Blog

Arka arkaya 7 secim kazanan Lider…!!

Başbakan Erdoğan 1994’ten beri değişmeyen kazanma geleneğini Anayasa Referandumu’nda da sürdürdü.

Ilk kez 1986 milletvekili ara seçimleriyle halkın karşısına çıkıp kazanamayan Başbakan Erdoğan, 1989 İstanbul belediye başkanlığı ve 1991 milletvekili seçimlerinde de umduğunu bulamadı. Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kuran Erdoğan 2002’de girdiği ilk genel seçimlerde Başbakan seçildi. Erdoğan girdiği 5 seçim ve taraf olduğu iki referandumdan başarıyla çıktı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan halkın karşısına çıktığı 1986-1991 arasındaki ilk üç seçimi kaybetti ama sonrasında tam7 seçim ve referandumdan başarıyla çıktı…

Erdoğan 1976’da Beyoğlu MSP Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçilerek başladığı siyasi kariyerinde, halkın karşısına ilk kez 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı olarak çıktı… Onu, 1989’da belediye başkanlığı, diğeri ise 1991’de milletvekilliği seçimleri izledi. Üçünde de seçilmeyi başaramadı. Ta ki 1994’te İstanbul’a Belediye Başkanı adayı olup seçimi kazandığı güne kadar. Ancak, bu tarihten sonra girdiği tüm seçimleri ve taraf olduğu referandumları hep kazandı.

Rizeli kıyı kaptanı Ahmet Erdoğan ile Tenzile Erdoğan çifti, 1954’te doğan ikinci oğullarına Recep Tayyip adını verdi. Tayyip adını dedesinden, Recep adını da Hicri takvime göre Recep ayında doğmuş olmasından dolayı aldı. İlkokulu Kasımpaşa Piyale İlkokulu’nda, liseyi ise İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde okudu. 1973’te mezun olduğunda o yıllarda İmam Hatip Lisesi mezunları üniversite sınavına sokulmadığı için dışarıdan bitirme imtihanlarına girerek fark derslerini verdi, böylece Eyüp Lisesi’nden de ikinci bir lise diploması aldı.

TRANSFERİ GÜNDEME GELDİ Daha sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlanan İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’ndan 1981’de mezun oldu. Gençlik yıllarında siyasetle, ticaretle ve futbolla meşgul oldu. Fenerbahçe’ye transferi gündeme geldi. Babasının futbol yasağı ve 12 Eylül darbesinin ardından İETT’deki bıyık yasağı birleşince tüm enerjisini siyasete yönlendirdi. Siyasete Milli Türk Talebe Birliği’ne girerek adımattı. 1976’da Milli Selamet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’na ve aynı yıl MSP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. 12 Eylül darbesinden sonra 1983’te kurulan Refah Partisi’yle siyasi hayata tekrar atıldı.

1984’te Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985’te de İl Başkanı ve MKYK üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu ama seçilemedi. Ardından 1989’da Beyoğlu belediye başkan adayı oldu. Seçim akşamı, “Oylarım çalındı” gerekçesiyle İlçe Seçim Kurulu’na itiraz etti. İtirazı reddedilince, İlçe Seçim Kurulu Başkanı hâkim ile tartıştı. Hâkime hakaret suçlamasıyla cezaevine girdi. Şevket Kazan’ın bir hafta sonra devreye girmesi üzerine cezası para cezasına çevrildi. “Sandık güvenliği” kavgası, kulağına küpe oldu ve bundan sonra “sandıklara sahip çıkma” konusunda özel teknikler geliştirdi.

MAZBATASINI DEVRETTİ1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu ve mazbatasını da aldı. Ancak tercihli oy sistemi nedeniyle itiraz üzerine oyların yeniden sayılmasının ardından mazbatayı aynı partiden Mustafa Baş’a devretti.

27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, başta dönemin İstanbul RP’deki önemli ismi Feyzullah Kıyıklık’ın Erbakan ile kavga ederek, “Erdoğan aday olmaz ise teşkilat başka adayın arkasında çalışmaz” resti üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterildi. Seçimi kazanıp İstanbul’un çöp, su ve ulaşım sorunlarına karşı geliştirdiği projelerle dikkatleri üzerine çekti.

4 AY HAPİS YATTI12 Aralık 1997’de eşinin memleketi Siirt’te Ziya Gökalp’in “Minareler süngü, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü’minler asker / Bu ilahi ordu dinimi bekler / Allahu Ekber, Allahu Ekber” dizelerini okuyunca, “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla açılan dava sonucunda bir yıl hapse ve 860 milyon Türk Lirası para cezasına çarptırıldı. Mahkeme cezayı 4 ay hapise ve 176 milyonTürk Lirası’na düşürdü. Erdoğan, Pınarhisar Cezaevi’nde 4 ay kaldıktan sonra 24 Temmuz 1999 tarihinde çıktı.
Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından daimi kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. “Milli Görüş”çü olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan’ın Genel Başkanlığı’nda 20 Temmuz 2001’de Saadet Partisi’ni kurarken, “değişimci” kanat da, Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Değişimci kanat, 14 ay sonra yapılan 3 Kasım 2002’de yüzde 34.29 ile birinci parti olarak hükümet kurdu.
YSK KABUL ETMEDİ AMA…YSK, 3 Kasım seçimlerinde, seçilme yasağı devam ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ın milletvekili adaylığını kabul etmedi. AK Parti Hükümeti’ni Abdullah Gül kurdu. Bu süreçte CHP’nin desteğiyle yapılan yasal değişiklik Erdoğan’ın seçilmesinin önündeki engeli kaldırdı.

Siirt’te 6 köyün oy kullanmadığı gerekçesiyle yapılan itiraz üzerine 2003 Mart’ında Siirt’te seçimler yenilenirken milletvekilliğine adaylığını koyup 14 Mart 2003’te Başbakan oldu.
AK Parti iktidarı, en büyük sarsıntıyı Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtiremediği günlerde Genelkurmay’dan gelen bir gece yarısı bildirisiyle yaşadı. Literatüre e-muhtıra olarak giren bildiri karşısında, “TSK hükümete bağlıdır” yanıtıyla, oy patlaması yaptı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 47 oya ulaştı.
İŞTE SİYASİ ZAFERLERİ

* 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu

.* 2002’de AK Parti’yi yüzde 34 oyla iktidara taşıdı.

* 2004’te belediye seçimlerinden yüzde 41.7’lik oyla çıkarak Türkiye genelinde ağırlıklı olarak belediyelerde de iktidar oldu.

* 22 Temmuz 2007’de yüzde 47 oy alarak ikinci kez iktidar oldu

.* 2008’de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine ilişkin referandumu halka götürdü. Referandumdan yüzde 69.12 galip çıktı.

* 29 Mart 2009’da yapılan yerel seçimlerde yüzde 38.6 ile yine galip çıktı.

* 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’ndan da yüzde 58’lik oyla galip çıktı.

Kilicdaroglu’nun oyu !!!

Degerli Arkadaslar,

Istanbul belediye baskani adayi olmak icin Istanbulda adres gostermesi lazim, oturmadigi bir adresi gosteriyor, ancak Genel baskan ve yardimcilari arasinda oyle diyalogsuzluk varki !!

1. Polis gidiyor, bir kisinin bir kac yerde oy kullanabildigi donemleri bildigi icin , o secmen orada oturuyormu diye denetliyor, evde oturanlar burada oturmuyor diyor,
2. Tekrar gidiyor ayni islem sonrasinda secim sandiklarina bilgi veriyor.
3. Ucuncu gaf internete gecilmis bir ortamda parti genel baskani ve ekibi sanal ortamdan uzaklar , bu hatada bize onu gosteriyor.
4. Genel baskanin yaninda bunu onun yerine yapacak guvenilir kadrosu’nun olmadigini gosteriyor..
5. Parti icinde isler otokontrol mekanizmalarina baglanmamis..

Genel Baskan ve yeni ekibi henuz olaya tam hakim olamamis… Bunlardan dogru ders cikartabilecek CHP bir oy kaybetmis olsada, eksikliklerini gorup , gerekli dersleri cikartip ilerdeki donemler icin buyuk avantajlar saglayacaktir..

Tum bunlar bize neden AKP bu ulkede bu kadar iyi oy alabiliyor onu gostermesi acisindan cok anlamli bir mesajdir..

AKP organize , siyasi hayatlarinda baslarina gelmedik kalmamis, yonetim, organizasyon, finans sorunlarinin icinde kalmislar, gun gelmis bu dusunceyi savunan insanlari kulagindan tuttuklari gibi hapise atmislar, gun gelmis mahkemeler bir kac kere partilerini kapatmis o yuzden her seye o kadar organizelerki , bize oy kullandirmazlar, oyumuzu saymazlar, bizi sandiga bile almazlar diye tedbirliler, yaptiklari islerdede ayni sekilde tedbirliler.. Diger tarafta yargiyi , askeri, medyayi, bankayi, denetimi arkasina almis bir parti var , bunlar zengin cocugu digeri mahalle cocugu , biri mirasyedi digeri , herseyi kendi tirnaklari ile kazimis cocuk, arada bu kadar fark olsun …

Atlantigin otesinde bakinca durum boyle gozukuyor…

Kemal kilicdaroglu son yilllarda Turk siyaset hayatina gelmis en durust , en efendi ve turk siyasetinin , turk sermaye piyasalarinin ve sokagin istedigi saydamligi saglayabilecek en basarili insanlardan biri ama durustluk , efendilik , iyi hatip olmak, iyi politikaci olmak tek basina yeterli degil, karsinda mahalle cocugu var ve satrancta dorduncu hamleye gore hareket eden bir lider ve bir parti var… Sn, Erdogan kendini o kadar yenilediki , dunya’da en etkin kisiler arasinda yer alan onemli bir lider oldu…..

Secim sonrasinda sn, Basbakanimiz mukemmel konustu,sn, Kilicdaroglu gayet sakindi.. Ilerde bu yaris daha guzel gececege benziyor..

Bir daha artik halkin onune bu sandigi koymadan , yepyeni bir anayasanin mecliste yapilarak , Avrupa birligine kesin uyeligin yolunun acilmasini bekliyoruz..

Mahalle cocugu secimleri kazandikca rahatliyor, dunyanin en medeni,en efendi ve en sportmen insani oluyor.. Insanlar onu gun gectikce daha cok begeniyor ve daha cok takdir ediyor..

Basbakanimizdan “Allahin sesine kulak vermesini rica ediyorum…”” Tarafli yargi dolayisiyla , Belediye baskanliginin elinden alindigini, hurriyetinden oldugunu dusunup, baskalarinin basina bunlarin gelmemesi icin elinde bu yetkiler varken onlari
Dogru ve guvenli yargilamanin alt yapisi olan Hukuk egitim kalitesinden baslamak uzere, yargi reformu yapip, Tarafli yargiclarimizi mal beyanlari veya yeterlilik imtihanlari yaparak asli isleri olan siyasete yonlendirerek , diger yargiclarimizada bagimsizligini saglayip,ulkede adaletin onundeki engelleri kaldirmasini butun gonlumle diliyorum..

Bagimsiz ve ehil yargi herkese lazimdir, ozelliklede yarin muhalefete dusecek siyasetcilere o yuzden Dun tarihi bir gundu, Derebey Yargiclarin devri kapandi, Tarafli yargic donemi kapandi, ama bagimsizlik gelmedi, yanli yargic, tarafli yargictan daha zararlidir, bizim beklentimiz , bagimsiz ve ehil yargici saglayacak yargi reformudur…!!

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

SEKER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN…!!

Çok eskide kaldı el öpmeler, kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,buyuk bir merakla beklenen bayram harçlıkları…

Postacının getirdiği, uzaktaki dostların bayramı kutlayan bayram kartları…

Buyukler bayramlarda kucukler gelsin diye beklerler, bir haftalik hazirliklar ile baklavalar acilir, ozel yemekler hazirlanirdi, sonrasinda buyukler hic haber vermeden tatile cikmaya basladilar./.

Yıllarca sadece seyahate gidenler tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar 
birbirlerinin bayramlarını. 


Artık bayramlar sadece birer “fırsat” oldu, yorgun bedenlerin dinlenmesi için… 
 
Ve bir gün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık bayramlaşmanın keyfini… 
 
Kenarı dantelli mendiller, parlak kağıda sarılı şekerler, bayram harçlıkları yoktu belki ama bir küçük haber vardı dostlardan; 
uzun süredir karşılaşmadığın, hala aynı adreste olup olmadığını bilmediğin… 
 
Olsun…Sanal da olsa hatırlandığını, unutulmadığını öğrendiğin..

…Ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:

Şeker Bayramınız Kutlu Olsun…

Mujdat guler
121 S. Orange ave. # 1230
Orlando FL 32801
[407]412-9209 PBX
1.888.297-7176
mg@novagroupusa.com
www.novagroupusa.com

BİR YAHUDİ TÜRK OLABİLİR Mİ?

BİR YAHUDİ TÜRK OLABİLİR Mİ?
Rafael Sadi

Türk ve Türkiyeli kavramlarının ortalıkta dolaşması kesinlikle gizli bir bölücülük. İlginç ve güzel bir mozaik olan Türkiye’nin yapısını kökünden sarsmaya dengeleri alt üst etmeye sebebiyet verebilecek bir durumla karşı karşıyayız gibi geliyor bana.
Ben ecdadı 1492 yılında İspanya’daki engizisyondan kaçıp Osmanlı Türkiyesince kucak açılmış ve kabul edilmiş, Yahudi dinine mensup bir Türk vatandaşıyım.
1955 yılında doğup 1961 yılında ilkokul 1.sınıfına girdiğim günden itibaren “Türküm doğruyum çalışkanım” tümceleri ile beynime benim Türk olduğum kazıldı.
Bayrağım ve Milli Marşımın ne olduğu öğretildi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kurucusu Atatürk’ün söylediği “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü okul duvarında, kitabında ve her türlü malzemenin üzerinde öğrenerek bilinçlendirilerek büyüdüm.
Şimdilerde birileri kalkacak ve bana “yok kardeşim sen Oğuz ve Kayı boylarından, Orta Asya’dan gelmediğin için Türk değil Türkiyelisin” diyecek ve ben de “ha peki haklısınız diyeceğim”.
Hadi canım sen de…
Ne olacak benim 50 yıllık eğitimim, öğrenimim. Ne olacak 32 yaşına gelmiş oğluma, 29 yaşına gelmiş kızıma verdiğim Türk eğitimi kimliği, şimdi kalkıp kendilerine „kusura bakmayın çocuklar ,biz Türk değilmişiz, sadeceTürkiyeliymisiz“ mi diyeceğim?
Bunun adına milleti bölmek, halkı parçalamak denmez mi? Kimse bana üstkimlik, alt kimlik hikayeleri anlatmasın. Her birimiz bu ülkede ne olduğumuzu biliyoruz. Dinlerimiz, ırksal veya yöresel farklılıklarımız olabilir ve bu hiç bir zaman bizleri rahatsız etmedi. Şimdi ne oldu da birden bire azınlık sayılacakmışım? Benim atalarım kendilerine özel haklar verebilecek azınlık statüsünü Lozan anlaşmasında bile kabul etmemişler. “Biz Türk vatandaşıyız” deyip azınlık haklarını red etmişlerdir.
Lütfen dikkat edelim. Birileri Türkiye ile oynamak istiyor. Yarın öbür gün bakacaklar ve “eee bakın sizin tamamınız Türk değilmiş. 70 milyon Türk’ten şu kadarı Kürt, şu kadarı Alevi, şu kadarı Süryani, şu kadar Keldani, bu kadarı Laz, öbürleri Yahudi, bilmem ne kadar Ermeni, kala kala 1 milyon Türk kaldı. Bu kadar Türk için de bu kadar 777 bin kilometre kare arazi fazla. Gelin şunu efendi efendi paylaşın“ diyecekler. Ne olacak o zaman ?
Gözümüzü 4 değil 24 açsak yetmez, bu iş yanık kokuyor.
Sizi bilmem, bana Türk değil de Türkiyeli denmesi beni rahatsız eder.

Rafael Sadi

13 Eylul gunu , Turkiye’de ne olacaktir….!!!

Degerli Arkadaslar

Referandumda Evet veya hayir cikmasi bu ulkenin onunu kapatmayacak, bu ulkeye en buyuk zarar insanlari evet veya hayir diye ikiye ayirmak diye dusunenler bu insanlarin isterlerse tek vucut olarak nasil birlesebileceklerini gostermesi acisindan yararli olacaktir..

Iktidar hayir ciktiginda ulkenin sonunun gelebilecegini, Muhalefet evet cikarsa , Diktatorluge donulecegini, yarginin iktidarin idaresine gecegini belirtiyor..

Bunlarin hic biri olmayacak ve 13 eylul gunu ne cikarsa ciksin, Partilerimiz ve halkimiz tek bir ses olarak bir araya geleceklerdir..
Cunku hepsinin ortak hedefi sivil bir anayasa yapmak, demokrasiyi gelistirmek , yargi ve denetimi bagimsiz yapmak olduguna gore hedeflerin ortak oldugu yerde anlasmalar kacinilmazdir..

Demokrasiye gecmek icin uc sorunumuz var..

1. Siyasi partilerimiz bagimsiz degil ..

2. Yargimiz hem ehil degil, hemde siyasilere bagimli .

3. Dokunulmazliklar, saydamlikla ilgili radikal degisiklikler.

Buradaki asil risk, mevcut Demokratik diktatorlugun sona erdirilmesi ile ilgili yapilmasi gereken uc adet degisikligin yapilmamis olmasidir..

Artan butce aciklari, issizlik, ihracatin azalmasi, yabanci sermayenin azalmasi bunlar kotuye giden isaretlerdir, o yuzden anlasacagiz, baska caremiz yok .

Meydanlardaki kavgalari bir tarafa birakip 13 Eylulde karar ne cikarsa ciksin birlesip ulkenin arzuladigi Demokratik anayasayi yapip, ulkenin arzu ettigi radikal reformlari yerine getirip, bizi dunya devleri arasinda 16 inci olmaktan cikartip, ilk 10 arasina girecek eylemleri yerine getirecektir..

Ben sahsen hem halkima hemde siyasi partilerimize guveniyorum, 13 Eylul gunu karar ne cikarsa ciksin, tek bir vucut olarak onumuze bakip, 5 aydir cok sey kaybettik diyerek yeni ufuklara yol alacaklardir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Turk Ticaret merkezleri ve Turkiye evleri projeleri !!!

Degerli Arkadaslar

Liseyi 68 lerde Beyoglunda okudum, sinifta musluman orani % 33 idi, digerleri ermeni, yahudi ve rum kokenli Turk vatandaslari idi !!

Beyoglunda can seslerinden gecilmezdi, kendi kendimize sormamiz gereken sorular var !!!

1. Neden bu ulkede simdi % 99.9 musluman insan var.. ?
2. Laikligin oldugu yerde muslumanligi finanse eden diyanet isleri olurmu ?
3. Evren doneminde tum ermenilerin vakif mallarina el konuldu ve hala onlari neden birakmiyoruz?
4. Neden Insanlari 6-7 eylul, varlik vergileri ve mahalle baskilari ile ulkelerinden kacirdik ?

Turkler disarda organize olacaksa, bulunduklari ulke ile daha iyi iliskiler icinde olup o ulke vatandasi olarak, siyasette, ticarette, sanatta ve bilim hayatinda onemli yerlere geleceklerse bunun yolu
a. Ticaret’te “Turk ticaret merkezleri’den
b. Tanitim ve lobicilik ise “Turkiye evlerinden” gectigini dusunuyorum…

Benim dusundugum turkiye evleri karsit lobi faaliyetlerine gerek kalmadan , Kokleri Turkiye’ye dayanan  Rum -Ermeni ve Yahudi vatandaslarini ve onlarin  lobilerini bile agirlayabilecek , dostlugumuzu ve misafirperverligimiz ile ulkemizin turistik ve tarihi degerlerini anlatan hosgoru merkezleri olarak planlanacak..

Istanbul ve turkiye sevgisi etrafinda insanlari birlestirelim  , goreceksiniz her gittigimiz ulkede turkiye evleri , Mevlananin bize biraktigi kim olursan ol gene gel dusturu ile kardesligi getiren , positif enerji dagitan , bir kahvenin kirk yil hatri olan kultur, turizm ve ulkenin tanitildigi  yerler olacaktir..

Oralarda sohbetler ederek, kaynasmaliyiz, dostlugun gelistigi yerde insanlar Turkiye’ye korkmadan gelir, Turkiyede yatirim yapar, ticaret yapar,gayrimenkul alir , ticaret yapmak isteyenler o ulkedeki “Turk ticaret merkezlerine giderek , yurt disindaki Turk ticaret merkezlerinin daimi musterileri olur..
Buralarda bazi odalari Turk invest’e yani turkiyeye yatirim yapacaklara tanitim icin, bazilarini saglik turizmi icin, bazi odalari Turk tanitim vakfi icin tahsis edebiliriz.. Bu evler ayni zamanda DEIK ve TOBB icin ideal bir tanitim merkezleridir..

Amerika’da su anda uygulanan  Turk Kultur merkezleri , Hizmet harekatinin evleri ve ulkemizi temsil eden yerler gibi algilanmasi , Tuskon ve turk okullarinin buralardan beslenmesi ile hem ulkemiz tanitilmakta, hem Hizmet hareketi cok ilerlemekte hemde dis ticarette buyuk hamleler yapmaktadir ama bu isi Turkiyenin yapmasi lazim , hizmet harekati boslugu dolduruyor , devletin bu konuda hizli hareket etmesi buralarin, turk ticaret ateseligi ve ayni zamanda gecici konsolsluk hizmetlerinde birer lojistik merkez gibi kullanilmasi cok yararli olacaktir, Turk kultur merkezlerin  bu goruslerimin tamamen disinda hareket eden yapilanmalar ve cok iyi planlanmis oldugundan o hareketin gelismesini saglayan onemli bir ayak tabiki, bizim gayemiz, dar goruslerle hareket etmek, bir kesime yararli olmak yerine, ulke menfaatlerini on plana alan ve her gorus ve dusunceden insanin toplandigi yerler olmasini arzu ediyoruz, siyasetin hakim olmadigi , siyasetciler degissede hic degismeyecek bir yapilanmanin yapilmasi ulkeye cok katki saglar, ama biz henuz bunu yapabilecek seviyedemiyiz, iste orasi biraz supheli…!!

Dis ticaret aciginin artmasi, ekonomik krizler, eldeki gayrimenkul stoklari Turkiye evleri ve Turk ticaret merkezleri projelerinin gundeme getirilmesini mecburiyet haline getiriyor , tabiki bunu yapabilecek kamu oyu , siyasi irade ve Ticaret dernekleri varmi ? Onu zaman gosterecek…!!

Sevgi,saygi ve selam ile

Mujdat Guler

Orlando FL
guler1@aol.com

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ HEDEFLER…( UMUT ORAN )

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ HEDEFLER…
ABD dış politikasında Başkan Obama yönetiminin görev başına gelmesiyle birlikte önemli bir vizyondeğişimi yaşandığı gözleniyor. Bush döneminin hard power olarak tabir edilen askeri gücü ön planda tutan dış politika yaklaşımı yerine bu dönemde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ifadesiyle ‘‘Smart Power’’ hakim olacaktır. Smart Power, sadece askeri değil, diplomatik ilişkilerde ekonomik, politik, hukuki ve kültürel ögeleri içerisinde barındıran yeni bir anlayış olarak tanımlanmıştır. Bu değişimin Türkiye – ABD ilişkileri üzerinde de temel yansımalarını gözlemliyoruz. Başkan Barack Obama, Türkiye ziyareti sırasında ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin Model Ortaklık çerçevesinde geliştirilebileceğini açıklamıştı.

“ Model ortaklık “ vizyonu idealleri ve değerleri temel olan bir dış politika vizyonudur. Bize düşen bu vizyonun altını somut projelerle doldurmaktır. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde hayata geçecek Nitelikli Sanayi Projesi, bu vizyonun somut bir yansıması olacaktır. 31 Mayıs’ta Washington’da düzenlenen geleneksel ATC/AFOT/Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) Yıllık Konferansının 28.sine katıldım. Bu toplantıda iki ülkeden de siyasi liderlerin, kamu yöneticilerinin katıldığı bir ortamda görüşlerimi paylaştım. ABD tarafının QIZ’ye ilgisinin olduğunu söyleyebilirim, ancak Türkiye olarak bu konuda bir hedefimiz ve planımız olmalıdır.

Stratejik Ortaklıktan “ Model Ortaklığa “ : Ortak Değerler ve İdealler…
Bu noktada Türkiye ABD ilişkilerinin geçmişine kısaca göz atalım. Soğuk Savaş döneminden bu yana özellikle askeri alanda oldukça önemli boyutta olan ABD Türkiye ilişkileri 1990’lı yıllarda daha da gelişmiş ve Başkan Clinton döneminde iki ülke arasındaki ilişkiler Stratejik Ortaklık olarak tanımlanmıştır. ABD’nin Irak’a müdahelesi sırasında iki ülke arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları ve gerilimler nedeniyle iki ülke arasındaki Stratejik Ortaklık oldukça yıprandı. 2008 yılında Barack Obama’nın başkanlığa gelmesi ile birlikte ABD dış politikası yaşanan değişimin bir yansıması olarak ABD Türkiye ilişkilerinde model ortaklık kavramı gündeme gelmiştir.
Obama’nın “ model ortaklık “ kavramı idealler ve değerler üzerine kurulan bir işbirliğini tarif ediyor. Bu yaklaşım ideal ve değerlerden hareketle ortak çıkarların ve işbirliği noktalarının tarifini işaret ediyor. Bu ortak değerler; laik, demokratik bir yönetim, hukukun üstünlüğü ve insan haklarıdır.

Bu ortak ideal ve değerlerin pratikte yaşam bulacağı bir dizi alan bulunmaktadır. Bunlardan biri Orta Doğu’da barışın sağlanması alanında Türkiye’nin bölgede arabulucu ve öncü rolüdür. Diğeri Türkiye’nin Güneydoğusu’nda kurulacak zamanla Irak’ı da kapsayacak Nitelikli Sanayi Bölgesi’dir. Bölgede 100 binlerce kişinin iş sahibi olmasını sağlayacak, bu anlamda bölge barışına ciddi katkı sunacaktır. Bu doğrultuda Smart Power olan ABD’nin bölgesel hedeflerine ulaşması için Türkiye gibi bir müttefiki ile model ortaklık üzerine ilişkilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.

İki ülke arasında ekonomik ilişkilerde ‘özel-privatization’ aşısı lazım
ABD ve Türkiye İlişkileri başta askeri olmak üzere enerji, politik, iktisadi olmak üzere birçok farklı boyuta sahip olmasına rağmen bu ilişkilerin ekonomik boyutunda niteliksel sorunlar vardır. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler çok büyük ölçüde devletten devlete niteliktedir. Oysa bu ilişkiler şirketler arasında da olmalıdır. Bu vizyonumu paylaştığım toplantıda özellikle
ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ve ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey bu görüşümü desteklemişler ve ekonomik ilişkilerde ‘privatization’ ihtiyacına dikkat çekmişlerdir.
Türkiye’nin 2008 yılı dış ticaret verileri ABD’nin toplam dış ticaretimiz içerisindeki payının %5’den daha az olduğunu göstermektedir. Son 10 yıl içerisinde Türkiye’nin ihracatı 30 Milyar $’dan 130 Milyar $’a çıkmasına rağmen, toplam ihracatımız içerisinde ABD’nin payı %10’lar seviyesinden %3’lere kadar gerilemiştir. Bu veriler de bize iki ülke arasında hayata geçirilmemiş bir iki yönlü bir ticaret ve yatırım potansiyeli olduğunu göstermektedir.

Benim görüşüme göre; Türkiye ABD’li firmaların Orta Doğu ve Avrasya ülkelerine açılmalarını sağlayabilecek bir sağlam bir liman konumunda olmasına rağmen, ABD Türkiye arasındaki ilişkilerin ekonomik boyutu eksik kalmış gözükmektedir. Eksik kalan ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi alanında sahip olduğumuz fırsatlardan bir tanesi de de Nitelikli Sanayi Bölgeleri Projesidir.
Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey Irak arasında kurulacak olan bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin yaratacağı sosyal faydalar ekonomik faydalar kadar önemlidir. Her seyden önce bu proje bu bölgede barışın sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Barış ile birlikte bölgede demokratikleşme, istikrar, güvenlik ve kalkınma da sağlanacaktır. Binlerce insana iş imkanı sağlayacak olan NSB bölgeleri aynı zamanda bölgedeki iş yapabilme ikliminin gelişmesine de katkıda bulunacaktır. Kuzey Irak ve Türkiye arasında kurulacak olan NSB ile bölgede güvenlik alanında önemli kazanımlar sağlanacağı gibi, sosyal ve bölgesel kalkınma alanında da önemli çıktılar elde edilecek olup bu çıktılar hem Türkiye’nin hem de ABD’nin bölgedeki ortak çıkarlarını desteklemektedir.

ROZ’lar ve NSB’ler Ortak İdeale Hizmet Ediyor
2008 yılında ABD senatosu Pakistan ile Afganistan sınırında Yeniden Yapılandırma Fırsat Bölgeleri (Reconstruction Opportunity Zones) ismini verdiği bir projeyi uygulamaya koymuştur. Bu proje Güneydoğu’dan Irak’a da uzanacak bir NSB projesi açısından umut vermiştir. ROZ’larda üretilecek mallar gümrüksüz olarak ABD’ye ihraç edilebilecektir. Bu proje ile bölgede yeni iş imkanlarının yaratılacak olup, binlerce insana iş imkanı sağlanacak ve bölgede sağlanacak ekonomik kazanımlar ile terörle mücadelede önemli bir aşama sağlanacaktır. Türkiye ile Kuzey Irak arasında yatırım imkanlarının doğmasına yardımcı olacak ve yeni iş imkanları sağlayacak NSB projesi de Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak’ta istikrarın sağlanması açısından ROZ projesi ile aynı doğrultuda faydalar sağlayacaktır. İki proje de büyük ölçüde benzer sosyoekonomik hedeflere ulaşmayı hedeflemektedir.
Bu noktada Türkiye ile ABD arasındaki NSB bölgeleri projesinin temelleri 1999 yılına kadar gittiğini anımsayalım. NSB bölgesi kurulması için Türkiye İle ABD arasında Başkan Clinton döneminde başlayan görüşmeler; ABD tarafından Temsilciler Meclisi’nden geçirilip senatoya sunulan yasa tasarısındaki hassas sektörler olan, emek yoğun sektörlerin anlaşma dışında bırakılması sebebiyle Türk tarafından kabul edilmemiş ve yeniden müzakereler açılmış fakat 1 Mart tezkere krizi ve çuval krizi sebebiyle sonuçlandırılamamıştır.

Öte yandan Ürdün’deki NSB projesi bütün üretim alanlarını kapsamasına rağmen, Türkiye için önerilen projede Türkiye’nin ABD’ye ana ihraç kalemleri olan tekstil, hazır giyim ve deri ürünleri kapsam dışında bırakılmıştır. Fakat Ürdün ve Mısır’daki NSB bölgesi projeleri üretim alanında hiç bir kısıtlama olmadan hayata geçirilmiş ve oldukça başarılı olmuşlardır.

Smart Power için Smart Projeler: NSB…
Ürdün ve Mısır’da kurulan NSB bölgelerinde İsrail, Mısır ve Ürdün tarafından ortak üretilen üretilen ürünler ABD’ye gümrüksüz girebilmektedir. Ürdün’de ilk NSB’si 1998 yılında açılmış olup Ürdün’ün 100 milyon dolar seviyesinde olan ABD’ye ihracatı bu proje’nin hayata geçirilmesi ile 2008 yılında 1.3 milyar dolara yükselmiştir. Bu ülkede yer alan NSB bölgeleri aynı zamanda 50 binden fazla istihdam yaratmıştır. Mısırda ise ilk NSB’si 2005 yılında kurulmuş olup, geçtiğimiz 3 yıl içerisinde Mısır’ın ABD’ye ihracatı neredeyse ikiye katlanarak 2008 yılında 2.3 milyar dolar olmuştur.
Bugün ABD ve Türkiye’nin önünde iki ülkenin ilişkilerinin geliştirilmesi alanında birçok fırsatla birlikte zorluklarda bulunmaktadır. Bu zorluklardan birisi Irak’ın normalleştirilmesi sürecinde karşılaşılan problemlerdir. ABD ve Türkiye’nin başlatacağı ve Kuzey Irak’ı da içine alabilecek olan bir NSB bölgesi projesi, yeni iş sahaları yaratacak, bölgede istikrarın yerleşmesine yardımcı olacak ve böylelikle Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelesine katkıda bulunacaktır. Bu proje aynı zamanda Irak’ta özel sektörün gelişmesi ve bölgede istikrarın sağlanması alanlarında da önemli faydalar sağlarken Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesine de yardımcı olacaktır.

ABD’nin yeni dış politika perspektifi olan Smart Power NSB bölgeleri gibi Smart Projeler ile hayata geçebilecek ve iki tarafında kazanan olduğu bu proje ise ABD bölgedeki Smart Power vizyonu ile kesişecektir.
ABD ve Türkiye’nin model ortaklık kurma yönünde önemli adımlar attıkları bu dönemde ekonomik bir bakış açısından yoksun olan bir ortaklık, model ortaklık haline ne yazıkki gelemiyecektir. Bu nedenle NSB projesi hayata geçirilmesi iki ülke arasında ilişkilerin karşılıklı olarak daha ileri bir boyuta geçirilmesinin arzulandığı günümüzde oldukça büyük öneme sahiptir. Bize ve sorumluluk sahibi siyasilere, kamu görevlilerine düşen NSB projesini, ısrarla Türkiye ABD ilişkilerinde üst gündem maddelerine taşımak olacaktır. Yine benzer şekilde ortak değer ve ideallere katkı sağlayacak projeler geliştirmeliyiz.
Hükümetin Güneydoğu ile ilgili sorunların çözümünde büyük fırsat olasılığından bahsettiği bu proje gerçekten sorunun çözümü açısından önemli bir fırsattır. Ancak, son açıkladığı Teşvik programında az gelişmiş bölgeler olan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu

Bölgeleri ile Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin illerinin aynı teşvik paketinde değerlendirilmesi sorunun çözümünde ciddi bir çelişki yaratmıştır.

Yine Mayıs 2008 tarihinde Hükümetin iddialı “ GAP Eylem Planı ” hedefleri doğrultusunda açıklanan yeni teşvik paketinde GAP illerinden Adıyaman ve Gaziantep’in 3. Bölgede, diğer 7 ilin de 4. Bölgede olması ve GAP’ı bölmesi de sorunun çözümü konusunda ciddi bir tereddüt yaratmıştır.

Türkiye’nin resmin bütününü görebilen ve resmin arkasına bakabilen, vizyoner – akıllı (smart) politikalara ve yeni bir siyaset anlayışına sahip politikacılara ihtiyacı vardır.

Saygılarımla,
Umut Oran

İş İnsanı / CHP Üyesi

“Nitelikli sanayi bolgesi” hakkinda sn, Umut Oran’in gorusleri …!!

ABD’DEN SAMİMİYET İLE STRATEJİK ORTAKLIĞIN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMESİNİ VE BU YÖNDE NİTELİKLİ SANAYİ BÖLGESİ PROJESİNİ BAŞLATMASINI TALEP EDİYORUZ

Bugün, gerek Türkiye’nin Güneydoğu’su gerekse Türkiye’nin komşusu Irak’ta en önemli gündem maddelerinin başında güvenlik ve terör sorunu gelmektedir.

Bu sorunun çözümü için askeri güvenlik tedbirlerinin yan sıra ekonomik çalışmaların da gündeme alınması gerekmektedir. Ulusal bütünlüğümüzün korunması adına, ‘Anaların çocuklarının dağdan inmelerini değil, işten dönmelerini bekledikleri’ bir ekonomik ortamı oluşturmaya çalışmak, bu konuda proje üretmek biz iş dünyasının sorumlulukları arasındadır.

Bu noktada, ilk olarak ABD eski başkanı Bill Clinton’un 1999 yılında Türkiye ziyaretinde gündeme getirdiği, ardından 2002 yılında Ecevit’in başbakan olarak ABD’ye düzenlediği ziyaret esnasında gündeme getirilen Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB-QIZ) projesinin tekrar gündeme getirilmesinin yararlı olduğu düşüncesindeyim.

Bu proje, öncelikle işsizlik ve terörle boğuşan Türkiye’nin Güneydoğu’sunda başlatılabilir. Burada başarıya ulaşmasının ardından projeye, yine Türk iş adamlarının insiyatifi ve aktif katılıyla Irak’ın Kuzey Bölgeleri de dahil edilebilir.

Böylece, hem Türkiye’nin Güneydoğu’sunda yeni bir kalkınma ivmesi oluşur; hem de bölgede yaşayan vatandaşlarımız ‘iş ve aş’ imkanına kavuşur. Türkiye’deki modelin başarılı olmasının ardından, komşumuz Irak halkına da Türk iş adamları aracılığıyla refah götürme imkanına kavuşuruz. Bu da, politik anlamda Türkiye’nin Irak üzerindeki soft power’ını (yumuşak güç-sosyal ve ekonomik güç) artırma imkanı sunar.

Stratejik ortaklığın ekonomik ayağı tamamlanmalı

Bu projenin geçekleşmesi adına mevcut konjonktürün birkaç açıdan önemli fırsatlar sunduğu kanısındayım:

Bu ay Başbakan Erdoğan ve ABD Başkanı Bush arasında gerçekleşen görüşmede Başkan Bush, PKK’yı düşman ilan etmiş; Türkiye’nin terörle mücadelesini desteklediklerini ifade etmiş; Türkiye’nin ABD’nin ‘stratejik ortağı’ olduğunu tekrar belirtmiştir. Yine, ABD yetkilileri her fırsatta gerek Irak’ın gerekse bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına büyük önem verdiklerini belirtmektedirler.

Bu noktada müttefikimiz ABD’nin, NSB aracılığıyla Türkiye’de terörün önlenmesine ve bölge barışına önemli katkı sunabileceğine inanıyoruz. Böylece ABD, Türk halkına dostluğunu kanıtlamak adına önemli bir fırsat yakalayacak; stratejik ortaklığın ekonomi ayağını güçlendirmek adına değerli bir adım atmış olacaktır.

ABD yönetiminin şu noktaları değerlendirmesi gerektiği inancındayız:

Türkiye ile müttefiki ABD arasındaki ilişkiler, Irak’taki istikrarsızlık ve onun Türkiye’ye terör olarak yansıması nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamaktadır. En önemlisi de, yapılan araştırmaların gösterdiği üzere, Türk vatandaşlarının ABD’ye yönelik sempatisi her geçen gün azalmaktadır. Zaten Türkiye’nin ABD ile ilişkileri özellikle güvenlik ve askeri odaklı ilerlemektedir. Stratejik ortaklık olarak nitelendirilen ilişkilerin ekonomik ve sosyal ayağı son derece zayıftır. Bu nedenle güvenlik konularındaki bir zafiyet, ilişkilerin krize sürüklenmesine yol açmaktadır. NSB’ler aracılığıyla, bu ilişkilerin ekonomik ve sosyal bacağı tamamlanabilir. İlişki daha sürdürülebilir kılınabilir.

Bu noktada Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin, Soğuk Savaş’ın ardından yaşadığı hızlı gelişime dikkat çekmek isterim. Farklı tarihsel nedenlerle, iki ülke arasındaki mesafeli ilişkiler, Rusya ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi ile birlikte yerini sıcak, olumlu duygulara bıraktı. Bunda, kuşkusuz KOBİ düzendeki işletmelerin dahi karşılıklı olarak Rusya ve Türkiye’de iş yapmaları etkili oldu.

Irak hükümeti kurulmasına rağmen, ABD’nin Irak yönetimi üzerindeki fiili etkisi bilinmektedir. Çatışma ortamının bitmesi ve çatışma ortamı bittikten sonra, Irak’ın kalkınması için şimdiden ekonomik programların gündeme getirilmesine ihtiyaç vardır. Önemli uluslararası deneyime sahip Türk iş dünyası, bu deneyimini kardeş Irak halkının refahı için kullanmaktan mutluluk duyacaktır. Bu ekonomik ilişkiler sayesinde iki ülke halkı arasındaki ilişkiler daha da gelişecektir.

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Lideri Abbas’ın TOBB liderliğinde gerçekleştirilen ‘Barış İçin Sanayi Projesi’ne verdikleri açık destek, ekonomi temelli ilişkilerin bölge barışına sağlayabileceği katkıları ve Türk iş dünyasının bu süreçte oynayabileceği rolü işaret etmektedir.

Türkiye’nin ABD’ye İhracatı İrtifa Kaybediyor

Türkiye geçtiğimiz yıl toplam 85.5 milyar dolar ihracat gerçekleştirmiştir. Bunun 5.1 milyar doları ABD’ye yapılan ihracattır. Buna göre ABD’ye yapılan ihracatın toplamdaki payı yaklaşık yüzde 6 olarak gerçekleşmiştir. Bu yılın Ocak Eylül verilerine bakıldığında ise Türkiye’nin gerçekleştirdiği toplam 76.2 milyar dolarlık ihracatta ABD’ye yapılan ihracatın payı 3.1 milyar dolardır. Buna göre oransal olarak ABD’ye yapılan ihracatın oranı yüzde 4’e gerilemiştir.

Aşağıdaki tabloda da görüldüğü üzere 2001-2006 yılları arasında Türkiye’nin toplam ihracatı 2.7 katına çıkmışken bu oran ABD’ye yapılan ihracatta sadece 1.6 düzeyindedir.

TÜRKİYE’NİN İHRACATINDA ABD’NİN PAYI

ABD (bl$) Toplam (bl$) Pay (%)
2001 3,1 31,3 9,9
2002 3,4 36,1 9,4
2003 3,7 47,3 7,8
2004 4,8 63,2 7,6
2005 4,9 73,5 6,7
2006 5,1 85,5 5,9

Tekstil ve hazır giyim ihracatı içinde ABD’nin payı, genel ihracattaki payına paraleldir. Buna göre 2006 yılı içinde Türkiye’nin toplam hazır giyim tekstil ihracatının içinde ABD’ye yapılan ihracatın payı 1 milyar dolardır. Bu da yaklaşık yüzde 7 düzeyindedir.

NSB Projesinin Ürdün Ekonomisine Katkısı

Ürdün’de fiili olarak NSB’ler 1998 yılında faaliyete geçti.

Projenin amacı genel olarak hem bölge ülkelerinin kendi aralarında hem de bölge ülkelerinin ABD arasındaki ilişkilerin ekonomi yardımıyla geliştirilmesi olarak kabul edilebilir. Bu doğrultuda, en az yüzde 8 oranında İsrail girdisi kullanılarak Ürdün’deki NSB’lerde üretilmiş ürünler ABD’ye gümrüksüz ihraç edilebiliyor.

NSB’ler sayesinde, 1997 yılında Ürdün’den ABD’ye yapılan ihracat miktarı sadece 15 milyon dolar düzeyinde iken zaman içinde geometrik olarak arttı. 2006 yılı sonunda bu rakam 1.3 milyar dolara yükseldi. 50 binden fazla istihdam oluşturuldu.

NSB Projesinin Mısır Ekonomisine Katkısı

Mısır’da NSB projeleri fiili olarak 2005 yılında başladı.

– Mısır’daki NSB’lerde yüzde 11.7 oranında İsrail girdisi kullanılarak üretilmiş ürünler ABD’ye gümrüksüz ihraç edilebiliyor.

Mısır’ın ABD’ye ihracatı 2004 yılında 1.3 milyar dolar düzeyindeydi. 2006 yılında bu rakam 2.4 milyar dolara yükseldi.

Geçtiğimiz yılsonu itibarıyla Mısır’daki NSB’lerde toplam 270 dolayında şirket faaliyet gösteriyordu. Bu işletmelerin yaklaşık yüzde 80’i tekstil hazır giyim sektöründe faaliyet gösteriyor.

Geçtiğimiz yıl NSB’lerden ABD’ye gerçekleştirilen tekstil ve hazırgiyim ihracatı 700 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu rakamın neredeyse sıfır düzeyinden başladığı dikkate alındığında gelişme çarpıcıdır.

Beyoglu’lu Rum Chris’in bize hatirlattiklari…!!

Degerli Arkadaslar

Cumartesi gecesi ‘Greek flame tavern” Dr. Philips’te yeni yerini acti, Chris rum kokenli Turk vatandasi, simdi cifte vatandas olarak ayni zamanda Amerikan vatandasi , dogma buyume Beyoglu cocugu , beyogluspor’da top oynamis bizden biri… Orada yasama sansini ona vermemisler, ulkesine donen bir cok rum gibi oda cok sevdigi Istanbul’undan ayri kalmis ama bize Cumartesi aksami tum Istanbul mezelerini masaya getirmisti…




Sadece mezeler degil, Istanbul sohbeti, istanbul misafirperverligi, muzikler ile bize cok guzel bir gece yasatti..
Orada neden Istanbul’da olmadigini gecistirmek istedi, o kadar sevdigi sehirden ayri kalmasi onu mutlu etmiyordu, her yil tatillerini Yunanistan’da geciriyordu ama 5 yil sonra emekli oldugunda Istanbula gitmek ve Turkiyeyi dolasmayi arzu ediyor..

Rum, ermeni , yahudi, suryani vatandaslarlarimizi ozel bir sekilde uzaklastirdik, bunlar bizim guzel mozaigimizdi , onlarin yerini doldurmak
mumkun degil, ama eminimki hosgorumuz arttikca mozaik eski halini alacaktir.

Biraz onlarin gunahini cekiyoruz gibi geliyor bana…

Biz Istanbulun eski sahiplerini , Turkiyenin eski sahiplerini , Turk olmaktan onur duyan , rum-yahudi ve ermeni  kokenli azinliklari yasatmadik, Turkce lisanini ogrenip, Turk vatandasiyim ve ben Turkum diye ovunen bu insanlara,vatandaslarimiza saygisizlik yaptik..

Allah bizi cezalandirmak ve onlarin kiymetini daha iyi anlayabilmemiz icin , onlarin yerine sabah aksam ben turk degilim , ben kendi lisanimi konusacagim diyen, giderlerinin % 95 ini batinin odedigi, buna ragmen bayrak, ulke ve vatan dusmanlarini yaratabildik, ustelik bizi arkamizdan vuran bu insanlar gunahsiz gencleride yanlarina alarak yillardir bize etmediklerini birakmiyorlar ama dusunuyorumda buda allahin bir tokadi diyorum, etme bulma dedikleri bu olsa gerek…

Chris’in uzuntusunu iyi anlamak ve ileriye daha dogru bakmak icin gecmise bir yolculuk yapmak istedim..


Sevgi, saygi ve selam ile


Mujdat guler