Sen ki ….!

Sen ki…

Oturduğum yerden baktığımda, karşımda Ayasofya ile Sultanahmet Camii’ni görüyorum. Biri, klasik Yunan ve Roma kültüründen süzülmüş Hıristiyan bir imparatorluğun, diğeri geniş bir coğrafyanın dört bir yanından izler taşıyan Müslüman bir imparatorluğun mabedi.

Mirasçıları olduğumuz Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluklarının bize bıraktığı iki görkemli yapı.
Bin beş yüz yıllık bir medeniyete bakıyor pencerem.

Sandaletlerine altından kartallar işlenmiş erguvan rengi harmaniyeli Bizans İmparatorları da, inci işlemeli kavukları, samur kaftanlarıyla Osmanlı padişahları da benim baktığım kıyılarda gezindi.
Yunan filozoflarını doğurmuş İyonya da benim toprağım, Mevlana’yı dünyaya armağan eden Konya da benim toprağım.

Homeros’un anlattığı Truva da benim toprağım, Evliya Çelebi’nin anlattığı Anadolu da benim toprağım.
Hazreti Meryem Efes’teki kulübedeydi.

Anibal bu topraklarda öldü.
Yunus burada doğdu, Pir Sultan burada can verdi.

Cihanın dört bir yanına dağılan dinler, yeryüzüne ayak izlerini bırakan kavimler buradan geçti.
Trabzon’daki Rum kilisesi, Van’daki Ermeni şapeli, Sivas’taki Selçuklu camii, İstanbul’daki Yahudi sinagogu benim.
Cenevizliler Galata kulesinin dibinde yaşıyordu, Barbaros gemilerini buraya yanaştırıyordu.
Ermeniler, Kürtler, Rumlar, Romalılar, Moğollar, Acemler, Araplar, Türkler bu topraklarda at koşturdu.
Dionysos ayinleri bu topraklarda yapıldı.
Ahi’ler bu topraklarda oturdu.
Semazenler bu topraklarda döndü.
Bektaşiler bütün aleme buradan güldü.
İncil’i İznik’te temize çektiler.

Kuran’ı hattın en güzeliyle burada yazdılar.
Bahçelerinde aşmalı çardaklar olan zaviyelerde tasavvufun derinliklerine daldılar.
Tekkelerde kendilerinden geçerek zikrettiler.
Şeyh Galip, şiirinin sesini burada buldu.
İsyanları gördük, savaşları gördük, cellatları gördük, canileri gördük, korsanları gördük, şairleri gördük, evliyaları gördük, velileri gördük, imparatorları gördük, padişahları gördük, düşmanlığı ve dostluğu gördük, efsaneleri ve gerçekleri gördük.
Sen, bu geçmişin çocuğusun.
Ruhunda, bütün cihanın ruhunu taşıyorsun.
Sesinde, bu seyyarenin sesi var.
Homeros seni anlattı, Yunus seni söyledi.
Şöyle bir başını kaldırıp baktığında binlerce yılı görüyorsun.
Kökleri binlerce yıla uzanmış, her bir dalında başka bir dinin, başka bir mezhebin, başka bir kavmin çiçeklerinin açtığı büyük bir ağaç gibisin.
Kimse sana yabancı değil.
Sen kimseye yabancı değilsin.
Kiliselerin çan sesleri de yankılandı bu topraklarda, müminleri her biri başka makamda Allah’ın huzuruna çağıran ezanlar da…
Kılıç şakırtılarını, top seslerini, en güzel şarkıları, en içten ayinleri bu topraklarda duydun.
Nasrettin’le güldün, Şeyh Bedrettin’le ağladın.
Zındık şeyhülislamlar, gizlice ibadet eden günahkârlar gördün.
Yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven bir geçmişten geldin.
Sen, bu tarihin çocuğusun.
Meydan okumak yakışmaz sana.
Sen, meydan okunacak olansın.
Övünmek yakışmaz sana.
Sen, övülecek olansın.

Sen, “toprak vatanım, nev-i beşer milletim” diyen şairin çocuğusun.
Dünya senin vatanın, insanlar senin milletin.
Dininle, dilinle, inancınla, tevekkülünle, bu dünyanın kulu ve efendisisin, ne başkasını kendinden, ne kendini başkasından ayırırsın.

Sen ki bu geçmişin çocuğusun…
Hüzün kadar vakar yaraşır sana, tevekkül kadar tevazu yaraşır.
Sen ki bu geçmişin çocuğusun, ne başını eğersin, ne başları eğdirirsin.
Dünya vatanın senin, insanlar kardeşin.
Çünkü sen bu geçmişin çocuğusun.

Ahmet altan

68 ruhu , Amerikan elcisi konusmadan sokaga inemedi ne yazikki !!!

Degerli Arkadaslar

Gazeteciler iki yildir icerde, bir cogu gorevini birakmak zorunda kaldi, bazilarininda kalemini kirdilar ve gorevlerinden ayrilmak durumunda kaldi..
Bu gelismeler icinde arastirmaci gazeteciler iceri alindikca kalemler dahada susmaya basladi..

Bir cok unlu yazar, dokunulmaz denilen insanlara dokunuldu ve koselerini kaybettiler… Bizim ulkemizde siyaset ,medya iliskileri gariptir her donemde bunlara rastlamak mumkun olmustur bu sadece bugune mahsus bir sey degildir..

Ancak hic bir donemde gazeteciler bu kadar baski altinda kalmamisti , 4. kuvvet yasama, yurutme ve yarginin aksakliklarinin oldugu yerde devreye girmesi gereken kuvvetdir, onu iceri almak cozum degildir, onlarin sesine kulak vermek yasama-yurutme ve yargi icin cok yararlidir..

Artik top savcilar, yargiclar, emniyetciler ve gazeteciler arasinda gidip gelmeye basladi..

Bu acilan davalar saptirildi, gayesi demokrasiye ikide bir golge etmeyi dusunenlere bir gozdagi vermek olan bu davalar bir anda kin ve nefrete donusup, her olay icin joker olmaya basladi..

Siyaset kurumuda savciyim diyerek olayi sulandirdi, derin devletin ortaya cikmasini istemeyen , 60’dan bu yana derin devletin ortakligini yapan muhalefet partisi lideride dogal olarak bende bu davanin avukatiyim diyerek olayi icinden cikilmaz hale getirdiler..

Ehil olmadigi gibi birde saydam ve bagimsiz olmayan savcilarimiz kraldan fazla kralci kesildi, olayin ozunu unuttu, artik oyle bir havaya girdiki, kendi bile ne yaptiginin farkinda oldugunu unuttu…

Mahkeme hakimleride kapildim gidiyorum bahtimin ruzgarina diyerek topu taca atmaktan baska bir sey yapmamaya basladi..

Ne zamanki Amerikan elcisi bu davalarla ilgili konustu , iki yildir , sus pus olmus gazetecilerimize bir cesaret geldi, altinci filo geldi diye sokaga cikanlar, her tasin altinda amerikayi arayanlar bu sefer , sam amca icazet verdi diye sokaga cikti..

Ergenekon davasi iddianamesi , Balyoz davasi hicte fasa fiso olmayan ustelik dogru ve guvenli yargilama yapilsa , demokrasiye geciste onemli bir dava olabilirdi..Savcilar ve mahkeme olayin icinden cikamayinca , tutuklamalar ile iddianameyi guclendirmek istediler, ama kamu vicdanini karsilarina aldiklarindan iddianamede birakin halki arkalarina almayi , kendi iddialarini garip uygulamalari ile cokerttiler..

Olmadi ve kamu oyu vicdaninda yara aldi, bu sansida aynen susurluk davasindaki gibi kacirdik..
Artik sansimiz baska baharlara kaldi..

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler

Arastirmacilik en buyuk suc oldu..

Bir ulkenin yasamasinda kanunlar saydamliktan yana degilse, arastirmaci kimlikler yasama ,yurutme , yargi ve medyada yer bulmakta zorlanirlar, memurlastirilmis, tamam efendim diyen tipler daha one cikar…

Tepeler boyle olursa is hayatindada arastirmacilik prim yapmaz ve argesa’ya ayrilan butceler yetersiz kalir, arastirma olmayan yerde Demokrasiye gecilemez, liberal ekonomi olmaz.

 O yuzden dikkat ederseniz bugune kadar oldurulen tum aydinlarimizin ve iceri atilanlarin tek ortak ozelligi vardir ..”Arastirmaci ” olmalaridir, ulkemizde en buyuk suc arastirmaci ve sorgulayici olmak oldugundan halkimizda o yuzden vazifesi olmayan hic bir seye burnunu sokmaz, bana dokunmayan yilan bin yasasin diyerek yasar….

Arastirmaciligin, yenilige acik olmanin, teknolojiye yatirim yapmanin yerini “Adamini bul ” tarzi uygulamalar moda olur..

Adamini bularak yaptigin islerde eger one cikiyorsan o yuzden insanlar tum zamanlarini adamlara yakin olmaya calisirlar..

Orada ahbap-cavus ekonomisi isler, dostun yukarlara ciktikca sende yukari cikarsin ancak ulkede bilgi, arastirmacilik, ehil olmak, kurumsallasmak prim yapmadigi icinde ulke olarak her zaman sorunlarla karsi karsiya kalmaya devam ederiz..

Arastirmaci, sorgulayici insanlara sahip cikmaliyiz, saydamlikla ilgili yasalari ve yasalarda saydamligin onunu kesen gizlilik maddelerini kaldirip, denetimi ehil ve bagimsiz yaptigimiz zaman Demokrasinin gelistigini gorecegiz, Demokrasinin en onemli ozelligi sorgulamak, arastirmak ve saydamliktir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Milletvekili adayi olan degerli Kardeslerimize ….!!!

Degerli Arkadaslar

Yaklasan secim oncesinde Siyasi partilerimizin liderleri devletin imkanlarini halka nasil ulufe olarak dagitiriz telasesine dustuler, oy toplamak icin devleti noel baba gibi gosterip, vatandasa bol keseden devlet imkanlarini dagitmak icin acik arttirma yapmaya basladilar..

Bu ulkede anahtarlar havada uctu, gelir adaletinde denge saglanacak, adil duzen kurulacak densede ,siyaseti ele gecirenler kendi aralarinda Lale devrini yasarken millete kan kusturdular bu zavalli milletde “duzen ” dedikce duzuldugunu gordukce hep siyaset arenesinda degisikliklere gitmek durumunda birakildi..Simdi atanmis olarak , liderin vekili olarak halkin karsisina cikip, halkin oyu ile halkin vekili olacaksiniz, parti ici demokrasi olmadigi icin belkide susmak durumunda kalip, secilip, parmak kaldirip, lidere biat ettiginiz icin yukselecek veya halkin vekili olma mucadelesi verdiginiz andada siyaset disinda kalabileceksiniz ancak siz ne olursa olsun , gunu kurtarmak yerine , meclisin o catisi altinda, group toplantilarinda, gorev aldiginiz komisyonlarda, halkla birlestiginde ne olursa olsun ileriye yatirim yapin !!

Siyasetde tarihe gecmek ve halki yaniniza almak, siyasi partileri lider sultasindan ve kayit disi paradan , ihalecilerden kurtarmak icin ..

1. Demokrasiye yatirim yapin …!
Demokrasiye yatirim yapmadiginizda ne yerli nede yabanci yatirimci gelir, su anda dunyada bu pastadan aldigimiz pay cok komiktir. Demokrasinin onemli temel tasi olan dogru ve guvenli yargilamayi yapamadigimiz icin yabancilara bizim yargimizi kullanmayin diye kanun cikartiyoruz , ama yerlilere ne yaptigimiz ortada siz dogru ve guvenli yargilamanin saglanmadigi bir ulkede uretimden ve verimlilikten soz acmaniz mumkunmu ?

2. Saydam olun ve saydamligi saglayin…!

Saydamlik, kayitli ekonomi olmazsa ulkeye ancak cok kar etmek isteyen, cok risk alacagi icin hep yere dusmus elmalari toplayarak anormal para kazanmak isteyen firmalar gelir.. Saydamliga, kendi mal beyaniniz ve yakinlarinizin servet beyanlarini internet ortaminda teshir ederek baslayin , sonra ben siyasetle zengin olmadim diye bar bar bagirmayin..

Bu ikisini saglayamadiginiz andada egitim programiniz olmaz, hukumetlerden hukumete degisen , ailelerin kendi kafasina gore olusturdugu sacma sapan bir egitim politikasi olurki, milli bir egitim politikasi olmadiginda bugunku gibi kendine guveni olmayan toplumlar yetistiririz..

Egitimin olmadigi yerde kurumsallasma olamaz , kurumsallasma olmayan yerde verimlilikten soz acmak mumkun degildir..

Uretime verilen katkilar cok onemlidir, sokaktaki halkin sermayeye hirsiz diye baktigi yerde, dogru adamlari uretici diye bulmaniz mumkun degildir, (istisnalar kaideyi bozmaz) genelde sistemin adamlarini uretiriz, bu kisiler siyasetcilerin, yargiclarin, burokratlarin yalakaligini yapmaktan verimliligi getirecek argesa yatirimlarina verecek zamani bulamazlar, sistemde adamini bul one cikmissa , koseyi donme politikalarinin agir bastigi ulkede verimlilik tabiki dusuk olur..

Uretimle ilgili risk sermayesi yoksa , buyuk girisimleri baslatacak dehalarin ve fikirlerin onunu kapatmis olursunuz .

Planlama safhasindaki devletin, belediyelerin universitelerin, odalarin, danisman firmalarin desteginis saglayamadiginiz zaman ithalata bagli bir kalkinma modelini uygularsiniz, cunku yapida ithalatcilik one cikar, ekonomik bagimsizligi saglayacak yukardaki unsurlardir, emekleme donemlerindeki ekonominin en dogru yaptigi is, kendi yaginla, kendi imkanlarinla kalkinma ve denk butce ile hareket etmedir , savastan cikmis insanlarla bu ekonomik model basarili olmustur ama artik bizim nufusumuz fazla, kaynagimiz az ve yeni is sahalari acmadan , bugun uygulanan model olan borclanma yerine , yanimiza ortak almadan cozumlere gitmemiz mumkun degil..

Dunyada cok buyuk bir para fazlasi var ve Turkiye bu paradan onemli bir pay almiyor, korumacilik ekonomisi ile bir yere gelmek mumkun degil, G20 ler arasinda kumeye dusme hattinda oyun oynamakta o kadar onemli degil..
Kalkinma rakamlari yuksek olsada, ithalata bagli kalkinma ve denetim olmadigindan gelir belli bir zumreye gittiginden gelir adaletini saglayamadigimiz icin ulkede refahi tabana yayamadik…

Biz hatalarimizi hepimiz biliyoruz onlarla buralara geldik, onlari yasamak ve geriye donup tekrar , tekrar konusmak yerine, biz o donemde neler yapmadigimiz icin bu hatalari yasadik , buradan cikisin recetesi nedir ona bakmak gerekir..

Osmanli bunlari hep erteledi sonra yurt disinda kahvelerde aman biz ne yaptik dediklerinde cok gec olmustu..

Cumhuriyetin kurulusundan itibarende sivil insanlar, askerler, burokratlar, muhafazakarlar , sosyal adaleti savunanlar, dort egilimi bir araya getirenler hepsi iktidar oldu ama hic biri ulkeye demokrasiyi ve saydamligi getirmeye muktedir olamadi..

Bunlari saglayamadiklari icinde geldikleri gibi gittiler…
O nedenle artik ulkede kalici parti programlarinin yapilip, ayni programi mukemmel sekilde uygulayacak liderlere ve onlarin ekibi olan sizin gibi degerli adaylara ihtiyac bulunmaktadir..

Her lider geldiginde degisecek, her siyasi deprem oldugunda olusacak yeni anayasalar, yeni siyasi partilerle ulkenin bir yere gelinmedigi goruldugu icin artik bu ulkenin Demokratik bir anayasaya, demokratik bir siyasi partiler kanununa, dogru ve guvenli yargilamayi saglayacak adalet programina , saydamligi saglamis ehilve bagimsiz denetcilerden olusan bir denetim anlayisi ile gelir dagilimindaki dengenin saglanmasina ihtiyac vardir..

Bunu yapacak olan siyasi partinin uzun yillar iktidar olma sansi yuksektir, siyasi partilerin secim oncesinde yapmalari gereken en onemli husus secimi kazanmak ustune kuruluna ulufe dagitim programlarindan ziyade bu ulkede demokrasinin ve saydamligin saglanmasini saglayacak parti programlari olmali ve halkta programlarin takipciligini yapmalidir..

Eger biz secimleri bir proje yarismasi haline donusturursek bir gun bu ulkede iktidara en iyi proje gececektir, en iyi projeniz olduktan sonra o projeyi en iyi uygulayacak uygulamacilari bulmak zor olmayacaktir..

Bu ulkeden gelip gecen binlerce milletvekili oldu, mezarliklar bunlarla dolu ancak tarihe gecen milletekili o kadar az olduki, tarihe gecmek sizin elinizde bunu kendinizden esirgemeyin lutfen..

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat guler

Silivri’yi Eleştirmek Herkesin Hakkı, Askerin Değil!

Silivri’yi Eleştirmek Herkesin Hakkı, Askerin Değil!

Silivri davalarındaki hukuksuzluklar ve insan hakları ihlalleri ayyuka çıktı…

Ülke sınırlarını aştı, uluslararası arenada Türkiye’nin suçlanmasına yol açıyor.

Bu konuda herkes konuşuyor, herkes eleştiri yapıyor…

Ama Genelkurmay, kendi komuta kademesinin yüzde on kadarının tutuklu olarak yargılanmasına dikkat çekince kıyamet kopuyor.

Bu arada ben de bu açıklama için, istismar edilir kaygısıyla, “Keşke yapılmasaydı” diye düşündüğümü belirtmeliyim.

Nitekim tepkilere baktığımda kaygılarımda çok da haksız olmadığımı görüyorum.

***

Yazılarıyla genellikle sağduyunun sesini temsil eden Güngör Mengi bu tepkilerden farklı bir görüş dile getirdi.

“Korkmayın eleştiri mahkemeyi bozmaz”başlığıyla 8 Nisan günü Vatan’da şöyle yazıyordu:

“…Sanıkların tahliye taleplerine ikinci kez verilen ‘toptan ret’ kararı, zaten kendi içinde şüphe taşıyor.

Mahkeme Başkanı 162 sanığın toptan içerde tutulmaya devam etmesi kararına katılmadığını, etkileyici bir gerekçe ile belirtiyor. Ret kararı iki üye sayesinde oyçokluğu ile çıkıyor.

Dikkatten kaçırılmaması gereken asıl nokta şu:

TSK açıklamasında davanın özüne yönelik talep yoktur. Eleştiri ve itiraz, 162 askerin, tutuklanma şartları ortadan kalktığı halde tahliye edilmemelerinedir.

Yargılanmadan, hüküm giymeden ceza çektirilmelerinedir.

Bu yanlışı, mahkemenin duyabileceği şekilde ilk kez Genelkurmay mı açığa vurdu? Hayır.. Öncesi var:

Cumhurbaşkanı Gül bir değil birkaç kez konuştu. Uzun tutukluluğun fiili mahkûmiyete dönüştüğünden o da şikâyet etti. ‘Tutukluluk uzayıp cezaya dönüşmemeli’ dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç ‘Tutukluluk istisnadır. Her sanık için tutukluluk halini sonlandırmak lazımdır’ dedi.

Bitmedi.. Meclis Başkanı Şahin ‘Tutukluluk sürelerinin uzunluğu haksızlığa neden olmaktadır. Sayın Arınç’a katılıyorum’ dedi.

Bu hassasiyete uzak durmak için çaba harcadığı belli olan Başbakan Erdoğan bile geçen hafta Londra’ya hareketinden önce gazetecilere şöyle dememiş miydi:

‘Mahkemelerde süratli netice alınmasını, tutukluluk sürelerinin uzamamasını temenni ederiz.’

O bakımdan kimse askerin şikâyetini saptırmaya, mahkemeyi etkileme amaçlı bir eylem gibi göstermeye kalkışmasın.

Askere diklenmenin siyasi rantından yararlanmaya yönelik böyle bir niyet tamahkârlıktır ve artık geri tepmesi, tersine çalışması ihtimali de az değildir.

O nedenle Genelkurmay’ın baskı ve tehdit algısı bulunmayan kurumsal nitelikteki açıklamasını anlamamakta ısrar etmek, içerideki personeli için adil yargılanma hakkı taleplerini duymazlıktan gelmek, her şeyden önce hukuk devletini küçük hesaplara, hırslara, hınçlara feda etmek sonucu doğurur ki buna kimsenin hakkı olamaz.

Özgür eleştiriler bozmaz mahkemeleri, bağımsızlıklarını kaybetmek bozar.

Herkesin görüp yakındığı uzun tutukluluk sorununu, bu sorunun mağdurlarını temsil eden kurumun, yani Genelkurmay’ın gündeme getirmesi doğaldır.

Bundan korkulmaz.

Bu hak kullanılmıyorsa, adalet ve demokrasi adına asıl ondan korkmak gerekir.”

***

Ordunun geçmişte darbeler yapmış olması, bugün bazı subay ve generallerin lime lime dökülen kanıtlarla da olsa darbe teşebbüsünden yargılanmakta oluşu, insan hakları ihlallerinin ve hukuksuzlukların Genelkurmay tarafından da dile getirilmesini engellemeli midir?

Emre Kongar

Ibrahim Tatlises’ten once , Ibrahim tatlises’ten sonra….!

Degerli Arkadaslar

54 Istanbul dogumluyum , kurtlere karsi , Istanbul’un disini bilmeyen  insanlarda belli tepkiler vardi, doguya cok gitmezdik ve onlari ancak insaatlarda amela olarak calisirken gorurduk, Ibrahim tatlises’te Istanbulu insaatlarda calisan bir demir iscisi olarak bu sehri gormus  bir sanatcimizdir..

Bati ile dogu arasinda ucurumlar vardi , dogunun koklu aileleri Istanbul’a geldikten sonra doguyu unutur ve sinif degistirmek icin ancak nufus kagitlarinda dogum yerlerinde dogulu kalirlar, bazende siyaseten dogulu milletvekillerine ve is adamlarina yakin olmak icin bende “Diyarbakirliyim ” diyenlere rastlamak mumkun olurdu..

Dogu’ya yatirim yapmis is adamina rastlamak hemen hemen imkansizdi, onlarada hak vermek gerekirki, yatirim ortaminin tam anlamiyla gelistirilmedigi ulkemizde birde doguya yatirim yapmak basli basina buyuk bir riskti..

O yuzden dogudan devlet bir alirken 79 vermeye devam etti.. Ama her donemde siyasetciler , bu kesimlerden oy almak icin onlara hep balik vermeyi ve ankaranin gecmis hukumetlerinin onlari hep somurdugunu soyleyerek oy almaya calisti..

Bu insanlarda gelir dagilimindaki adalette batinin vergileri ile onlara hizmet geldiginin bile farkinda olmadan hep sikayet ederek devlet dusmani olarak yeni fidanlarin ekilmesine sebep oldular..

PKK teror orgutu tasarondu, uyusturucu ve silah tacirlerinin hizmetinde idi, tabiki bu gencleri kandirirkende , onlara bayrak ve vatan sozu vererek daglara cikardilar, Korucusu , iti, biti herkes bu isten ekmek yedi, sonucta Teror’de olen asker ve daga cikan bizim evlatlarimizdi, onlari kaybettik ama onlar sayesinde uyusturucu, kacakci, silah saticisi , korucularin agalari buyuk paralar kazandi…

Ibrahim tatlises’i kabul etmek kolay degildi o bir devrimdi , kendini kabul ettirmesi cok kolay olmadi, dunya standartlarinin cok ustunde olan sanatci kimligi , mukemmel sesi ve eserleri ile cok buyuk calismalar yaparak tum ulkenin gonlunde taht kurdu..

Birakin Turkiyeyi adi ortadogu ve avrupada ses getiren bir sanatci oldu..
Onun sarkilari milli marslar gibi herkes tarafindan soylenir hale geldi..
Dogu ve batiyi birlestirdigi gibi sozleri ilede cok onemli mesajlar verdi..

Oxford vardimida biz mezun olamadik , diyerek doguya siyasetcilerin egitim ve saglik yatirimlarinin gitmesinde onemli katkilar yapti..

Gerek egitimi, gerek yasadigi ortam , gerekse agalik sistemindeki o yoredeki toprak ve siyaset agalarinin uyguladigi yollari hayatinda uygulayarak onemli hatalar yaparak kotu orneklerde oldu…

Bunlar zaten hep vardi o onlari bir kac kez uyguladi , bu bile en azindan dogudaki rajon’u kamu oyuna gostermesi acisindan enteresandi..

Dogu kulturu simdi Batiya nufus nedeniyle geldi…

Insanlar adalete inanmadiklari icin kendi adaletlerini kendi yazmak istiyorlar ve o yuzden kendi biletlerini kendi kesiyorlar, iste en tehlikeli olanda budur.. Dogu kulturunde olan oldurerek adaleti saglamak, kadina baski, kadini oldurme , hakkini konusarak almak veya adli yollara gitmek yerine hakkini silahla almak ve sinirlendigi anda bir insanin hayati ile oynamak bir kultur haline geldi …

Ibrahim tatlises bize cok guzel gunler verdi, cok mutlu etti… Dogu ve bati arasinda bu yakinlasma herkesin ailesine dogulu gelin ve damatlarin gelmesine neden oldu.

Ibrahim tatlises ortada bir kisilikti, ne dogulu nede batili olabilmis ama baristan ve kardeslikten yana olmayi artik hayat felsefesi olarak kabul edebilecek bir kisilikti…

Insan oglu olarak kinleri, hirslari ve tepkileri zaman zaman onun icinde kalmis bazi taraflarini ortaya cikardi ama ozunde aglayabilen, insan seven , hepimizin gonlunde yer etmis ustun bir sanatci idi..

Insallah allah onu bize bagislar ve insallah yasayarak daha onemli yerlerde onemli mesajlar verebilen bir kisilik saglar..

IYi taraflarini gormek beni daha mutlu ediyor , diger taraflari bu ulkenin artik kanayan yarasi, insanlarin silaha sarilmasi, kendi adaletini kendi yaratma duygusu , sorun oldugunda hukukcu, polis ve devlet ile yargiya gitmemeleri onlarin bu kurumlara olan guvensizliginden kaynaklanmakta..

Insanlar neden silaha sariliyor demek yerine, biz neyi yapamiyoruzda bu insanlar kendi adaletlerini kendileri dagitmaya kalkiyorlar dedigimiz gun bu sorunlari cozebiliriz diye dusunuyorum..

Is adamlarimiz devlete guvenme yerine , kendi korumalarina, guvenlik sirketlerine ve mafyada arkasini bagladigi cetelere daha cok guveniyor, henuz bu konuda degisen bir sey yok , ulke olarak geldigimiz yer burasi buradan nasil cikabilirizin cevabida hukuk devleti ve guvenilen devletten geciyor, insanlar devlete guvenirlerse, bu suclari isleyenler , egitim duzeyi gelismemis insanlar , hapislere girip , birer kahraman olarak cok kisa surede infaz ve af yasalari ile disari cikabiliyorsa sistem bu isleri ticaret olarak yapilmasina ve sektor olusmasina neden olmaktadir, bu pastada ne yazikki bu ulkede siyaset-medya -ticaret ucgeninde bolusulmektedir, iste ulkede en onemli tehlike buradadir, ceteler her yeri sarmistir..

Bu acidan bu olaydan alinmasi gereken cok ama cok buyuk dersler vardir..

Sevgi , saygi ve selam ile

Mujdat guler

Anlayana sivri sinek az, anlamayana Davul zurna az….!!!

Sayın Başbakan, fatura elbette size çıkar, hesap sizden sorulur!
06 Mart 2011

Sayın Başbakan; Türkiye’de basın özgürlüğü darbe yiyorsa…
Gazeteciler, yazarlar hapse atılıyorsa…
Haklarında sürekli dava açılıyorsa…
Bu durumda fatura size çıkar.
Başkasına değil.
Hedef tahtasına oturan siz olursunuz.
Yürütmenin başı sizsiniz çünkü.
Türkiye’yi yöneten sizden başkası değil.
Onun için hesap da sizden sorulur.
Demokrasiler böyle işler.
Üstelik parlamentoda mutlak çoğunluk sizin partinizde. Özgürlükleri kısıtlayan, demokrasinin kolunu kanadını kıran yasaları değiştirmek de sizin elinize bakıyor.
Sayın Başbakan;
Çok yakın geçmişe kadar yargı kararlarından en çok şikâyet edenlerin başında geliyordunuz.
Birçok yakınmanızda haklıydınız.
Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın demokrasi ve hukuk devletine ters düşen, Türkiye’yi birçok bakımdan cendereye sokan kararlarını kamuoyu önünde eleştiren de sizdiniz.
Bunun için anayasa dahil ilgili yasaları parlamentoda değiştirip 12 Eylül referandumuna giden ve yüzde 58 oyla yargı organında köklü değişikliklerin kapısını açan da, sizden başkası değil.
O yüzden bugün gazeteciler hapse atılırken, haberciler ve yazarlar hakkında ceza davaları açılırken, “Ne yapalım yargı!” demenin herhangi bir inandırıcılığı olamaz.
Nitekim olmuyor da.
Kendi istediği vakit yargıya karşı sesini yükselten bir başbakan…
Kendi istediği vakit yargıda radikal değişikliklerin kapısını açabilen bir başbakan…
Ve bunun için halkoylaması riskini bile göze alabilen bir başbakan…
Böyle bir başbakan, eğer basın özgürlüğü darbe yerken, hukukun üstünlüğü yara alırken suskun kalırsa, olanları eli kolu bağlı seyreder, “N’apalım yargı!” demekle yetinirse, o da bir zamanların siyasetçilerine benzer.
Bir başka deyişle:
Türkiye’de bir zamanlar demokrasiyi sadece kendileri için isteyen, demokrasiyi sadece kendi seslerinin çıkması zanneden ‘eskiler’e, Soğuk Savaş döneminin liderlerine benzemeye başlar.
Sayın Başbakan;
Siz bir şiir okuduğunuz için hapse atıldınız bu ülkede, 28 Şubat döneminde.
Daha geçen cuma günü de bir yazar, İsmail Beşikçi, bir sözcükten dolayı hapse mahkûm edildi. Kürdistan diye yazdığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İfade özgürlüğüne sığar mı bu? Demokrasiye sığar mı? Her şey bir yana vicdana sığar mı?
Unutmayın;
İsmail Beşikçi Kürt sorunu çerçevesinde yazdığı kitaplardan dolayı hayatının 17 yılını hapiste geçirmiş gerçek bir demokrasi kahramanıdır (*).
Sayın Başbakan;
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de bir sözcük yüzünden yazarları hapis cezasına mahkûm edebilen bir yargı düzeni varsa…
Bu düzene karşı sesini yükseltmek demokrasi duyarlığının kaçınılmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün kolunu kanadını kırabilen bir yargı düzeni varsa…
Bu düzeni değiştirmek için düğmeye basmak, demokrasi ve hukuk devletinin olmazsa olmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de düşünceyi ‘suç’ sayabilen, daha hâlâ gazetecileri, habercileri, yazarları, düşünürleri hapis korkutmacasıyla baskı altına almak isteyen bir yargı düzeni ve yargısal zihniyet varsa…
Bu düzeni değiştirmek için ‘siyasal irade’nin gösterilmesi demokrasinin ve demokrasi kültürünün vazgeçilemeyecek bir gereğidir.
Sayın Başbakan;
Arkasına siyasal irade koyduğunuz içindir ki, demokrasi tarihimizin en önemli davaları, Ergenekon’lar, Balyoz’lar sahneye çıktı.
Ama şimdi o ‘siyasal irade’yi özgürlükler için koymazsanız, hem demokrasinin gereği yapılmış olmaz, hem de Ergenekon ve Balyoz da tıpkı 28 Şubat döneminin Susurluk’u gibi rayından sapar, yazık olur.
İyi pazarlar!

Hasan Cemal

Mustafa Balbay insanimiza onemli mesajlar veriyor…!

“Haydi dedim kendime,

Silivri toplama kampını

Dolum tesislerine çevir.

Haftada bin sayfayı devir.

Her aya bir konu ayır

Ama Anadolu’yu biraz kayır.

Bir nefeste 40 Anadolu kitabı

Nasıl doldum; zorladı içimdeki kabı.

…

…

Tutukluluk bir yılı aşınca

Dava tümüyle hukuk dışına taşınca

Bir kez daha buluştum, konuştum kendimle

Dolum tesisleri iyi gidiyordu

Ruhum her yeni kitapla bayram ediyordu

2. yıl için ne yapmak gerek

Aynen devam mı,

Yoksa koymalı mı yeni bir erek.

İçimden oybirliğiyle koymalı kararı çıktı.

Belli ki hapis sürecinin ucu açıktı.

Silivri dolum tesisleri tabelasını

Törenle kaldırdım

Yenisini koydum:

‘Silivri üretim tesisleri.’

Haziran 2010’dan itibaren

Bir yılı üçe böldüm

Bir Silivri üçlemesinde karar kıldım.

Birinci kitabı

Hedeflediğim tarihte tamamladım:

Silivri Toplama Kampı – ZULÜMHANE

Ergenekon iddianamesinin içeriğini,

Mahkemede yaptığım savunmayı,

Silivri hapishanesindeki hayatı

Konu ettim.

İkinci kitap

Birincinin kaldığı yerden başlıyor

Her şeyi manzum bir dille

Anlatmayı hedefliyor.

Madem düştün zindana

Eser getir meydana!

Mustafa Balbay

Demokrasi liginin hangi kumesindeyiz ???

Degerli Arkadaslar..

Turkiye dunya demokrasi liginde bir cok yerde analizleri yapildi..
1. Freedom House 2010 raporunda Türkiye’nin “kısmen özgür” devletler arasında yer aldığını görduk. Bu kategorideki devletlerin özellikleri şunlar: Hukuk devleti zayıf. Yolsuzluklar ileri düzeyde. Etnik ya da dinsel mücadeleler var. Sınırlı bir çoğulculuk görüntüsü altında tek parti egemenliği geçerli.

2. Economist Intelligence Unit’in 2010 raporu Türk demokrasisi hakkında daha ayrıntılı bilgi veriyor. Türkiye, tam demokrasi ve kusurlu demokrasilerden sonra gelen “hibrid ülkeler” sınıfına giriyor. Seçim notu 7.9. Buna karşılık katılım 3.9, demokrasi kültürü 5, hak ve özgürlükler 4.7. Başka bir deyişle, Türkiye’de secimler dürüst yapılıyor. Ancak özgürlükler sınırlı, katılım zayıf, demokrasi kültürü iyi değil.

3. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni en çok ihlal eden devlet olduğunu ve Rusya ile birlikte hakkinda en cok dava acilan ulke oldugunu bilmeyenimiz hemen hemen yok gibi ..

Türkiye’de uygulanan demokrasinin pek çok temel kusuru var. En buyuk kusuru ise kuvvetler ayriliginin olmayip , kuvvetin tek bir elde toplanmasidir. Siyasi parti liderleri , yasamayi tayin edecek vekilleri atar, halkin onune atadiklarimi secin diye cikar, sonra anayasa ile yargi siyasi iradeye bagimli oldugu gibi, birde mufettisler Basbakanliga bagli oldugu icin yargida siyasetin emrine girer, medya ve denetim kurumlarida siyasetin emrinde oldugunda yasama-yurutme-yargi ve medya tek kisinin eline gecip, büyük bir güç olusur. İktidar denetiminde bir yargı, sindirilmiş bir basın, yandaşlarla doldurulan partileşmiş bir devlet, iyicene daraltılan bireysel hak ve özgürlükler alanı, keyfi tutuklamaların, yasadışı telefon dinlemelerinin, sabaha karşı yapılan aramaların, gözaltların yarattığı korku Türkiye’de bir baskı ortamı yaratıyor. Soluk alacak yer bırakmıyor. Türk demokrasisini “hibrid ülkeler” sınıfına sokuyor. Türk demokrasisi güç egemen yönetimler modelinin özelliklerini taşıyor. Bu ise gerçek demokrasi değil, demokrasiye alternatif bir modelde degil, gelisen demokrasinin henuz orta egitimi demek yerinde olur.. Henuz bu ligin ucuncu kumesinde oynuyoruz …

Daha onumuzde asilmasi gereken cok engel vardir, 1876’da ana okuluna yazildigimiz bu egitimde , arada 100 yillik bir fark olsada , bu farki sene olarak 20 seneye indirmemizde basaridir.
20 yili iyi degerlendirirsek , sorunlari bilen Turk halki , cozumlerinde bulunmasinda basaktor olacak ve sonucta “Egemenlik kayitsiz ve sartsiz halkin olacaktir.. “

Gelismis turk insanini Demokrasi disinda bir modelle yonetmek 20 yil sonra mumkun olamiyacaktir.. Bugun korku daglari bekler misali insanlar kistirilmis, korkutulmus, ekonomik sikintilar icine sokulmus, kavram kargasalari icine dusurulmustur..

Bu millet cok kotu gunler gormustur, bu gunleride atlatacaktir.. Benim Turk milletine guvencim sonsuzdur ve Demokrasi okulunu bitirip universitenin  mezunlari arasina girebilecektir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler