Blog

Could the 10 year illness be afflicting Turkish Prime Minister Erdoğan?

10 yil hastaligi

Psikoloji Profesörü Ian Robertson tarafından 9 Haziran 2013 tarihinde kaleme alınan yazı ilginç. Bilimsel değeri konusunda Psikolog, Psikiatrist ve Nörolog kardeşlerimin görüşlerini öğrenmek isterim.

Özetle yazı söyle:

Başbakan Erdoğan 10 yıldır iktidardadır ve başarılı işler yapmıştır. Ancak “Güç” ve “Başarı” bugüne kadar bilinen en güçlü “Beyin-Değiştirici” ilaçlardandır. Bu kadar güçlü iki ilacın uzun süre etkisinde kalan hiçbir beyin değişmeden kalamaz. Türkiye’deki gösterilere verilen cevap başbakan Erdoğan’ın DA istisna oluşturmadığını kanıtlamıştır.
“Güç” beyni kokain gibi etkiler. Dopamin etkisi artar ve insanlar kendilerini daha güçlü ve akıllı hissetmeye başlarlar. Ancak bu etkiler ayni zamanda insanları kendini beğenmiş, eleştirilere kapalı, endişesiz, tehlike ve hataları daha AZ görebilir hale getirir. Sonuçta lider muhalefetin eleştirilerine ve karşı görüşlere tahammülsüz bir tutum alır. Bunun örneklerini başbakan Erdoğan’ın “twitter denilen bir bela var” ve “sosyal media toplum için bir beladır” gibi meşhur olan sözlerinde görebiliriz.

Hiçbir lider 10 yıldan uzun bir süre gücü elinde tuttuğunda onun beyinde yarattığı hasarlardan ve karar verme yeteneğindeki bozulmadan kendini kurtaramaz. Bu nedenledir ki içlerinde ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de bulunduğu birçok ülkede liderlik 10 yıl ile sınırlıdır.

Fransa kralı XV. Louis’in “après moi Le déluge” (benden sonra, tufan) diyerek ortaya koyduğu nörolojik bozuklukta liderler bir süre sonra kendilerinin ülke için son derece önemli oldukları ve başka hiç kimsenin bu görevi yapamayacağına gerçekten inanmaya başlarlar. Tony Blair ve Margaret Thacher’da bu sendroma yakalanan liderler arasında sayılırlar.

Yazının orijinali;

Could the 10 year illness be afflicting Turkish Prime Minister Erdoğan?

JUNE 9, 2013 Tags: Erdogan, Gezi Square, power, Turkey

Turkish Prime Minister Recep Erdoğan has held power for 10 years, during which period his country has experienced unprecedented economic growth and international prestige.

Power and success are two of the biggest brain-changing drugs known to mankind, however, and no human being’s brain can survive unchanged such large infusions of these two drugs. Edrogan’s response to this week’s demonstrations in Turkey show that he may not be an exception.

Power’s effects on the brain have many similarities to those of drugs like cocaine: both significantly change brain function by increasing the chemical messenger dopamine’s activity in the brain’s reward network. These changes also affect the cortex and alter thinking, making people more confident, bolder – and even smarter.

But these same changes also make people egocentric, less self-critical, less anxious and less able to detect errors and dangers. All of these conspire to make leaders impatient with the “messiness” of opposition and contradictory opinions, which we can see clearly in Prime Minister Erdoğan’s intransigent and aggressive response to the demonstrators, including his infamous claim that “there is an evil called twitter” and that “social media is the evil called upon societies”.

The neurological effects of unconstrained power on the brain also inhibit the very parts of the brain which are crucial for self-awareness and what Erdoğan has to realize for the sake of Turkey’s future is actually the hardest thing for any human being to appreciate – that his own judgment is being distorted by 10 long years in power.

It is my judgment that no leader can survive more than 10 years in power without encountering massive distortion of judgment of the sort we are witnessing in Erdoğan’s response to the current unrest. No-one – but no-one – is immune to these neurological effects of power and I do not think it is a coincidence that 10 years is the maximum term in office for leaders of many countries, including USA and even the Republic of China.

It is the neurologically-created conceit of many powerful leaders that – in the words of Louis XV of France – “après moi Le déluge” (after me, the flood). Power fosters the delusion of indispensability and many political leaders have created havoc in fighting to stay in post because they genuinely believe their abilities are crucial for the survival of their country and that no-one else can do it.

Former British Foreign Secretary Lord David Owen has proposed the existence of a “Hubris Syndrome” – an acquired personality disorder which arises in some leaders because of the effects of power on their brains. Among others, he diagnosed UK Prime Ministers Tony Blair and Margaret Thatcher as having succumbed to this disorder, both of whom ingested the power drug for that crucial 10 years.

The symptoms of Owen’s ‘Hubris Syndrome’ include the following:

· A narcissistic preoccupation with one’s image (e.g., about not being seen to back down and lose ‘strong man’ image).

· A tendency for the leader to see the nation’s interests and his own as identical, including a tendency to talk in the third person about himself.

· An excessive confidence in the leader’s own judgment and contempt for the advice or criticism of others, along with a sense of omnipotence.

· A tendency to feel accountable to History or God rather than to more mundane political or legal courts.

· A tendency towards a loss of contact with reality and progressive isolation.

· “Hubristic incompetence”, where things go wrong because of over-confidence and impaired judgment

Turkey is a vibrant nation, incredibly important to Europe, the USA and the Middle East and it is of paramount importance that its stability is not threatened by a brain distorted by power: there are enough countries surrounding Turkey which have been brought to their knees by precisely this neuropsychological affliction in their leaders and the world does not need any more.

@ihrobertson

Wall Street, Arap Bahari ve Gezi Parki’nin ortak ozellikleri !!!

Degerli Arkadaslar

Dunya kamu oyuna son yillarda uc sokak hareketi damgasini vurdu, Wall street’teki insanlar  Liberal ekonomiye tam olarak gecilemedigi icin denetim saglanamadi ve  gelir dagilimi dengeleri son 10 yilda zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak uygulamalara gecildi diyerek tepki gosterdi..
Warren Buffy gibi ileriyi goren bir is adami cikip , sokagin adami gibi konustu ve olayi rahatlatti..

Arap baharinda insanlar demokrasi isteklerini ,demokrasi ile adaletin gelip, gelir adaletinin ve saydamligin saglanmasi icin bir arac olarak gorduler amaclari gelir adaleti idi..

Turkiyede gezi parkinda katilim tam bir asure misalide olsa, oradada uc istek goze carpiyordu, Demokrasi, saydamlik , gelir ve yargi adaletinin saglanmasi …Asurenin icinde provakator, marjinal gruplar,  hippy , moda olsun diye gelenler, ay kardes ben bu adami istemiyorum hemen istifa etsin diyenler,  AB birligi 48 saatta ipini cekecek diyen ozel hiyarlarda vardi tabiki…!!

Servet dusmanligi , kapitalizm dusmanligi , dunyayi  tehdit ediyor ancak servet’de sokakla barisacak demokrasinin gelisimi ve saydamliga yatirim yapilmiyor..
Cozum demokrasileri gelistirmekte, saydamligin saglanip, liberal ekonomiyi gecmek icin sirasi ile
a. Siyasi partiler gelirleri nedeniyle sermayeye bagimli oldugundan once onlari kurtarmak
b. Meclislerin kalitesini arttirarak , siyaset kurumunun guvenirlilgini yukseltmek
c. Denetim ustundeki tum ulkelerde siyasetcinin hakimiyetini kiracak yasalari cikartmak..
d. Denetimin mali ve yargi ayagina ekonomik bagimsizlik verip ehil olmasini saglamak ..
e. Saydamligin saglanip kayit disi sektorlerle global alanda savas yapmak ..
f. Yasalarla uyusturucu , kadin , silah ve kara para tacirlerine agir cezalar getirmek …
Bunlari saglamadan dunya bugun oldugu gibi Demokrasi adi altinda kayit disinin yonettigi bir dunya olurki, bunun sonu demokrasilerin yavas yavas yerini once sosyal demokrasilere bu ulkelerinde zaman icinde Demokratik diktatorluklere donusme ihtimalleri yuksektir..
Sokaklardaki tepki her ulkede farklidir, ama ortak ozellikleri hepsinde ezilen , sistemden gerektigi payi alamadigini dusunen insanlar sokaklardadir..
Sokaga henuz demokrasi ve saydamlik inememistir, sokaktaki insan pastadan payi alamadigi icin sokaktadir, dunyanin kurtulusu ise, dunya pastasini buyutecek olan demokrasinin ve saydamligin sokaga inmesi ile saglanacaktir… Bu insanlar sokakta, siyasette, ticarette, STK demokrasi ve saydamlik icin mucadele ettikleri muddetce gelir dagilim dengesi saglanacagi  icin dunyadaki talep artacaktir, bugun dunyada en buyuk sorun tuketecek insanlarin uretilmemesidir.. Butun krizlerin ana sebebi dunya henuz tuketiciye uretim yapacak bilinclenmede degildir.
Tuketimi kredilerle saglamakta cozum getirmemekte o daha buyuk sosyal sorunlara neden olmaktadir..
Turkiye ise tam uretim merkezi olacak, finans gelecek , buyuk bir patlama yapacak derken , gormezlikten geldigi asli sorunu tam bu safhada karsisina cikmis veya cikartilmistir..Bu sorunlari masa altinda tutmak ve saklamak baskici rejimlerde bile mumkun olamadigini gorduk…!!
Gelir dagilimindaki adaletsizliker ve yargi adaletsizlikleri, siyasi partilerin lidere bagimli olmasi , sivil anayasa yapilmamasi asli sorunlardir ve bunlar cozulmelidir, yaklasan yerel secimler ve cumhurbaskanligi secimleri nedeniyle parti icindeki dengelerde kim Basbakan olacak, kim belediye baskani olacak kim cumhurbaskani adayi olacak diye ortak dengeler sasmis .

 Polis, yargi ve MKYK kimin elinde, partiye hangi tarikat daha hakim gibi ic cekismeler sonucta Turkiyeyide sokagin siyaseti yonlendirdigi bir ulke durumunda dusurmustur..
Sokagin talepleri ile sokagi icerden, meclisten, is hayatindan ve disardan destekleyenlerin herbirinin istekleri farkli olsada asli sorun olan saydamlik, demokrasi ve gelir ile yargi adaletidir..

Bu sorunlari cozemeyip bu insanlara Capulcu demekte yonetimin buyuk hatasidir, meselenin ozunu gozden kacirmamak ve esasi cozmek gerekmektedir.. 

Sokak idare edilebildigi muddetce cok yararli, yonetemedigin muddetce cok zararlidir..Sokak asli meselesi pesinde kosarken AKP nin ic cekismesinde ve belli gucler istiyor diye sn, Erdoganin iktidar oldugu halde muktedir olmadigini gostermesi acisindan yararli olmustur..

Zaten sn, Erdoganida bu kadar sinirlendiren bana gore iktidar oldugu halde Muktedir olmamasidir..!

Sevgi, saygi ve selam ile
Mujdat guler

Nerden buldun ? sorusunu sorabilecek bir sisteme sahipmiyiz ?

Hayrullah DOĞAN

Yeminli Mali Müşavir

E. Hesap Uzmanı

DT Denetim Turkey

Nerden Buldun Da Harcadın, Madem Kümese Girdin Daha Çok Vergi Alayım

Tarih: 05.06.2013

Yıl 1998 idi. Bugün gibi hatırlıyorum üzerinde 30 şubat tarihi olan bir taslak elime geçmişti. Namıdeğer Nerden Buldun Yasası.
Taslağı inceledikten sonra danışmanlığını yaptığımız firmalara bir dizi tavsiyelerde bulunduk. Tavsiyelerden hatırladıklarımın bazıları şöyleydi;

Yeni yatırım kararı almayınız,

Alınmış kararı uygulamaya koymayınız,

Hatta yapılmakta olan yatırımlarınız dahi durdurunuz.

Sağda solda farkında olmadığınız stok fazlalarınızı nakde çeviriniz,

Gereksiz harcamalarda bulunmayıp giderlerinizi kontrol altına alınız,

İhtiyaç fazlası gayrimenkullerinizi nakde çeviriniz,

Bankalar üzerinize gelecektir, hazırlıklı olunuz.

Riskli olduğunu düşündüğünüz müşteriler için imalat yapmayınız zira zor duruma düşmesi kaçınılmazdır……

Yasa biraz gecikti ve geç de olsa yıl içinde çıktı.

Herşey tıkırında giderken aniden ekonominin kanı çekildi ve cansız hale geldi.

Bilmeyenler için anlatayım: lüks araç fiyatları yarı yarıya düştü, hele hele lüks örneğin yatlar dörtte bir fiyata müşteri bulamadı. Piyasa nakdi mumla arar oldu. Yatırıma devam edenler çok ciddi zorluğa düştü ve hatta büyük yatırımda olanlar battı. Zorlukla işini gören firmaların hiç bir yaşama şansı kalmadı. Hepsinin sahibi bankalar oldu. Başlangıçta bu işe şevkli bankalar ellerindeki firma sayısı arttıkça yanlış yaptıklarını farkettiler.

Gayrimenkulde satış yapılması istisnai bir olay oldu. Binlerce satlık gayrimenkul müşteri bekler oldu.

İdealist ekonomistler piyasadaki yaşananları gördükleri halde teoriden öteye gidemediler.

İdeal ve gerçek arasındaki farkı farkedememek yıllarca kriz içinde kalmamıza neden oldu.

Mevcut durum itibariyle gerek sıcak para politikası gerek ise çevre ülkelerle olan ilişkilerin daha fazlalaşması ,yabancı yatırımcı sayısının 33.000 lere ulaşması, büyük alt yapı yatırımlarının turizm ve ticaret üzerine etkisi, GSM hasılanın tüm dünyadaki krize rağmen sürekli büyümesi, bu yıl 1 milyonun üzerinde rekor araç satışını, inşaat sektöründe binlerce konut ve ofisten oluşan projelerin yarısının 1 hafta içerisinde satılması sonuçlarını doğurmaktadır.

Faizlerin düştüğü , kurların fazlaca hareket etmediği, kredi derecelendirme kuruluşlarınca reytinglerimizin artırıldığı bir ortamda özellikle Yeni Gelir Vergisi Kanunu ile getirilmeye çalışılan , aslında ideal ,ancak bence ekonomiye soğuk duş etkisi yapacak düzenlemelerin var olduğunu görmekteyiz.

Harcamanın kaynağının sorulmak istenmesi(şekli henüz tam açıklanmamakla beraber) gerek faturasız işlemlerin artışına yol açacağı gibi mevhum adlara düzenlenmiş faturaların da artmasına neden olacaktır.

Hisse satışının vergiye tabi oluşu yabancı sermaye girişini bıçak gibi kesecektir.

Kira gelirlerinde iş yerleri için götürü gider uygulamasının kalkması , konutlar için kısıtlanmasının gayrimenkul satışlarını olumsuz etkileyeceği kesindir.Yatırımın geri dönüş süreninin uzaması fiyatların geriye gelmesi ile bir miktar çözülmeye çalışılsa da yine de satışlar gerileyecektir.

Halbuki özellikle bu noktada son yıllarda ciddi ve güzel projelerden satışlarda elde edilen harçlar bile önemli tutarlara ulaşmakta idi. Kira beyanında bulunanları sayısı gelir idaresinin de çalışmaları ile oldukça artış göstermişti.

Şimdi düşünelim : halihazırda Maliyenin elinde istediği mükellefi istediği zaman inceleme yetkisi var. Hatta günümüz teknolojisi ile hem daha çabuk hem de daha kapsamlı bir inceleme imkanına sahipken ve de bu incelemelerde bulunan matarah farklarına rapor yazıp vergisini isteyebiliyorken ve müfettiş sayısısnı iki katı üzerine çıkarmakta iken , halihazırda hızını almış bir ekonomiye ani ve acı bir fren yaptıracak bir düzenlemenin elde edilecek vergi gelirlerini TL olarak artıaracağı hususu kesinlikle hsonuçlarının hesaplanması gereken bir durumdur.

Yunanistan vergileri artırıp işin içinden çıkmaya çalışırken durgun olan ekonomilerini daha da durgunlaştırdı. Yüksek vergiler çoğunluğu çalışmamaya üretmemeye yönlendirdi.

Vergici şapkam ile idealin ne olması gerektiğini görmekle beraber ekonomist şapkam ile karşı karşıya kalma ihtimali yüksek olan durgunluk hususuna dikkat çekmek istiyorum.

Kaynak: www.MuhasebeTR.com