatandaslarina demokrasi getirmek isterler, askerle demokrasi veya askerin yaptigi anayasa ile demokrasi modeli bunlarin hic birinde demokrasiyi yakalamk mumkun degildir , ustelik liberal ekonominin uygulanmasinda serbest birakip , sonra denetlememek ortadoguya mahsus bir seydir . Demokrasi adaletin esit sekilde dagitilmasi demektir, eger gelir adaletini saglayamazsaniz ustune demokrasiyi insa etmenize mumkun degildir..

Bizde demokrasi fidani 1876’da dikildi yani birileri bizden 100 sene ilerde , onlarda henuz bu okuldan mezun olamadilar.. Birileri bu okulun universitesinde okuyor , bizler lisesindeyiz, Misir gibi bazi ulkelerde bu isin ilk mektebinde…

CHP alti oku ile yillarca bu ulkeyi yonetti, ozal okun dordunu aldi , Sn.Erdogan herseyi almak istiyor, en buyuk milliyetcide benim, en laikte benim, en muhafazakarda benim, en demokratta benim, en buyuk diktatorde benim diyor… Burada sayamiyacagim kadar her seyi ustleniyor..

Mevlana dedemiz gibi “kim olursan ol gel diyor ” hala bazi partiler ben MIlliyetciyim halkciyim diyerek halkin cogunlugunun oyunu alacagim diyorlar..

Bu olmayacagini AKP yonetiminde bulunanlar daha once MSP , Refah ve Fazilet partisinda gordu, MSP’de secime girip kazanamayan Ozal hemen dort akimla halkin karsisina cikti , hala bazilari akillanmayip, ben Kurtlerin , milliyetcilerin partisiyim diyor….Insanlar kendi fikirlerinin meclis disinda kalacagini anladiklari icin mecburen kendi fikrine daha yakin olan partiye oyunu veriyor..

Ustelik etnik ve milliyetci oylarin bu ulkede tek basina bunu savunan partilerle meclise girmesi bize Demokrasiyi getirmez, ustelik bizi Demokrasiden gun be gun uzaklastirir.

Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler

KAVANOZ VE KAHVE

KAVANOZ VE KAHVE

Ne zaman; hayatinda bazi seyler çekilmez hale gelirse,

Ne zaman; yirmi dört saat kisa gelmeye baslarsa,

O zaman; mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatirlayiniz…

Iþte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi söyle;

Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazi malzemelerle derse gelir.
Ders basladiginda ;
Hiçbir sey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alir.

Sonunda kavanozu agzýna kadar tenis toplari ile doldurur.
Ardýndan öðrencilerine kavanozun dolup dolmadýðýný sorar…
Bütün öðrenciler hep bir aðýzdan dolduðunu söylerler.
Bunun üzerine;
profesör önündeki kutulardan birinden aldýðý çakýl taþlarýný, kavanoza döker.
Çakýl taþlarý kayarak, tenis toplarýnýn aralarýndaki boþluklarý doldurmaya baþlar.
Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadýðýný sorar.
Öðrenciler yine hep birlikte;
‘evet doldu’ derler.
Profesör bu defa DA, masanýn üzerindeki diðer kutuyu eline alýr ve içindeki kumu yavaþça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar DA çakýl taþlarýnýn aralarýndaki boþluklarý doldurur.
Profesör yine ayný soruyu sorar.
Öðrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu kez ise masanýn altýnda hazýr bekleyen iki fincan kahveyi alýr.
Baþlar kahveyi kavanozun içine dökmeye.
Bu kez de kahve de kumlarýn arasýnda kalan boþluklarý doldurur.
Bunun üzerine öðrenciler gülmeye baþlar…
Ardýndan profesör öðrencilerine nasihat etmeye baþlar;
‘Bu kavanoz sizin hayatýnýzdýr.
Tenis toplarý;
Hayatýnýzdaki önemli þeylerdir.
Yani aileniz, çocuklarýnýz, saðlýðýnýz, arkadaþlarýnýz gibi.
Diðer þeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatýnýzý doldurmaya yeter..
Çakýl taþlarý ise;
Sizin için daha AZ önemli olan diðer þeylerdir.
Yani iþiniz, eviniz, arabanýz gibi..
Kum ise;
diðer ufak tefek þeylerdir.
þayet kavanoza önce kum doldurursanýz;
Çakýl taþlarýna ve özellikle de tenis toplarýna yeterli yer kalmaz.
Ayný þey hayatýmýz için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi;
Ufak tefek þeylere harcar, israf ederseniz;
Bu defa DA önemli þeyler için vakit kalmayacaktýr.
Dikkatinizi mutluluðunuz için önemli olan þeylere çevirin.
Çocuklarýnýzla oynayýn.
Saðlýðýnýza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeðe çýkýn.
Evinizin ihtiyaçlarýný karþýlayýn.
Öncelikle tenis toplarýný kavanoza yerleþtirin.
Öncelikleri, sýralamayý iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’

Bu arada bir öðrenci merakla þu soruyu sorar;

‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’
Profesör gülerek cevaplan;
‘Bu soruyu bekliyordum.
Hayatýnýz NE kadar dolu olursa olsun;

Her zaman dostlariniz ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardir…

Holiday season…!!

 
Ayse Kasim ayinin 25 inde evdeki suslemeleri yapmamak icin israr ederdi ama bu yil onu ikna ettim ve kasim ayinda beni kirmayip tum evi susledi, Holiday season 30 ekimde Cadilar bayrami ile baslar, Thankgiving ( sukran gunu ) ile Kasimda artik sirve yapar ve 25 aralik christmas ile dususe gecer.. 

One day a man decided to retire…

One day a man decided to retire…

He booked himself on a Caribbean cruise and proceeded to have the time of his life, that is, until the ship sank.

He soon found himself on an island with no other people, no supplies, nothing, only bananas and coconuts.

After about four months, he is lying on the beach one day when the most gorgeous woman he has ever seen rows up to the shore.

In disbelief, he asks, “Where did you come from? How did you get here?”

She replies, “I rowed over from the other side of the island where I landed when my cruise ship sank.”

“Amazing,” he notes. “You were really lucky to have a row boat wash up with you.”

“Oh, this thing?” explains the woman. “I made the boat out of some raw material I found on the island.

The oars were whittled from gum tree branches. I wove the bottom from palm tree branches, and the sides

and stern came from a Eucalyptus tree.”

“But, where did you get the tools?”

“Oh, that was no problem,” replied the woman. “On the south side of the island, a very unusual stratum

of alluvial rock is exposed. I found that if I fired it to a certain temperature in my kiln, it melted into

ductile iron I used that to make tools and used the tools to make the hardware.”

The guy is stunned.

“Let’s row over to my place,” she says.

So, after a short time of rowing, she soon docks the boat at a small wharf.

As the man looks to shore, he nearly falls off the boat. Before him is a long stone walk leading to an cabin and treehouse.

While the woman ties up the rowboat with an expertly woven hemp rope, the man can only stare ahead, dumb struck. As they walk into the house, she says casually,

“It’s not much, but I call it home. Sit down, please.”

“Would you like a drink?”

“No! No thank you,” the man blurts out, still dazed. “I can’t take another drop of coconut juice.”

“It’s not coconut juice,” winks the woman. “I have a still. How would you like a Tropical Spritz?”

Trying to hide his continued amazement, the man accepts, and they sit down on her couch to talk.

After they exchange their individual survival stories, the woman announces, “I’m going to slip into

something more comfortable. Would you like to take a shower and shave? There’s a razor in the bathroom cabinetupstairs.”

No longer questioning anything, the man goes upstairs into the bathroom. There, in the cabinet is a razor

made from a piece of tortoise bone. Two shells honed to a hollow ground edge are fastened on to its end inside a swivel mechanism.

“This woman is amazing,” he muses. “What’s next?”

When he returns, she greets him wearing nothing

but some small flowers on tiny vines, each strategically positioned, she smelled faintly of gardenias.

She then beckons for him to sit down next to her.

“Tell me,” she begins suggestively, slithering closer to him, “We’ve both been out here for many months.

You must have been lonely. There’s something I’m certain you feel like doing right now, something you’ve

been longing for, right?” She stares into his eyes.

He can’t believe what he’s hearing. “You mean…” he swallows excitedly as tears start to form in his eyes,

“You’ve built a Golf Course ?”

Kuzey Afrika ruzgarlarini iyi anlayabilmek !!

Degerli Arkadaslar,

1776 yilinda Amerika’da ilk demokrasi basladi , Atlantik kiyilarindan gelip Avrupayi etkiledi , 100 yil sonrada Osmanli’ya geldi ,1876 da kurulan Mesrutiyet yerini 44 yil sonra Cumhuriyete birakti..

Kuzey afrika’da bu ruzgardan etkilendi , Ataturk onlar icin buyuk bir ilham kaynagi oldu.Onlarda Monarsiden kurtularak ilk demokrasi hareketini baslattilar… Tabiki demokrasi hemen monarsiden kurtulmakla saglanmiyor bunun bir evresi var ve onun yasanmasi gerekiyor..

Bizim ulkemizde yillardir tam demokrasiye gecmek icin caba sarfediyor..
Mehter takimi gibi iki ileri bir geri giderek ve hakemlerin ikide bir dudugu alip maci iptal etmesi ile ara verdigimiz donemler yasiyoruz..

Kuzey afrika ulkeleride simdi bizdeki ikinci evreyi yasiyorlar.. Onlarin
Yari demokratik saydam olmayan, denetlenemeyen, hesap veremeyen sistemi yok edip , tam demokrasiye gecmek istiyorlar..

Demokrasinin en dogru olan yolu Halkin talebi ile olusuyor..

Halkin uc turlu talebi var..
1. Saydamlik
2. Yolsuzluklarin engellenmesi
3. Gelir dagilimindaki dengenin saglanmasi ..

Bu talepleri dunyadaki tum halklar ve turk halkida istiyor, ancak Dunyadaki siyasetciler , Matbaanin icadi ile yeni bir cagin basladigini unutuyorlar, simdide Internet caginda , diktatorlerin , kralliklarin, yari demokrasilerin yasamasinin imkansiz oldugunu gormeleri gerekiyor .

Bu cabalarda ilimli islamin iktidat olacagini gormek icin pek fazla ileri goruslu olmaya gerek yoktur, ilimli islam kuzey afrikayi etkisi altina alacaktir, Turk halki ise artik tam demokrasiye gecmek istemektedir..

Turk siyasetciside bu istekler karsisinda artik durmanin imkansiz oldugunu gorup, halk istemeden bu talepleri yerine getirecek radikal reformlari yapmalidir.

Kuzey afrika ruzgarlari bu yuzden dunyadaki liderlerin dogru anlayabilmesi ve Demokrasi,saydamlik takiminin oyuncusu olmalari gerekiyor..

Colden gelen ruzgarlar tum dunyayi etkisi altina alabilecek gibi duruyor.

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler