Ganali Italyan Mario, Devrekli Alman Mesut !!

Degerli Arkadaslar

Dun hep birlikte guzel bir mac seyrettik… Gana kokenli Italyan milli takiminin oyuncusu Mario ile Devrekli Alman Mesut macin gollerini atan oyuncular oldu..

Mario’nun ailesi gecim nedeniyle evlatlarini Italyan aileye evlatlik vermis.. Mesutun aileside Bati karadenizdeki is imkanlari olmamasi nedeniyle Alamanyanin yollarini tutmus..

Her iki ulkenin vatandaslari  bu iki elcileri ile ne kadar ovunse azdir..

Onlar hem vatandasi olduklari ulke ile ozdesmis, bayraklarina , ulkelerine ve formalarina layik oyun oynadilar.. Hemde kokleri olan ulkelerin cocuklarina guzel ornekler olup, bizde cok iyi seyler yapabiliriz diyerek guven saglamistir..

Global dunyada geldigimiz yer acisindan bu sahneler bu oyuncular dunya barisi ve yasadiklari ulke ile uyum saglamalari acisindan digerlerine buyuk ornek olabiliyorlar..Tabi Milliyetci kesim tarafindanda onlari oraya atan ruzgarlari cozmek yerine, neden bu ulkelerin milli takimlarinda oynuyorlar diye tenkit ediyorlar..

Insan global olmada devletleri zorlayacak , renk, irk kavgalari zamanla asgariye inerken dunya global olma yolunda tek tanrili dinlerinde yok aslinda birbirimizden farkimiz hepimiz tek tanrili dinleriz , hepimiz kuzenleriz dediklerinde dunyaya baris ve refah gelecektir..

Bugun ne yazikki dunyada en buyuk prim yapan ekonomi kotuye gidip, siyasiler iyi yonetim gostermedikce, milliyetcilik one cikiyor, kayit disi arttikca din ticareti daha one cikiyor..

Bu acidan demokrasi , saydamligin onunu kapatmak icin gucu ele gecirmis siyasi ve ekonomik diktatorler dini kurumlarida yanlarina alarak milliyetciligi one cikartip, din-siyaset ve ticaret ucgeni tum dunyada sistemlere hakim olmaya devam ediyor, bu nedenle dunyaya baris ve ekonmik refah tam anlamiyla saglanamiyor..

O yuzden Mariolari ve Mesutlari sevelim onlari takdir edelim ..Global olma yolunda insanlarin baris icinde yasamasinin yollari boyle asilacak bu ornekler insanoglunun geldigi yerde hepimiz kardesiz ve bu dunya hepimizin anlayisini beyinlere yerlestirecektir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

guler1@aol.com

Türkiye’nin on altıncı büyük ekonomi olmasının anlamı ne?

TEPAV | Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı | Şimdi 16 ama daha önce 15

Sıradan vatandaş açısından Türkiye’nin on altıncı büyük ekonomi olmasının anlamı ne? Soruya yanıtım çok kısa: Hiçbir önemi yok.
Bazen –umarım sadece bazendir- anlayışım çok kıtlaşıyor ve takılıp kalıyorum. Bir türlü anlayıp ilerleyemiyorum. Bu zafiyetimin en güncel örneği, şu Türkiye’nin dünyanın bilmem kaçıncı büyük ekonomisi olması ‘meselesi’.
Hazine Müsteşarlığı’nın her hafta güncellenen, bilgi vermek açısından çok yararlı olan ve müsteşarlığın internet sayfasından ulaşılabilecek ‘Türkiye Ekonomisi’ raporu ‘Türkiye ekonomisinin dünyadaki yeri’yle başlıyor. 2010 sonuçlarına göre Türkiye, dünyanın on altıncı büyük ekonomisi. Bu büyüklük elbette yabancı yatırımcılara Türkiye pazarı hakkında önemli bir bilgi veriyor. Ayrıca dış ilişkiler açısından da Türkiye’nin büyük bir ekonomi olması önemli. Peki, sıradan vatandaş açısından Türkiye’nin on altıncı büyük ekonomi olmasının anlamı ne? Soruya yanıtım çok kısa: Hiçbir önemi yok. Neden yok?
İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkeler listede yer almıyorlar. Ekonomileri yeteri kadar büyük değil çünkü! Sanıyorum, sıradan kişileri derinden etkileyen ve ilgilendiren hemen her konuda olumluluk açısından dünyanın en önünde gelen bu ülkelerin vatandaşları çok üzülüyorlardır en büyük ilk yirmi ekonomiye sahip ülke arasında yer almadıkları için. Öyle ya, listede İran on yedinci, Meksika on birinci, Çin ise ikinci sırada. Uyuşturucu baronlarının sürekli cinayet işlettiği Meksika vatandaşlarına, baskı altında yaşayan Çin vatandaşlarına, saçları bir miktar göründü ya da pantolon giydiler diye karakola davet edilen İran kadınlarına bakıp iç geçiriyorlardır; “Hele de ne güzel yaşıyor büyük ekonomiye sahip Meksika, İran ve Çin vatandaşları” diye.
İki ülke düşünün. A ülkesinin ekonomisinin büyüklüğü 100 mangır, B ülkesininki ise 75 mangır olsun. Yani, A çok daha büyük bir ekonomi B’ye kıyasla. A’nın nüfusu 100, B’ninki 25 ise hangi ülkenin insanları daha zengin sizce? A ülkesinde kişi başına gelir 1 mangır. Oysa B ülkesinde kişi başına gelir 3 mangır. Kişi başına gelir açısından B ülkesi A’ya kıyasla üç kat daha zengin. Demek ki ekonomik büyüklük bir şey ifade etmeyebiliyor vatandaşların zenginliği açısından.
Açık ki kişi başına gelir karşılaştırması, ekonominin büyüklüğüne göre yapılan karşılaştırmadan daha iyi. Şu durumu düşünün: Kebapçıda oturuyorsunuz. Toplam elli kişi var. Orada olanların toplam geliri 50 lira olsun. Bunu, oturan sayısına böldüğünüzde, ortalama kişi başına gelir 1 lira oluyor. Şimdi, içeriye Türkiye’nin en zenginlerinden biri girsin. Bu kişinin toplam geliri de 450 lira olsun. Artık kebapçıda elli bir kişi var, bunların toplam geliri 500 lira. Bu durumda, kebapçıda oturanların ortalama kişi başına gelirleri 9.8 liraya çıktı. Vay canına! O zengin gelmeden önce kebapçıda oturanlar, zenginin gelmesiyle birlikte birden 9.8 kat zenginleşmiş gibi oldular. Ne yazık ki, rüya fazla sürmeyecek; zengin kebabını yiyip terk edince orayı, eski hamam eski tas olacak; elli kişin kişi başına geliri tekrar 1 liraya düşecek.
Demek ki, vatandaşların zenginliğini ölçmek açısından bir ekonominin ne kadar büyük olduğu ölçütü hiç mi hiç yeterli değil. Ondan daha iyi bir ölçüt olan kişi başına gelir ölçütü de yetersiz bir ölçüt. O kişi başına gelirin nasıl dağıldığı çok daha önemli. Birkaç zenginin mi elinde, yoksa adil sayılabilecek bir dağılım mı var vatandaşlar arasında. Demek ki hem kişi başına gelir düzeyine hem de bu gelirin nasıl dağıldığına bakmak gerekiyor. Bu ölçütler de yetersiz kalabiliyor. Bu geliri yaratırken doğa tahrip edildi mi? Soluduğumuz hava, içtiğimiz su nasıl? Ne gam. Biz on altıncı büyük ekonomi olmakla övünelim. Ya da ama daha önce on beşinciydik diye polemik yapalım. Kolay gelsin.
Dr. Fatih Ozatay

“Fener-Balat-Ayvansaray ” Kentsel donusum projesi !!

Degerli Arkadaslar,


“Fener , Balat, Ayvansaray “yenileme projesi kentsel donusumde tarihi dokuya zarar v.b nedenlerle iptal edildi.


Bu karardaki eksikliklerin icindeki hatalarin  duzeltilip, bu sefer bolgenin tarihi -turistik-dinsel avantajlarini iyi dusunup orada laz muteahhitligin biraz gelismisi olan, arsa sahibi yerine TOKI’nin gectigi kat karsiligi veya kar paylasim modelli insaat yapmanin sadece bir insai islem oldugu , bolgenin avantajlarinin ve en yuksek katma deger elde etmenin yollari dusunulerek bu sefer katilimci bir proje uretilmelidir.. 


Bu katilimda tabiki TOKI siyasi kanadi temsil edebilir ancak burada olmazsa olmaz dedigimiz ,  rum -ermeni kokenli vatandaslarimiz ve yurt disindaki rumlarin ve ermenilerinde katilimi ile proje uretilmesidir ..


Bu bolge hosgoru -sanat ve tum dinlerin bir arada yasayabilecegi eskiyi anlatan icinde % 99.9 u musluman olan , icinde % 90 anadoludan istanbula gelmis insanlarin kafasina gore uretilmemeli , atalari bu bolgede yasamis yabancilarin ve din olarak % 50 si musluman , % 50 si diger dinlere ait mukemmel bir yer olabilir .


Yeni hukumet her seye konut yap ticari acigi kapat, goruntu kirligini yok et diye bakiyor, mimarlar odalari ve muhalefet ise  gecmisten kalma sol kafalari ile tas tas ustune dikme ama itiraz et mantiginda…


 Bu proje mevcut siyasi parti, muhalefet , odalar ve yargi icin cok ama cok buyuk bu bolge o kadar buyuk tarihi hazine ve bu projenin katilimli ve dikkatli hazirlanmasi halinde ulkeye her yil anormal gelir ve itibar kazandiracak bizi globallestirip cok onemli yerlere getirebilecek bir proje  olabilir…


istanbulun tarihi ozelliklerini korumasi 1500 yil istanbulun eski sahibi olan rumlarin , kapattiklari kapi adina “utanc kapisi ” dedikleri yer onlarinda icinde oldugu bir proje ile tekrar acilabilir.


Yabancilar gayrimenkul satisinda en avantaji bolgedir, kultur ve sanat merkezi olabilir.. Sanatcilarin yasadigi evlerin bazilarinin sanata hizmet ettigi bazilarinin klasik bar anlayisinin disina ciktigi alanlar olabilir , 


Yemek kulturundede global dunyanin mutfaklari ile osmanli mutfagininda oldugu cok anlamli ev lokantalari acilabilir..


Tarihle hic ilgisi  kalmamis artik kurtarilmayacak evlerde yikilir… 


Bu bolge agac ustalarimiz, insaat sektorunde yalitim, boya ve malzemede ne kadar gelistigimizi gostermesi acisindan cok yararli olabilir..


Yik , ustune gokdelen veya apartmanlar dik bu tarihi , dokusu ve ozellikleri olmayan ulkeler acisindan avantajdir, onlar Allahin yarattigi en guzel sehre hakim olmadiklari icin , kulun yarattigi en guzel sehir yapma pesindedirler..


Biz ise Allahin yarattigi bu guzel sehri nasil mahvederiz yillarca onun pesinde olduk..


Gecmiste siyasetcinin parasi yoktu oya ihtiyaci var, oy almak icin gecekondu tarzi yapilasmaya izin verdi, cunku siyasi partilerin tabanlarindada hem oy hem yonetim hemde ust kademeyi o gecekondulardan yetismis insanlar dolduruyordu , siyaset orman , hazine , vakiflar ve yurt disina gitmis ozel mulkiyetin malininda organize bir sekilde soyulmasina musade etti.. Simdi oralar cok kiymetli siyaset bu kiymeti bir tasla uc kus vurarak degerlendirmek istiyor..


Topragi satacak para alacak, oradaki insani sehirden uzaklastiracak rahat edecek , o kaynaklarla insanlarin baska isler yapmasini saglayacak, sehiri rahatlatacak,  bu aradada bu bolgelerde yapilacak insaatlarla istihdam ve uretim sorunlarina cozum arayacak..


Bunlarin hepsi normal ve normal karsilanmali, kamu oyununda bu projede bir tas atarak ilave imkanlarida  kazanma sansini yakalamasi gerekir.. Tarihi , kulturu, hosgoruyu,gorselligi , yabancilara satisi  , sanati , mimarlarimizin gelisimini, agac ustaligini, tarihi dokuya saygili yepyeni sehirler yapmayi biz burada eski istanbulun her dinden, her kokenden her milletten gelenleride projenin icine alma v.b fikirler yaratma olarak dusunebiliriz.. 


Kiliselerin ellerinde cok ama cok buyuk kaynaklar , siyasi imkanlar var, ben o yuzden bu bolgeye ne siyasetcinin baktigi gibi bir koyup uc alma gibi , yada bu projeyi iptal ettiripte ortaya yeni proje uretemiyenler veya bu ulke kendinin degilmis bende bir sey yapabiliirim , seyredeyim bak ben demistim diyenlerin gozu ile bakmiyorum..


Herkesin projenin icinde oldugu dogru bir proje uretilip, uygulanmasindan ve bunun ulkeye her yil milyarlarca dolar kazandirabilecek onemli bir yer oldugunu islemek istiyorum..


Anlatabildim ve biraz insanlari dusunceye sevkedildimse ne mutlu bana..


Sevgi, saygi ve selam ile


Mujdat guler


guler1@aol.com




www.novagroupusa.com



Babalar ve evlatlari birbirinden ayirmayalim …!!

Silivri’deki Babalar ve Evlatlari

Bugün 17 Haziran

Babalar gunu !!

Babalarin ve cocuklarin en mutlu oldugu gun…!!

***

Silivri’de ve tum hapishanelerde yatan babalar…

En büyük hazineleri olan evlatlarından ayrı kalmanın işkencesini çekenler…

Mahpusluğun yanında, kahredici evlat özlemi…

***

Silivri’de yatan babalar…

Parmaklıkların dışındaki evlatlar…

İlkokul öğrencisinden, dünyanın en parlak üniversitesindeki hocaya kadar, her yaştan kızlar!

Bu yazı onlardan sadece bir iki örneği anmak için yazıldı…

Evlada karşı duyulan sevginin ne olduğunu bilen…

Yaşamını, çocuklarının mutluluklarında gören biri tarafından.

***

Mustafa Balbay…

Gazeteci yazar…

Yağmur…

Daha çok küçük, ilkokul öğrencisi…

Babasından ayrı kaldığına ağlıyor, sevgisi cama çarpıyor, durumu anlamaya çalışıyor.

Tuncay Özkan…

Gazeteci, yazar…

Nazlıcan…

Ergenlik çağında, lise öğrencisi…

Kendi sorunlarıyla, okulla uğraşırken babasını özlüyor.

Dursun Çiçek…

Albay…

İrem…

Avukat oldu, babasını savunuyor…

Kışladan Hasdal’a, Albay Dursun Çiçek Vakası adıyla bir de kitap yazdı.

Çetin Doğan…

Emekli Orgeneral…

Pınar…

Harvard’da başarılı bir hoca, eşi ünlü ekonomi profesörü Dani Rodrik’le birlikte Balyoz, Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçeklerdiye bir kitap yazdı.

Ve Ali Tatar…

Haksızlığa uğradığı düşüncesini kaldıramayarak intihar eden Yarbay…

Kızı Gökçen’e, “Canım kızım, çok iyi çalış, iyi yerlerde ol ki, benim hesabımı sorabilesin” diye vasiyeti var.

***

Silivri’deki babalar, eşleri, oğulları ve kızları:

Yukarıdaki örnekler kamuoyuna yansıyan, aysbergin görünen yüzünün bir bölümü…

Kimbilir suyun altında, dört duvar arasında, parmaklıkların ardında, bilemediğimiz, göremediğimiz, duyamadığımız daha ne trajediler var!

Bir zanlıyı, bir tutukluyu, bir hükümlüyü hapse attığınızda:

Bir eşi, bir evladı, bir babayı, bir anneyi, bir kardeşi, tüm bir aileyi, üstelik de kişi daha yargılanırken hüküm giymeden cezalandırıyorsunuz!

Emre Kongar…!!
———————————

Emre Kongar olayi , cok guzel anlatmis , bu yaziyi 1 Mayis’ta yazmisti bugun Babalar gunu nedeniyle hem onu hemde Silivri’deki Babalari ve onlarin disardaki evlatlarini analim istedim ..

Dusunce sucunun yargilanmasi demokrasilerin en ayibidir, insanlar dusuncelerini soyleyebilmeli, Askerlerde kurmay olanlari Demokrasiye gelebilecek tehlikeler icin Kurmay olarak aleni bir sekilde demokrasiyi koruyacak konusmalar ve calismalar yapmali , eger bunlari aleni yapmaz ve bu haklari vermezseniz o zaman bu fikirler ve bu calismalar yer altina kayarki bunlar daha tehlikelidir, Birakin her kurum fikrini yerini ve makamini bilerek soylesin, ULkenin sorumlu patronlari siyasetcilerdir, yetkide onlarindir, Yapici tenkitlere onlarda acik olmali, her agzini acani , memurlastirilmis yargiclari ,medyasi ve mufettisleri ile susturmamalidir.. 

Barisa giden yolda onemli radikal reformlar yapacagiz en onemli reformlarimizdan biride Yarginin ehil ve bagimsiz olmasidir, bugun ehil ve bagimsiz bir yargic, Baba olarak dusunup, kacma ihtimali olmayacak bu insanlari tutuksuz yargilar , hizli ve adil yargilayarak neticeye giderdi…

Bu tabiki bir hayal ama ben bunu Hayal etmek istiyorum..
Cunku Babalar ve evlatlar ayri kalmasin, sorunlu evlatlar , ofkeli ve kin kusmaya hazir Babalar bu ulke icin yararli olmaz..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Yabanci sermaye , Turizm ve Global emlak pazari arasindaki iliski !

Degerli Arkadaslar

Dunyada kayitli yabanci sermaye pazari yillara gore degismekle birlikte 1.8 Trilyon $ civarlarinda , Yabanci sermayeden aldigimiz pay hic bir zaman icin % 1 leri gecmedi.. En iyi oldugumuz sene 22 milyar $ yabanci sermaye getirdik ki 30 yillik degerleri sattigimizda bile o yil zaten piyasalar iyi idi ve toplam pasta 2.2 trilyon $ idi oradada % 1’i ancak yakaladik…  

Burada en iyi olan Ornegin Amerika 150 milyar $ yatirimi iceri cekerken , kendi yatirimcisida disariya 250 milyar $ yatirim yapiyor , bizde ise Turk is adami henuz disarda yatirim yapmasi ile ilgili gereken mali ve manevi destekleri arkasinda bulamadigi icin iceriye yatirimda o oranda az oluyor..

Tum hedeflerimizi yabanci sermaye’de % 1 lere kitledik, bu rakama ulasamiyoruz ve bu rakama ulasmak icin planlar yapiyoruz, burada verilen tesvikler dunya standartlarinin ustunde olmasina ragmen , temelde yapmamiz gereken reformlari yapamadigimiz icin varlik icinde yokluk cekiyoruz…

Simdi gozumuzu Yurt disina emlak satmaya cevirdik oradada dunya pastasindan hic bir pay alamazken , gerek halkimizin kulturundeki degisim, gerekse siyasetcinin tavri nedeniyle yasalarda onemli degisiklikler yapildi, urunler guzel, ulke guzel, muteahhitlerimiz basarili , malzeme ureticileri basarili , mimarlar , muhendisler hepsi cok basarili ama urun tek basina mal satmak icin yeterli degil.

Global pazarlar  guzel urun yaninda , ulkedeki Global emlak almak icin gerekli yasal , teknik ve ticari alt yapinin olmasi ve devletin denetiminin ustunde olup, mali satan emlakci ve finanscilarin global pazarin sartlarina uygun olmasi gerekir.. Cozumleri  bu blog’ta ve medyada zaten paylastik…

Burada toplam pazara ve bizim bu paydan aldigimiz paya ve alabilecegimiz paya dikkati cekecegiz..


Aldigimiz pay burada % 1 lerde degil , oradada kayitli bir veri olmamasina ragmen pazar yaklasik 2.2 Trilyon $ lik bir pazar var.. Bu pazarin yarisida bize yakin bolgelerde olusmus vaziyette…


Bu pazardan aldigimiz pay eskiden cok komikti , Bindeler bile konusulmuyordu ama simdi Binde birleri yakaladik, cok degil 10 sene icindede % 1 ler yakalanacak..


Turizm- Yabanci sermaye ve Konut satislari birbirleri ile dogru orantilidir..

Bir ulke Turizm’de bes numara ise o ulkede Yabanci sermaye icin sartlari duzeltirse oradada iyi yerlere gelir, Yabanciya konut satmak icin gerekenleri yaparsa oradada dogru rakamlara ulasir..

Bu uc gorunmeyen gelir bize ilerdeki yillarda cok ama cok onemli avantajlar  getirecek ve bu uc sektor bizim Kaynak, istihdam , dis ticaret acigini cozdugu gibi , yabancilarin ulkede olmasi , verimliligi arttiracak, daha fazla turistin , daha fazla yabanci sermayenin ve daha fazla konut alinmasina neden oldugu gibi  dogru taninmamiza vesile  olacaktir , bir anda ulkeyi her yerde savunan ve iyi anlatan binlerce Hariciye vekilimizin olmasi , bizi yanlis taniyorlar, kendimizi anlatamiyoruz gibi sorunlarida cozecektir…
 …

Borsa, finans ve sanayi sirketlerimizdeki paylari satmada % 50 barajina cok dikkat etmek gerekir , bu oranlardan daha yukari yabanci sermaye payi ekonomik bagimsizligin kaybina neden oldugu gibi siyasi bagimsizligimizi tehlikeye sokar, yabancinin azi zarar, cogu zarar, ortasi karardir..

Bu acidan ulkede yapilmasi gereken Radikal reformlari yapmamiz ve yabanci sermaye ile yabanciya emlak satisinin onunu acmanin sadece yasalara bagimli olmadigini bilerek halk , devlet is birligi ile kaynak, istihdam ve dis ticaret acigini cozecek bu iki can simidine sarilmamiz gerekmektedir..

Tabi bunlara sarilirkende akilli , bilgili ve hesapli olmak durumundayiz , sonucta dengesini bilemezsek Osmanlinin kapitulasyonlari veya Meksikalinin Texas’i olabiliriz..  Her seyin ayarini bilmek neyin yararli neyin zararli oldugunu dusunerek, dengeleri iyi hesap edecek yararli yabanci sermayeye ve ucuza buyuk toprak satmak yerine yabanciya is yeri ve konut satmaya acik olmaliyiz …

Sevgi, saygi ve selam ile


Mujdat guler


guler1@aol.com

Sanayi olmedi, inovasyona ve teknolojiye dayali sanayi’ye gecildi !!

Zaman zaman bakıyorum sanayi deyince hafife alıyorlar. Hatta bazen ‘onun dönemi geçti’ şeklinde konuşanlar görüyorum ve hayret ediyorum.  O bakımdan sanayiye biz muhakkak önem vermek durumundayız. Muhakkak sanayiye önem verirken de teknolojiyi üreterek, bilimi üreterek, teknolojiyi, ürettiğimizi biz dışarı transfer edecek şekilde sanayiye muhakkak önem vermemiz gerekmektedir. Gerçek reel sektör bir sanayidir, bir de tarımdır.

——————
Bazen ‘Sanayi öldü’ diyorlar. Sanayi ölmüyor aslında, o işi yapan insanın zihni ölüyor. O aslında günün dışında kalmış, hala babasının, dedesinin, amcasının yaptığı sanayi şeklini aynı şekilde yapmaya devam ediyor. Kendi ölüyor ondan sonra da ‘sektörüm öldü’ diyor. Aslında sektör ölmüyor.  O zaman yapacağınız şey şu; tabii ki teknoloji ağırlıklı, yüksek teknolojiye, inovasyona, yeni buluşlara önem veren bir sanayiye geçmemiz gerekir bizim. 
Silikon Vadisi’ni ben daha evvel görmüştüm. Niçin o zaman bu sefer özellikle gitmek istedim? Yeni sanayinin, yeni faaliyet alanlarının hangi istikamette geliştiğini Türk gençliğine, Türk halkına, Türk sanayicisine gösterebilmek ve bu uğurda yeni bir uyanış, bilinçlenme katkısı yapabilir miyim diye gittim oraya.

                                                         —————————- 

Şimdi size soruyorum, cebinizde veya çantanızda taşıdığınız iPhone veya iPad’ler, bunlar sanayi mi değil mi? Gittiğinizde bakıyorsunuz ortada bir tane fabrika yok ama 2 bin tane mühendis var. Google’a bakıyorsunuz, ortada bir tane benzin, mazot görmüyorsunuz, ama 3 bin tane orada mühendis çalışıyor. İşte bundan sonra bu şekilde sanayinin kayması gerekir. Adı yine sanayi olur, teknoloji olur, başka şey olabilir ama bizim bu yüksek teknolojiye dayalı bu alana atlamamız lazım.

                                                —————————————–

Son 1-2 yıl içinde en çok konuşulan konular girişimcilik, inovasyon ve Ar-Ge oldu. Herkes bunun farkına varmaya başladı. Üniversiteler yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Şu anda 40′a yakın teknopark bulunuyor. Bunların 30-35′inin çok aktif. Yeni teşvikler hep bunları destekleyecek yöndedir ve muhakkak bunun neticesi de yakında alınacaktır.
Bugün hala çok gerideyiz. Bütün başarılarımızla övünebiliriz ama o sayfayı kapatıp başka bir sayfaya baktığımızda bizim ihracatımızın içinde yüksek teknoloji ürünün payı yüzde kaç dediğimizde, o zaman şöyle başımızı önümüze eğeriz. Dolayısıyla bu payları artırmak için, Türkiye’de kullandığımız yüksek teknolojiye dayalı ürünleri kendi ürünlerimiz haline getirebilmemiz için sanayicilerimize düşen görev, bu alanda daha çok teşvik, daha çok bu alana yönelmek, belki klasik sanayiyi devam ettirirken bir de ona paralel geleceğin sanayisine veya geleceğin iş alanlarına teknoloji ağırlıklı yatırımlar yapmak olacaktır.

Abdullah Gül
Cumhurbaşkanı.