Blog

Mehmet Ali Birand’in basina gelenler…!!!!!!!!!!!!!

İşin doğrusu şudur:

1993-1998 döneminde Devletimizin bazı kesimleri beni yok etmeye çalıştı. Özetle şöyle olaylar yaşadım:

– Devletin hangi kurumundan emir aldığını anlayamadım, ancak birileri arkama Yeşil adındaki katili taktı. Daha ayrıntılı bilgi isteyenler, Mehmet Ağar ile Mehmet Eymür’e sorabilirler.
– Asker kökenli olduklarını iddia eden, yasa dışı bir gurup, beni öldürme kararı aldı. Dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal ve o zamanki yardımcısı Şenkal Atasagun’a sorarsanız, ayrıntılarıyla anlatırlar. Onların dikkati ve MİT’in sürekli korumasıyla hayatta kalabildiğime inanıyorum.
– TRT davasında, hem olayın hazırlanışı, hem de mahkeme sırasında Devletin parmağını da, avukatım olan değerli Prof. Köksal Bayraktar’a sorarsanız anlatabilir.
– Genelkurmay Başkanlığı yalan dolan bir Andıç hazırlattı ve beni kamuoyunun gözünde lekelemek istedi.Askerı mahkemelerde yıllarım geçti. Ancak sonunda yine kendileri yalanlarını kabul ettiler.
– Defalarca mahkemeye verildim, yıllarca yazdıklarımı savunmak zorunda kaldım.

Anlayacağınız, ben T.C Devletinin bazı kesimleri tarafından sistematik şekilde “yok edilmeye çalışılmış” bir insanım.

Neden biliyor musunuz ?

1. Başta Kürt sorunu olmak üzere resmi ideolojileri reddetmem ve liberal yaklaşımımı bozmamam.
2. PKK terörünün sadece silahla çözümlenemeyeceğini yazıp çizmem. (Bugün, eskiden yazdıklarım resmen uygulanıyor)
3. Fethullah Gülen hareketine karşı çıkmaman, başörtüsünün üniversitelerde serbest kalması gerektiğine inanmam.

Özetlemem gerekirse, bugün ortada kahraman gibi dolaşan bazı meslakdaşlarım beni Askere espiyonladıkları, televizyonlarda yalan haberlerle lekelemeye çalıştıkları, siperlerde saklandıkları dönemlerde, sesimi kısmadım, korkmadım. Bazıları gibi, Askere yaranmaya çalışmadım. Doğru bildiğimi yazdım.

Bütün bu yıllarda da, Hanefi Avcı , patronlarından korkmadan destek olan nice Devlet bürokratı gibi, manevi destek verdi. Hanefi Avcı ile birkaç defanın dışında temasım olmamıştır. Geçmişte neler yaptığı, kime ve neye inandığı da umurumda değil. Babamın oğlu hiç değil. Savunmasını da yüklenecek değilim, üstelik böyle birşeye de ihtiyacı yok.
Benim kafamdaki Avcı, başkaları ne düşünürse düşünsün, sağlam biridir. Yanılabilirim, ancak bu benim kendi değerlendirmemdir.

Benim asıl şikayetçi olduğum, beni dinleten, beni yok etmeye çalışan Devlet’in içindeki odaklardır.

Mehmet Ali Birand
Milliyet…

ABD ile işler nasıl düzelir?

ABD ile işler nasıl düzelir?
24 Ağustos 2010

Geçen hafta ABD Temsilciler Meclisi’nden İstanbul’a gelen bir heyetin mensuplarıyla yaptığımız sohbet, Kongre’nin Türkiye’ye bakışı konusunda oldukça karamsar bir tablo serdi gözlerimizin önüne…
Demokrat bir temsilcinin yardımcısı, halen Kongre’de esen havanın “mart tezkeresi” dönemini anımsattığını ve “Türkiye’nin bir müttefik olarak güvenilirliğinin sorgulandığını” belirtti. Onun deyişiyle “Bu ortamda Kongre’nin, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’la ilgili yaptırım karar tasarısına karşı oy kullanmasının şokunu atması kolay olmayacak…”
Diğer bir Demokrat da, İran’ın yanı sıra Erdoğan Hükümeti’nin bir süreden beri İsrail’e karşı “sistematik şekilde” izlediği politikanın da Kongre’de kuşku ve kaygı yarattığını söyledi ve “Türkiye Meclis’te birçok dostunu kaybetti” dedi…
Bu sözler, ABD Kongresi’nin Türk dış politikasını ne şekilde algıladığını göstermesi bakımından kaygı verici. Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin Kongre’de kredibilitesi bir hayli düşmüş durumda. Bu ise Türkiye ile ilgili bir müzakere veya karar noktasına gelindiğinde, ciddi bir pürüz yaratabilecek bir faktör…

Yönetim cephesi
Başkan Obama’nın Başbakan Erdoğan’a iki ay önceki görüşmesinde, bu durumu aktarmış olması boşuna değil.
Aslında yönetim çevrelerinin özellikle İran meselesinde ve ayrıca İsrail konusunda, Erdoğan Hükümeti’nin tutumundan rahatsızlık duyduğu bir sır değil. Bu daha önce ABD yetkililerince de dile getirildi.
Kuşkusuz yönetimin bu olup bitenler karşısındaki tavrı, Kongre’ninkinden farklı. Yönetim, Türkiye’yi “kaybetmemek” için daha pragmatik ve yapıcı bir duruş sergilemek zorunda. Kaldı ki, ABD’nin Türkiye ile ortak çıkarlara ve benzer görüşlere sahip olduğu başka konular ve işbirliği alanları da var.
İşte Türk diplomasisi böyle bir ortamda, son iki olayın zedelediği Türk-Amerikan ilişkilerini “tamir” etme çabasını gösteriyor. Halen Washington’da bulunan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve iki yardımcısının amacı, ABD yetkililerine iki ülkeyi ilgilendiren tüm konularda Ankara’nın pozisyonunu etraflıca anlatmak, pürüz yaratan konularda da mümkün olduğu kadar ortak bir zemin bulmak veya görüşleri birbirine yakınlaştırmaktır.
Yönetim cephesinde bu önemli ölçüde sağlanabilir. Aslında gerek Obama yönetimi, gerekse Erdoğan Hükümeti, arada bazı pürüzler çıksa da ilişkileri geliştirmek iradesine sahip.

Kongre cephesi
Ama Kongre cephesinde durum farklı. Semih İdiz’in dün belirttiği gibi ilişkilerde asıl sorun, Kongre’den kaynaklanıyor.
Daha önceki deneyimler de gösterdi ki Kongre’yi “ikna” etmek yönetime dert anlatmak kadar kolay değil.
Peki bu nasıl olacak? Bunun bir yolu, yönetimi devreye sokmak, onun Kongre üzerinde baskı yapmasını sağlamak. Ama bu sağlansa bile, Kongre’yi yola getirmek her zaman mümkün olmuyor… Bu bakımdan umutları sadece yönetimin baskı yapmasına bağlamak doğru değil.
Kongreyi direkt olarak ikna etmeye çalışmak gerek. Bunun da çeşitli yöntemleri var. Kongre’den mümkün olduğu kadar çok kişinin Türkiye’ye davet edilmesi, etkin yöntemlerden biri. Türkiye’yi ziyaret edenlerin bazen fikir değiştirdiklerini bilenlerdeniz…
Ancak Kongre’de ve diğer çevrelerde de Türkiye’nin “güvenirliği” konusundaki olumsuz havanın değişmesi için, hükümetin dış politika yaklaşımında ve üslubunda bazı ayarlamalar yapması şart. Bu ayar yapılmadıkça, “ikna” turları, ilişkileri “tamir” etmeye yetmeyecektir.

Sami Kohen

Milliyet

Yurt disindaki Turklerin Organizasyon projesi !!!

Degerli Arkadaslar

Yurt disindaki turklerin organizasyonun basi , icerdeki organizasyondan geciyor.. 75 milyon organize ve uyumlu olursa disardaki 6.5 milyon Turk’te ana vatan gibi organize ve uyumlu olacaktir..

Ana vatanda organize olmak ve uyumu saglamak daha kolaydir, Yurt disi turklerin organize olmasinda ve uyum saglamasinda kucukte olsa tecrubelerimi ve cozum onerilerimi duvara yazmak istedim..
Sirasiyla gidersek..

1. Hedeflerde mutabakat..
1.1 Turk diasporasinin ekonomik ayagi saglanacak..
1.2 Bilek gucu disariya tek basina yollanmamaya ozen gosterilecek
1.3 Turk diasporasinin siyasi ayagi saglanacak ..
1.4 Turk firmalarinin yurt disinda yapilanmalari saglanacak onlar bilek gucunu organize bir sekilde kullanabileceklerdir..

Bilek ve beyin gucunu bugunku gibi saldim cayira mevlam kayira diye , biz icerde bakamadik hadi gidin disariya dersen , sonrada bu adamlarin gecim dertleri icinde , hadi organize olun demek haksizliktir..
Bugunlerde moda oldugu gibi bizim beyinlerimiz iyidir, beyin gucunu ihrac etttik , simdide para vererek ithal edelim demekte yanlistir, iceri getirmek yerine onlardan disarda azam faydayi saglamak oncelikle dusunulmesi gereken konudur..

2. Kaynaklari belirlemek ve bu cesmenin suyunu saglamak gerekir
Hedefler hep dahada iyi belirlenmis ama kaynaklar belirlenmedigi icinde hedeflere ulasilmamistir, hedefin kaynagi olmadan sadece hayal edilir neticeye gidilmez..

2.1 Siyasilere bagimli olmadan butceden her yil pay ayrilmasi
 Batan bankalarin, bankerlerin  zararlari icin fon yarattikta, Global dunyada bu buyuk hedefleri yaratmak icin fonmu yaratamiyacagiz, Ihracat, turizm , saglik sektoru , emlak sektorunde hizmeti alana hic bir yuk getirmeden alinan gelirlerden fona pay ayrilir, sabit geliri olan bu diasporanin hedeflere gitmesi saglanir.Is siyasilere kaldiginda kendi goruslerinden olmayana su bile vermezler…!

2.2 TOBB , Tusiad, Tubitak , Turizm Bakanligi, Turk tanitim fonu , v.s gibi bu organizasyonlardan buyuk menfaatleri olacak kuruluslarin maddi desteginin her yil muntazam olarak saglanmasi …

2.3 Bagis ve yardimlar..
2.4 Organizasyon gelirleri

3. Kadrolarin tayini
3.1 Profosyonel kadrolarla calisma
3.2 Turk evleri ve Turk ticaret merkezi gibi diasporasi kuvvetli ulkelerin modellerinin uyarilarak kullanilmasi gerekmektedir..

Turk diasporasini Dernekler ve Ticari ateseliklerle saglayamadik , kaynak yoktu, kadro yoktu, hedef yoktu, patron siyasetci idi, kar amaci gutmeyen , kaynagi belli olmayan kuruluslar ” Kanarya sevenler dernegidir ” ulkeye ve insana buyuk katki saglamaz..

Biz bunu yillardir denemisiz olmamis, lobileri kuvvetli olan ulkelere bakin nasil buyumusler , iste yukardakileri yapmislar o yuzden muaffak olmuslar. Son Yillarda sn, Ergun Kirlikova ve Ali Cinar gibi arkadaslarin ve ekiplerinin cabalari ile lobicilikte onemli basarilar elde edilmistir…

Elinde haritasi olmayan ve haritalari okumasini bilmeyenler icin yolu bulmak ve o yolda basariya gitmek cok zordur, Bu hedefler cogaltilabilir, kaynaklar cesitlendirilebilir..

Yurt disindaki Turklerin organizasyonu projesi ulke icin onemli bir projedir, ancak bu proje yillardir, siyasi hukumetlere gore olusmus , koklu bir proje olusmadigi icinde sorunlar cozulmemis ve zaman icinde artmistir..

Olayin artik cozumu sarttir.. Bu konuda sorunlari bilen cok insan var, cozumleri ise bilenler parmakla gosterilecek kadar azdir, onlarin coguda yasarken bu kisilerden olusacak bir heyetin yetkili kisilere proje olusturmasinda cok gec kalinmadan baslanmasi sorunun cozumu sansini yakalamamiza sebep olacaktir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Orlando Ekim 2010

Omer Hayyam diyor ki:

Elimde olsa dünyayı küçümserdim;

İyisine de kötüsüne de yuf çekerdim;

Daha doğrusu bu aşağılık yere

Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.

Niceleri geldi, neler istediler;

Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;

Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler.

Yahya Kemal’den Sessiz Gemi !!!

“Artik demir almak günü gelmisse zamandan…
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

Hiç yolcusu yokmus gibi sessizce alir yol…
Sallanmaz o kalkista ne mendil ne de bir kol…

Rihtimda kalanlar bu seyahatten elemli…
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…

Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu…
Hicranli hayatin ne de son matemidir bu…

Dünyada sevilmis ve seven nafile bekler…
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”

Atlantigin diger yakasindan Gulhis hanim yolladi , sarkisini dinlemeyi en cok sevdigim beste ile guftenin bu kadar uyumlu oldugu bir sarkidir..

Humeyra ve Timur selcuktan dinlemekte bir baska guzeldir…!!

BU “BÜYÜME” HALKA NEDEN YANSIMIYOR?

BU “BÜYÜME” HALKA NEDEN YANSIMIYOR?

Degerli Arkadaslar,
Her gun Turkiye buyuyor derken , siz bazen kendi kendinize biri bizimle dalgami geciyor  dediginizi duyar gibi oluyorum , Gungor hoca bu konuyu ele almis ve ekonomik acidan irdelemis !!
Onun yazisina gecmeden su anonim sozu hep hatirlayin..

““Büyüme ülke insanı için REFAH demektir. Bizde, beş harfli büyümenin dört harflik bölümünün yarattığı imkanlardan, yarattığı refahtan ülkenin küçük bir bölümü bol kepçe yararlanırken, kalan tek harflik bölümden ülkenin büyük bölümü ancak çay kaşığı kadar pay alabiliyor.”


Siyaset-Ticaret- medya seytan ucgeninde, mevcut anayasa ile siyaseti ele geciren yargi ve denetimide ele gecirdiginden es-dost ekonomisi ve yargi ve denetim adaletinin saglanmamis ve saydamligin olmamasi tabiki gelir adeletini bozuyor.. Hoca asagida esasinda onemli bir buyumenin olmadigini olsada gelir adaleti olmadigi icin bunun halka yansimadigini cok ama cok guzel izah etmis… !!


—————————–



1) Büyümüyoruz. Krizde indiğimiz çukurdan çıkıyoruz. Henüz tam olarak çıkamadık. 
Büyüme, sabit fiyat ile milli gelir artışından izlenir. 1998 yılı sabit fiyatları ile yılın ilk 6 ayındaki milli gelir rakamları şöyledir:
– 2008 49.5 milyar TL
– 2009 44.4 milyar TL
– 2010 49.0 milyar TL 

Görülüyor ki, henüz 2008 yılı milli gelir rakamına ulaşamadık. Fakat 2 yıl boyunca ülke nüfusu 74.7 milyondan 76.5 milyona yükseldi. Yüzde 2.5 arttı. Bu artan nüfus da sofraya oturdu. Gelir artmazken nüfus artarsa, sofradaki aşı daha çok insan paylaşmak zorunda kalır. Her birinin boğazına daha az aş girer.

2) Milli gelir rakamı artmıyorsa, açıklanan büyüme oranları yanlış mı? 
Kriz bizi çok üzdü. 2009 yılının ilk 3 ayında yüzde 14.6, ikinci 3 ayında yüzde 7.6, yılın ilk yarısında yüzde 12.2 oranında küçüldük. Bu yılın ilk 3 ayında yüzde 11.7, ikinci 3 ayında yüzde 10.3, yılın ilk yarısında yüzde 11.0 oranındaki büyüme gerçekleşti. Bu büyüme ekonomiyi geçen yıl indiği çukurdan çıkarmaya yetmiyor bile.

3) Halkımızın tüketim harcamaları 2008 yılının gerisinde. 
Yerleşik hane halkının yılın ilk yarısındaki toplam tüketim harcamaları sabit fiyat ile artmadı. Çünkü gelirleri artmadı. Tersine ne artan nüfus ne de azalan milli gelir nedeniyle kişi başı gelirler düştü. Yılın ilk 6 ayındaki toplam tüketim harcamaları şöyle:
– 2008 35.2 Milyar TL
– 2009 32.9 Milyar TL
– 2010 35.1 Milyar TL 

Görülüyor ki harcamalarda 2009 yılına göre artış var. Ama harcamalar henüz 2008 yıl rakamına ulaşamadı.

4) Gıda harcamaları da artmadı mı? 
Sabit fiyatlarla yılın ilk 6 ayında gıda harcamaları şöyle:
– 2008 9.5 Milyar TL
– 2009 9.4 Milyar TL
– 2010 9.5 Milyar TL 

İki yılda nüfus 1.8 milyon artmış iken gıda harcamaları aynı. Denmek ki insan başına düşen gıda harcaması gerilemiş.

5) Giyim, mobilya harcamaları nasıl? 
Giyim, ayakkabı harcamalarında gerileme var. Yılın ilk 6 ayındaki harcamalar 2008 yılında 2.7 milyar TL idi. 2008’de 2.1 milyar TL oldu. 2010’da 2.4 milyar TL olarak gerçekleşti.
Giyim harcamaları azalırken mobilya harcamalarında artış var. 2008 yılının ilk 6 ayında 4.2 milyar TL olan mobilya harcamaları, 2009 yılında 3.7 milyar TL’ye gerilemişken, 2010 yılında 4.5 milyar TL’ye yükseldi. 

6) İnşaat piyasası canlanıyor mu? 
Yılın ilk 6 ayında 2008 yılında kamu ve özel inşaat harcamaları 5.2 milyar TL iken 2008 yılında 4.1 milyar TL’ye geriledi. 2010 yılında 4.7 milyar TL oldu. İnşaat piyasası henüz kriz öncesi çizginin altında.
Son söz: Milli gelir artmıyor. Hem milli gelir artmadığı hem de nüfus çoğaldığı için kişi başı gelir düşüyor. Soru şu: Bu durumda nasıl oluyor da lüks otomobil, pahalı mobilya satışlarında, lüks konut piyasasında canlılık var… Cevap şu: Gelir dağılımındaki çarpıklığı unutmayınız. Kriz dönemlerinde bu çarpıklık daha da artar. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olur.”

Gungor Uras