Blog
Turkiye’nin nasil bir Cumhurbaskanina ihtiyaci var !!!
Cumhurbaskanini halk olarak biz sececegiz ama kriterlerimiz ne olmali ?
2- Demokrat saydam ve dünyalı olmali
3-Laık ve TC nufus kagidini tasiyan her etnik kokene saygili
4- Ikı uc lısanı ıyı bılen, yurt disinda egitim almis ve yasamis , gorev almis
5- Ulkenın tanıtımın yüzü olarak bızı ortadogulu ulke olmadan çıkartan
6- Çankaya noterı olarak calismayan , gozunu ice…riye cevirmemis .
7- Dış ıslerı turızm ve kalkinma bakanların ıcra kurulu baskanı gıbı çalışacak
8-Sanatci ve sporcu kimligi olan bır baskanı istiyorum
9- Cankayadan baslamak uzere ulkede saydam , hesap verebilir ,kendisinin ve yakinlarinin mal ve servet beyanlarini verebilen , DDK calistiran…
10-Bizi kisiligi ile yurtta sulh , cihanda sulha goturecek bir baskan arzuluyorum..
Turkiyede secmenin kalitesi arttip , egitim duzeyi gelisip, gelir adaleti saglandikca insanlar kendi sivil anayasalarini yapacak siyasi olusumlari saglayacak, kendi vekillerini sececek siyasi partiler yasasinini degistirecek , yargisini ve vekilnine bagimsizlik saglayacaktir bu gunleri Turkiye en hasarsiz atlatip ilerdeki yillarda demokrasiye gececektir bu yillar ulkede henuz as , is , konut , saglik , yok , ulasim , haberlesme gibi temel ihtiyaclarin cozuldugu yillar olarak gececektir..
AKP iktidarina ve Sn, Basbakanimiza ne kadar tesekkur etsek azdir…!!
Degerli Arkadaslar ,
Buyuk kurtarici ertesi gun cumhuriyeti ilan ediyoruz beyler dediginden bugune tam 90 yil gecti, Cumhuriyet ustunde cok konusuldu, cok yazildi ..
Ikinci cumhuriyetciler cumhuriyetin eksikliklerinin oldugunu onu demokrasi ile taclandirmak icin ikinci cumhuriyetin kurulmasi gerektigine isaret ettiler..
Cumhuriyetin demokrasi olmadan tek adam ile kuruldugunu ve tabani olmadigini halk tarafindan benimsenmedigini savunanlar oldu…
Cumhuriyetin , demokrasi ozlemini dile getirenler 90 yil icinde hep yazdi ve konustu..
Halk cumhuriyet ve demokrasi kavramlarini devamli birbirine karistirdi..
Cumhuriyet hep bir kazanim olarak ele alinip nasilsa var dendi..
Ama ne zamanki cumhuriyetin endisesi yasaninca , devrimlerden birer birer vazgecip, osmanliya donus bir amac haline donusunce insanlar cumhuriyete sahip cikmaya ve benimsemeye basladi..
Son 10 yilin en buyuk kazanimi insanlar cumhuriyeti benimsedi ve cumhuriyetine sahip cikar hale geldi..
Bu TC icin en buyuk kazanim oldu , artik cumhuriyet tek kisinin urunu olmaktan cikip halkin urunu haline geldi, buyuk kurtaricinin arzu ettigide buydu..
Cumhuriyet artik halkin benimsedigi ve sahip ciktigi bir rejim bicimi oldu , halk cumhuriyeti demokrasi ile taclandiracak egitim , kultur ve ekonomik seviyeye geldiginde siyasi derebeylerden kurtulup , kendi vekilini kendi sececek, ekonomik ve siyasal bagimsizligini kazanmis siyasi partileri ile sivil anayasasini yaparak , bagimsiz yargi ve denetimini kurup, ehil ve bagimsiz medyasi ile demokrasiye gececektir..
Cumhuriyetler icin 90 yil genc bir yastir, cumhuriyet artik delikanlilik donemini asmis daha bilinclenmistir..
Ataturk sevgisi ise 10 kasim gunu 1 milyonu asan ziyaretci sayisi ile “Olmasaydida olurdu ” diyen zihniyetin karsisinda biz burdayiz diyen halkin tepkisidir..
Son 10 yilda turkiye cok iyi bir Imar, saglik, maliye ve cevre bakanligi kazanmis, ekonomik olarak borcla buyumus olsada onemli isler basarmis bir siyasi partiye sahip olmus, demokrasi, yargi bagimsizligi ve saydamlikta sinifta kalmis olsada en buyuk kazanimi insanlara sistem korkusu verdiginden insanlar
Cumhuriyetini sahiplenmis ve Atasina sahip cikmistir..
Bu acidan AKP iktidarina ve sn, Basbakanimiza hem yaptigi hizmetler hemde bu iki kazanim icin ne kadar tesekkur etsek azdir… !!
Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler
Could the 10 year illness be afflicting Turkish Prime Minister Erdoğan?
10 yil hastaligi
Psikoloji Profesörü Ian Robertson tarafından 9 Haziran 2013 tarihinde kaleme alınan yazı ilginç. Bilimsel değeri konusunda Psikolog, Psikiatrist ve Nörolog kardeşlerimin görüşlerini öğrenmek isterim.
Özetle yazı söyle:
Başbakan Erdoğan 10 yıldır iktidardadır ve başarılı işler yapmıştır. Ancak “Güç” ve “Başarı” bugüne kadar bilinen en güçlü “Beyin-Değiştirici” ilaçlardandır. Bu kadar güçlü iki ilacın uzun süre etkisinde kalan hiçbir beyin değişmeden kalamaz. Türkiye’deki gösterilere verilen cevap başbakan Erdoğan’ın DA istisna oluşturmadığını kanıtlamıştır.
“Güç” beyni kokain gibi etkiler. Dopamin etkisi artar ve insanlar kendilerini daha güçlü ve akıllı hissetmeye başlarlar. Ancak bu etkiler ayni zamanda insanları kendini beğenmiş, eleştirilere kapalı, endişesiz, tehlike ve hataları daha AZ görebilir hale getirir. Sonuçta lider muhalefetin eleştirilerine ve karşı görüşlere tahammülsüz bir tutum alır. Bunun örneklerini başbakan Erdoğan’ın “twitter denilen bir bela var” ve “sosyal media toplum için bir beladır” gibi meşhur olan sözlerinde görebiliriz.
Hiçbir lider 10 yıldan uzun bir süre gücü elinde tuttuğunda onun beyinde yarattığı hasarlardan ve karar verme yeteneğindeki bozulmadan kendini kurtaramaz. Bu nedenledir ki içlerinde ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de bulunduğu birçok ülkede liderlik 10 yıl ile sınırlıdır.
Fransa kralı XV. Louis’in “après moi Le déluge” (benden sonra, tufan) diyerek ortaya koyduğu nörolojik bozuklukta liderler bir süre sonra kendilerinin ülke için son derece önemli oldukları ve başka hiç kimsenin bu görevi yapamayacağına gerçekten inanmaya başlarlar. Tony Blair ve Margaret Thacher’da bu sendroma yakalanan liderler arasında sayılırlar.
Yazının orijinali;
Could the 10 year illness be afflicting Turkish Prime Minister Erdoğan?
JUNE 9, 2013 Tags: Erdogan, Gezi Square, power, Turkey
Turkish Prime Minister Recep Erdoğan has held power for 10 years, during which period his country has experienced unprecedented economic growth and international prestige.
Power and success are two of the biggest brain-changing drugs known to mankind, however, and no human being’s brain can survive unchanged such large infusions of these two drugs. Edrogan’s response to this week’s demonstrations in Turkey show that he may not be an exception.
Power’s effects on the brain have many similarities to those of drugs like cocaine: both significantly change brain function by increasing the chemical messenger dopamine’s activity in the brain’s reward network. These changes also affect the cortex and alter thinking, making people more confident, bolder – and even smarter.
But these same changes also make people egocentric, less self-critical, less anxious and less able to detect errors and dangers. All of these conspire to make leaders impatient with the “messiness” of opposition and contradictory opinions, which we can see clearly in Prime Minister Erdoğan’s intransigent and aggressive response to the demonstrators, including his infamous claim that “there is an evil called twitter” and that “social media is the evil called upon societies”.
The neurological effects of unconstrained power on the brain also inhibit the very parts of the brain which are crucial for self-awareness and what Erdoğan has to realize for the sake of Turkey’s future is actually the hardest thing for any human being to appreciate – that his own judgment is being distorted by 10 long years in power.
It is my judgment that no leader can survive more than 10 years in power without encountering massive distortion of judgment of the sort we are witnessing in Erdoğan’s response to the current unrest. No-one – but no-one – is immune to these neurological effects of power and I do not think it is a coincidence that 10 years is the maximum term in office for leaders of many countries, including USA and even the Republic of China.
It is the neurologically-created conceit of many powerful leaders that – in the words of Louis XV of France – “après moi Le déluge” (after me, the flood). Power fosters the delusion of indispensability and many political leaders have created havoc in fighting to stay in post because they genuinely believe their abilities are crucial for the survival of their country and that no-one else can do it.
Former British Foreign Secretary Lord David Owen has proposed the existence of a “Hubris Syndrome” – an acquired personality disorder which arises in some leaders because of the effects of power on their brains. Among others, he diagnosed UK Prime Ministers Tony Blair and Margaret Thatcher as having succumbed to this disorder, both of whom ingested the power drug for that crucial 10 years.
The symptoms of Owen’s ‘Hubris Syndrome’ include the following:
· A narcissistic preoccupation with one’s image (e.g., about not being seen to back down and lose ‘strong man’ image).
· A tendency for the leader to see the nation’s interests and his own as identical, including a tendency to talk in the third person about himself.
· An excessive confidence in the leader’s own judgment and contempt for the advice or criticism of others, along with a sense of omnipotence.
· A tendency to feel accountable to History or God rather than to more mundane political or legal courts.
· A tendency towards a loss of contact with reality and progressive isolation.
· “Hubristic incompetence”, where things go wrong because of over-confidence and impaired judgment
Turkey is a vibrant nation, incredibly important to Europe, the USA and the Middle East and it is of paramount importance that its stability is not threatened by a brain distorted by power: there are enough countries surrounding Turkey which have been brought to their knees by precisely this neuropsychological affliction in their leaders and the world does not need any more.
@ihrobertson
Wall Street, Arap Bahari ve Gezi Parki’nin ortak ozellikleri !!!
Degerli Arkadaslar
Dunya kamu oyuna son yillarda uc sokak hareketi damgasini vurdu, Wall street’teki insanlar Liberal ekonomiye tam olarak gecilemedigi icin denetim saglanamadi ve gelir dagilimi dengeleri son 10 yilda zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak uygulamalara gecildi diyerek tepki gosterdi..
Warren Buffy gibi ileriyi goren bir is adami cikip , sokagin adami gibi konustu ve olayi rahatlatti..
Arap baharinda insanlar demokrasi isteklerini ,demokrasi ile adaletin gelip, gelir adaletinin ve saydamligin saglanmasi icin bir arac olarak gorduler amaclari gelir adaleti idi..
Turkiyede gezi parkinda katilim tam bir asure misalide olsa, oradada uc istek goze carpiyordu, Demokrasi, saydamlik , gelir ve yargi adaletinin saglanmasi …Asurenin icinde provakator, marjinal gruplar, hippy , moda olsun diye gelenler, ay kardes ben bu adami istemiyorum hemen istifa etsin diyenler, AB birligi 48 saatta ipini cekecek diyen ozel hiyarlarda vardi tabiki…!!
Polis, yargi ve MKYK kimin elinde, partiye hangi tarikat daha hakim gibi ic cekismeler sonucta Turkiyeyide sokagin siyaseti yonlendirdigi bir ulke durumunda dusurmustur..
Sokagin talepleri ile sokagi icerden, meclisten, is hayatindan ve disardan destekleyenlerin herbirinin istekleri farkli olsada asli sorun olan saydamlik, demokrasi ve gelir ile yargi adaletidir..
Bu sorunlari cozemeyip bu insanlara Capulcu demekte yonetimin buyuk hatasidir, meselenin ozunu gozden kacirmamak ve esasi cozmek gerekmektedir..
Zaten sn, Erdoganida bu kadar sinirlendiren bana gore iktidar oldugu halde Muktedir olmamasidir..!
Nerden buldun ? sorusunu sorabilecek bir sisteme sahipmiyiz ?
Hayrullah DOĞAN
Yeminli Mali Müşavir
E. Hesap Uzmanı
DT Denetim Turkey
Nerden Buldun Da Harcadın, Madem Kümese Girdin Daha Çok Vergi Alayım
Tarih: 05.06.2013
Yıl 1998 idi. Bugün gibi hatırlıyorum üzerinde 30 şubat tarihi olan bir taslak elime geçmişti. Namıdeğer Nerden Buldun Yasası.
Taslağı inceledikten sonra danışmanlığını yaptığımız firmalara bir dizi tavsiyelerde bulunduk. Tavsiyelerden hatırladıklarımın bazıları şöyleydi;
Yeni yatırım kararı almayınız,
Alınmış kararı uygulamaya koymayınız,
Hatta yapılmakta olan yatırımlarınız dahi durdurunuz.
Sağda solda farkında olmadığınız stok fazlalarınızı nakde çeviriniz,
Gereksiz harcamalarda bulunmayıp giderlerinizi kontrol altına alınız,
İhtiyaç fazlası gayrimenkullerinizi nakde çeviriniz,
Bankalar üzerinize gelecektir, hazırlıklı olunuz.
Riskli olduğunu düşündüğünüz müşteriler için imalat yapmayınız zira zor duruma düşmesi kaçınılmazdır……
Yasa biraz gecikti ve geç de olsa yıl içinde çıktı.
Herşey tıkırında giderken aniden ekonominin kanı çekildi ve cansız hale geldi.
Bilmeyenler için anlatayım: lüks araç fiyatları yarı yarıya düştü, hele hele lüks örneğin yatlar dörtte bir fiyata müşteri bulamadı. Piyasa nakdi mumla arar oldu. Yatırıma devam edenler çok ciddi zorluğa düştü ve hatta büyük yatırımda olanlar battı. Zorlukla işini gören firmaların hiç bir yaşama şansı kalmadı. Hepsinin sahibi bankalar oldu. Başlangıçta bu işe şevkli bankalar ellerindeki firma sayısı arttıkça yanlış yaptıklarını farkettiler.
Gayrimenkulde satış yapılması istisnai bir olay oldu. Binlerce satlık gayrimenkul müşteri bekler oldu.
İdealist ekonomistler piyasadaki yaşananları gördükleri halde teoriden öteye gidemediler.
İdeal ve gerçek arasındaki farkı farkedememek yıllarca kriz içinde kalmamıza neden oldu.
Mevcut durum itibariyle gerek sıcak para politikası gerek ise çevre ülkelerle olan ilişkilerin daha fazlalaşması ,yabancı yatırımcı sayısının 33.000 lere ulaşması, büyük alt yapı yatırımlarının turizm ve ticaret üzerine etkisi, GSM hasılanın tüm dünyadaki krize rağmen sürekli büyümesi, bu yıl 1 milyonun üzerinde rekor araç satışını, inşaat sektöründe binlerce konut ve ofisten oluşan projelerin yarısının 1 hafta içerisinde satılması sonuçlarını doğurmaktadır.
Faizlerin düştüğü , kurların fazlaca hareket etmediği, kredi derecelendirme kuruluşlarınca reytinglerimizin artırıldığı bir ortamda özellikle Yeni Gelir Vergisi Kanunu ile getirilmeye çalışılan , aslında ideal ,ancak bence ekonomiye soğuk duş etkisi yapacak düzenlemelerin var olduğunu görmekteyiz.
Harcamanın kaynağının sorulmak istenmesi(şekli henüz tam açıklanmamakla beraber) gerek faturasız işlemlerin artışına yol açacağı gibi mevhum adlara düzenlenmiş faturaların da artmasına neden olacaktır.
Hisse satışının vergiye tabi oluşu yabancı sermaye girişini bıçak gibi kesecektir.
Kira gelirlerinde iş yerleri için götürü gider uygulamasının kalkması , konutlar için kısıtlanmasının gayrimenkul satışlarını olumsuz etkileyeceği kesindir.Yatırımın geri dönüş süreninin uzaması fiyatların geriye gelmesi ile bir miktar çözülmeye çalışılsa da yine de satışlar gerileyecektir.
Halbuki özellikle bu noktada son yıllarda ciddi ve güzel projelerden satışlarda elde edilen harçlar bile önemli tutarlara ulaşmakta idi. Kira beyanında bulunanları sayısı gelir idaresinin de çalışmaları ile oldukça artış göstermişti.
Şimdi düşünelim : halihazırda Maliyenin elinde istediği mükellefi istediği zaman inceleme yetkisi var. Hatta günümüz teknolojisi ile hem daha çabuk hem de daha kapsamlı bir inceleme imkanına sahipken ve de bu incelemelerde bulunan matarah farklarına rapor yazıp vergisini isteyebiliyorken ve müfettiş sayısısnı iki katı üzerine çıkarmakta iken , halihazırda hızını almış bir ekonomiye ani ve acı bir fren yaptıracak bir düzenlemenin elde edilecek vergi gelirlerini TL olarak artıaracağı hususu kesinlikle hsonuçlarının hesaplanması gereken bir durumdur.
Yunanistan vergileri artırıp işin içinden çıkmaya çalışırken durgun olan ekonomilerini daha da durgunlaştırdı. Yüksek vergiler çoğunluğu çalışmamaya üretmemeye yönlendirdi.
Vergici şapkam ile idealin ne olması gerektiğini görmekle beraber ekonomist şapkam ile karşı karşıya kalma ihtimali yüksek olan durgunluk hususuna dikkat çekmek istiyorum.
Kaynak: www.MuhasebeTR.com










