Duvarlar yikildi , ancak Saydamlik ve gelir adaleti saglanamadi …!

Degerli Arkadaslar


Demokrasi yolunda en onemli adim , 90 yilinda duvarlarin yikilmasi idi.. Kominizmi uygulayan SSCB bir anda dagildi ve demokrasi onundeki en buyuk engel ortadan kalkmis oldu..


Ancak insanlik ve Rusya yonetimleri bu sansi iyi kullanamadi , Rusya gibi buyuk bir devletin imkanlari Liberal ekonomiye dogru gecilemedigi icin , gelir adaleti saglanamadi ve sonucta sistem kendi zenginini uretti…


Dunyada uyusturucu, beyaz kadin ticareti, kacakcilik, yuksek vergi oranlari kayit disi sistemi uretti, birde uretimin arttirilmasi icin saglanan vergi avantajlarini haksiz sekilde kullananlar vergi avantajlari ile istihdam yaratici yatirimlar yapmak yerine bu kaynaklari halki daha fakirlestiren finans sektorlerinde kullanmaya devam ettiler.. 


Yatirimlarin finansmani icin kullanilmasi gereken borsa kaynaklari sebepsiz zenginlesme ile borsa oyunlari ile “Keriz silkeleme operasyonlarina “donusturuldu..


Insanlar icin uretilen ickiler, gece hayatlari , sanal alemlerde insanlari tembellige itip , uretimden uzaklastirdi..


Gelen savaslar , demokrasinin gelisememesi, enerji kaynaklarini ele gecirmek icin halklarin vergilerinin kullanilip , gelen kaynaklarin belli firmalara tahsis edilmesi dunyada gelir adaletini bozdu…


Demokrasi gelismesine , demokrasi var denen ulkelerde bile , Liberal ekonomiye tam olarak gecilemedigi icin denetim saglanamadi ve oralarda bile gelir dagilimi dengeleri son 10 yilda zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak uygulamalara gecildi..


Sonucta insanlar demokrasi sistemin sorgular hale gelmeye basladi, vahsi kapitalizm , kapitalizmi sorgular hale getirdi, gelir adaleti saglamak icin zengine vergi salinmasi gibi bir istek olustuki, bugun ornegin Amerika’da zengine saglanan vergi avantajlari iki gunluk dis ticaret aciginin bile karsiligi degil..


Sonucta insanlar hakli istekler sunup, kesin cozumler uretecek modeller yerine , toplanalim ve zenginleri tedirgin edelim, isteklerimizi siralayalim sekline donusen toplantilar yapmaya basladi..


Verilen tepkiler normalde , istekler normal degil , cozumler zenginin daha fazla vergi vermesinden ziyade , saglanan vergi avantajlari ile istihdama katki yapilip yeni is yerlerinin actirilmasinda, cozum zenginlerden ziyade herkesin elinde..


Servet dusmanligi , kapitalizm dusmanligi , demokrasiyi tehdit ediyor ancak servet’de sokakla barisacak demokrasinin gelisimi ve saydamliga yatirim yapmiyor..


Cozum demokrasileri gelistirmekte, saydamligin saglanip, liberal ekonomiyi gecmede


a. Siyasi partiler gelirleri nedeniyle sermayeye bagimli oldugundan once onlari kurtarmak
b. Meclislerin kalitesini arttirarak , siyaset kurumunun guvenirlilgini yukseltmek
c. Denetim ustundeki tum ulkelerde siyasetcinin hakimiyetini kiracak yasalari cikartmak..
d. Denetimin mali ve yargi ayagina ekonomik bagimsizlik verip ehil olmasini saglamak ..
e. Saydamligin saglanip kayit disi sektorlerle global alanda savas yapmak ..
f. Yasalarla uyusturucu , kadin , silah ve kara para tacirlerine agir cezalar getirmek …


Bunlari saglamadan dunya bugun oldugu gibi Demokrasi adi altinda kayit disinin yonettigi bir dunya olurki, bunun sonu demokrasilerin yavas yavas yerini once sosyal demokrasilere bu ulkelerinde zaman icinde Demokratik diktatorluklere donusme ihtimalleri yuksektir..


Sokaklardaki tepki her ulkede farklidir, ama ortak ozellikleri hepsinde ezilen , sistemden gerektigi payi alamadigini dusunen insanlar sokaklardadir..


Sokaga henuz demokrasi ve saydamlik inememistir, sokaktaki insan pastadan payi alamadigi icin sokaktadir, dunyanin kurtulusu ise, dunya pastasini buyutecek olan demokrasinin ve saydamligin sokaga inmesi ile saglanacaktir… Bu insanlar sokakta, siyasette, ticarette, STK demokrasi ve saydamlik icin mucadele ettikleri muddetce gelir dagilim dengesi saglandigi icin dunyadaki talep artacaktir, bugun dunyada en buyuk sorun tuketecek insanlarin uretilmemesidir.. Butun krizlerin ana sebebi dunya henuz tuketiciye uretim yapacak bilinclenmede degildir.


Amerikali sendikalar ve sistem , insani cine sevketmis , zorluklar dunyanin onemli bir ulkesinde tuketicinin uretilmesini saglamistir.. Cin , Hindistan insanin gelir seviyesi arttikca dunyadaki uretim, finans dengeside yavas yavas yerine oturacaktir..


Duvarlari yikmak , cozumleri getirmedi, cozumler beyinlerdeki duvarlari yikmada..
Sevgi, saygi ve selam ile


Mujdat guler

Turk is hayatinin , dunu, bugunu ve yarini…!

Degerli Gencler..

Turk is hayatinin omru 60 yillik bir donemdir.. Ilk donem

1. Emekleme donemidir, 50-80 arasinda 30 yili buna alabiliriz..

2. Ilerleme donemi 80-2010 ilerleme donemi olarak alabiliriz..

3. G7 ler arasini hedefleyen global lider olma donemi.. 2010 -2040

Simdiki yeni gencligin bunlari asmasi lazim G7 ler icine girmesi gerekir, Eger bu iki donem olmasaydi, bugunler olmazdi, bu donemlerde ulkeye katkida bulunmus tum girisimcileri, siyasetcileri ve burokratlari  takdirle aniyorum, onlar bu alt yapiyi yapmasalardi bugun yuksek hedeflerimiz olamazdi ,  simdi artik hedeflerde siradan isler hedeflenmemelidir, katma degerli islere onem verilmeli, Teknoloji, Biomedical, Nonalogy ve en onemlisi biz artik dunya markalari uretebilecek kafaya gelmemiz gerekir..

Demokrasiyi gelistirmeden, saydamliga gecmeden, kayit disini azaltacak gelismeler olup , yargi bagimsizligi saglanmadan projelerin temeli saglam olmadigi icin farklilik yaratmanin yolu siyasete yakinlikla saglanirsa orada farklilik yaratilmasi zordur..

Yeni nesil bu yuzden oyle is alanlarina girmeliki, orada siyasetcide, yerel yonetimde, devlette senin yaninda olur, hatta kaideleri sen koyarsin, bedava arsa, vergi istisnasini , tesvik sartlarini bile sen ortaya koyabilirsin simdi gelinen farklilik yaratabilecek, katma deger ureten proje uretme devridir.

Tabi bu noktalara gelmek Steve Job hayatini inceledigimizde ne kadar zor oldugunu hepimiz goruyoruz, kolay is yaparak dunyaya gelip olen ismi anilmayan milyarlarca insan var, farkli olmak icin farkli dusunup, farkli seyleri yapip, zincirlerinizi kirmak durumundasiniz…

Yeni projelerde Amerika devletinin katkilari kacinilmaz ona ragmen buyuk iflaslar ve basarisizliklar soz konusu, risk sermayesi, borsanin yeni fikirleri desteklemesi,finans sirketlerinin teminat bankaciligindan proje bankaciligina gecmesi, patent kanunlari, bagimsiz yargi cok onemli, bu donemde yeni fikir olmayan taklit sirketlerde buyumeler olacak, yabancilarda gelip onlari alacaktir, bu hayatin normal akisidir, bunlara pek aldirmamak gerekir, cunku bunlar zaten taklit islerdir, bizim yapmamiz gereken sanayimizin, savunmamizin, dis ticaretimizin , sagligin innovasyonudur, siyasetin , yarginin , denetimin bile innovasyonu sarttir, bizim yapmamiz gereken isler bunlardir, teknolojiyi e-trade gibi algilamak artik demodedir..

Sartlarin zorlugunu dusunmek yerine, sartlarin artik Turkiye, Turk icin cok iyi imkanlar sagladigini dusunup, zirveye cikmalisiniz. Yenilikleri gencler yaratmadan, farklilik yaratip, taklitcilikten kurtulup, siradan isler yapmak yerine, dunya markalari yaratmaya yonelik isleri yapmaya hedeflenip, dunya markalarininda demokrasinin gelistigi, saydamligin oldugu ulkelerden yeserebilecegini bilerek hareket etmeli ve “teknolojinin ” saydamlik ve demokrasi ile daha guzel oldugunu benimsemelidirler…

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

guler1@aol.com

www.novagroupusa.com

Baskilar, sungulerle yaptirilan anayasalar ve bugun gelinen yer…!

Degerli Arkadaslar,

Dunya ilk anayasayi 1776 da yaptiktan 100 yil sonra , “Teskilati esasiye” yi 1876’da yapmaya muaffak olduk..
Sonrasinda  ilki 1921’de , ikinciside cumhuriyetin ilanindan sonra 1924’de ikinci anayasayi yaptik.. 1960 senesine kadar ulke bu anayasa ile yonetilmis , ihtilal sonrasi  onemli hukuk adamlarina verilen bu gorevle , sungu baskilari olmaksizin halki one cikartan modern bir anayasa yapilmasina muaffak olunmustur..

 1982 senesinde yapilan anayasa’da Asker , Demokratik diktatorlugu anayasanin icine yerlestirin, bu ulkeye demokrasi fazla diyerek sungulerle anayasa siparisi vermislerdir. 1982 anayasasi ulkede yargi bagimsizligi yok olup, denetim siyasi iradenin memuru haline gelince, yolsuzluklar tavan yapti, bahcesinde petrol cikan bir yigin insan turedi, ahlak dip yaptikca , teror , dis borc ve gelir dagilimindaki adaletsizler artti..

Sonucta siyasi degisimler yasandi,.. Simdi gelinen yerde Kamu oyunun ileri gelenleri nasil bir anayasa yapilmasi gerektigini , usulu, yapilma modelini cok ama cok iyi biliyor…
 Iktidar partisinin anayasayi komple degistirme arzusu , bilimsel calismalari , ekip olarak daha arzulu olmalari avantaj ancak karsi tarafin getirdigi onerilerede sicak bakmadiklari ve halk bizi secti , cogunluk bizde bizim dedigimiz olur mantigida herkesi korkutmaktadir.. % 95 temsilin oldugu bir meclis var, esit katilimli anayasa uzlasma komisyonu kurulmasi mukemmel ancak bu kurulda % 95 temsilin oldugu yerde , uzlasarak % 75 ile karar alinarak yapilan bir anayasa bu ulkeyi G7 ler arasina tasiyacaktir..

Burada en onemli sorun suradadir, Iktidar partisine 1982 anayasasi buyuk yetkiler vermekte ve yargi, denetim kurumlari , kaynaklar tamamen itkidar partisinin elinde bulunmakta ve denetimi saglayacak olan tum kurumlar mevcut anayasa ile iktidar partisinin memuru gibi calismaktadir..

Simdi iktidar partisi bu yetkilerinden vazgecip  a. Yargi bagimsizligini b. Denetimin bagimsizligini saglayip Insan haklarini bu millete verecek, saydamligi saglayarak , herkesin insanca uretimden pay almasini esit olarak saglamasini kabul edebilecekmi ? Olay burada dugumlenmektedir, padisah yetkilerinden vazgecerek, demokrasiye gecme cesaretini gostermek oyle kolay degildir….!!!

Bu meclisin , iktidar partisinin. ,muhalefetin  onune gelmis bu tarihi firsati yerine getirerek , tarihe gecip , ulkeye demokrasiyi getiren meclis, partiler ve liderler  olarak anilmasini arzu ediyorum..

Gecmise bakarsak anayasa’da yama yaparak o yetkilerden vazgecmek istemeyen 20 yil iktidarda olan partiler ve liderleri  nerede , adlari bile yok oldu ve siyasi mezarlikta yerlerini aldilar, tarih tekerrurden ibarettir… Gecmisten ders almayana halk zaten gereken dersi verecektir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

Arap bahari , Ilimli Islam ve Turkiye !!!

Degerli Arkadaslar,

Gelistirilmis Ortadogu projesi ( BOP ) , bolgede koktendincilerin hakimiyetini kirmak, bu ulkelere once Ilimli islam ile yari demokratik ulkeler haline getirip sonra bu ulkelerde ekonomiyi gelistirmek ve karsilikli ticareti arttirmak hedeflenmisti ..

Amerikan dışişleri ve istihbaratının önde gelen Ortadoğu, Türkiye ve İslam uzmanlarından Graham Fuller’in, 1990′lı yılların ortalarından beri “ılımlı İslam” projesi üzerine çalıştığıni goruyoruz, Ortadoğu’daki anti-amerikan radikal islamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, radikal İslamcı partileri merkeze cekmeyi savunuyordu….!

Müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları ABD’nin stratejik çıkarlarını da hiç ilgilendirmiyecegini , onemli olan bu ülkelerin yada örgütlerin anti-amerikan bir niteliğe sahip olmamasıydi.

Ortadogu’daki Israil politikalari yillarca anti-amerikan politikalarin olusmasini saglamis ve binlerce Amerikan dusmani uretilmistir, Israil bunu yaparken herseyde Amerika benim arkamda , ben ne yapiyorsam onunla birlikte yapiyorum anlayisini ortaya dokmesi , Amerikan ekonomisinin ve ortadogu siyasetinin iflas etmesine sebep olmustur..

Amerika ve Turkiye’nin menfaatleri BOP ayni noktada bulusmaktadir.. Her ikiside koktendinciligin ilerlemesine karsidirlar, her ikiside bolgeye demokrasinin gelmesini istemekte, her ikiside bu bolgede olusacak ekonomik pastadan pay almak istemektedirler..

Ancak bu iki ulkenin bir araya gelerek anlastiklari ortak bir yol bulunmamakta, her ikiside birbirine karsi karanlikta goz kirpmakta, bu bolgelerde gelisen duruma gore farkli politikalar uygulamak durumunda kalmakta, bazende kendi tribunlere oynayan siyasetciler bu ulkelerde siyasi tabanlari nedeniyle tamamen zikzakli politikalar uretmektedir..

Amerika ve Turkiye menfaatleri , statejik ortakliklari boyle bir is birligi yapilmasini gerektiriyor ancak bu ortakligi model ortakliga donusturemez , kamu oyunu, muhalefet partilerini , is adamlarini yanina almadan bu kadar hassas ve bu kadar derin konularda hukumet olarak buyuk hatalar yapabiliriz..

Bize birakilan en buyuk miras olan “Yurta sulh , cihanda sulh” ilkesinden taviz vermeden, dostluk, ticaret ve kardeslik ilkelerinden hic ayrilmadan omurgali olmak durumundayiz….

Bu tarz olaylara ticari olarak bakip, bir koyup uc alma politikalarinda gecmiste nasil ucun birini almissak bu sefer daha dikkatli olup , her olaya balik gibi atlamadan dikkatli hareket etmeliyiz..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat guler

12 Eylul 80’e nasil geldik, neden hala 12 eylulden kurtulamadik…!

12 Eylul’e gelirken siyaset kurumu iflas etmisti, MC hukumetlerinde Erbakan ve Turkes hic degismez , Ecevit ve Demirel ise degisken santrafor’u  oynardi… !!

71’de Demirel’in elinden Basbakanligi Amerika  Yanina Muhsin Batur pasayi alarak , Hashas operasyonunda gunah kecisi olarak Turkiye’yi gostererek gerceklestirdi  …!!

 Ayni Demirel’in elinden 70 lerin ikinci yarisinda  Tusiad 11 milletvekilini Gunes otelinde Demirel’den  transfer ederek , CHP’ye t]hediye etti ,  Ecevit iktidar oldu.. Buda is adaminin para ile organize ettigi bir ihtilal bicimi idi ..

 Is adami bu kisileri transfer ederken siyaset kurumuna benim istemedigim kisi bu ulkede secim kazanarak iktidar olamaz mesajini vermek istemisti..

Bu olay Turkiyede yolsuzlugun tavan yaptigi donemdir, siyasetin- is adaminin  yolsuzluklara koltuk ve menfaat  icin bulastigi donemdir…

Sonra sn, Demirel gene secim kazandi ve iktidar oldu bu seferde 24 ocak kararlari ile koklu bir ekonomik reform yapmak istedi, onu Basbakan gormek istemeyenler Coban sulunun elinden bu seferde Basbakanligi 12 eylul ile askeri-yargici -medyayi alarak gerceklestirip, sendikalari kapattirarak , servetlerine servet katmaya devam ettiler, gelir dagilimi dengesi iste bu yillarda cok bozuldu.

Buraya kadar her sey normal gibi gozukuyordu ve hep oynanan oyun ayni gibi duruyordu.. 61’de yapilan anayasa ile 82′ de yapilan anayasa arasinda cok fark vardi, 61 ne kadar demokrasi ve insan agirlikli bir anayasa ise, 82 anayasasi Diktatorlugu demokrasi adi ile yonetme sanatini iceren kuvvetler ayriligindan uzaklasmis , siyasi partiyi , yargiyi , denetimi tek kisiye baglayan bir anayasa olmasi acisindan ilgincti..

Asker nasilsa catma bir parti kurarim , ulkeyi gul gibi yonetirim derken evdeki hesap carsiya uymadi , bundan sonrasi malum siviller iktidari ele gecirdiler , o anda itibaren bu anayasa oyle sivil diktatorler yarattiki, askerin hic bir sivile yapamadigini bu anayasanin gucu ile siviller askerlere, gazetecilere, emniyetcilere, is adamlarina velhasil 31 yildir bu anayasaya yakin olanlar sadece liderler degil, anayasa ile belli gucu ele gecirmisler, gucu gucu yetene misali onune geleni bir guzel operek 31 yili gecirdiler..

31 yilda yapilanlar bu ulkenin hic bir doneminde yapilmadi..
Devlet bu donemde fakirlestirildi, dun kicinda donu olmayanlar , her masada dansoz gibi oynamayi becerenler , yozlasanlar, omurgasizlar one cikti , yolsuzluklar artti , gelir dagilimindaki dengeler sasti, savcilar, yargiclar , denetim elemanlari ve burokratlardan dolar milyarderi yaratarak tarihe gecen bir millet olduk..

Sonuc yozlasmayi getirdi , biz simdi 31 yildir bu anayasanin bu sistemin yarattigi insanlardan bu yapiyi degistirmeyi bekliyoruz, kendilerini var eden sistemi bu insanlarin degistirmesini beklemek aylakligin ta kendisidir..

82 anayasasi ile sendikalari kapattiran ozel sermaye , danisma meclisine kendi adamlarini koyarak ulkede koltuga oturmus ve halkin sectikleri ile iyi iliskiler kurarak 2002 yilina gelene kadar kendi adamlarinin iktidarda kalmasini saglamistir..

2002’den sonra sartlar degismis bu sefer kendi is adamini , kendi medyasini, kendi yargisini , kendi anayasasini yaratan bir siyasi parti iktidar olmustur..

Adalet ve Kalkinma partisi , Kalkinmayi gerceklestirmis ulkeye bu konuda buyuk bir hizmet vermistir iste o yuzden iki kisiden biri bu partiye oy vermistir, diger % 50 ise partinin diger adi olan “Adalet” kavramini gerceklestirip, gelir adaletini ve yargi adaletini saglamasini bekliyor..

Halkin % 50 oyunu alabilen bu parti, hala bizi 12 eylul anayasasindan kurtaramadigi gibi ulkeye yargi bagimsizligini ,denetimin bagimsizligini, medya bagimsizligi saglamadigi gibi siyasi partilere bagimsizlik vermemis, saydamligi saglayamadigi gibi , gelir dagilimindaki dengeyi  ve yargi adaletini saglayamamis olmasi hala 12 eylulu getiren yapidan uzaklasmadigimizi gostermektir.. Ozetle

12 eylule gelinen yapidan henuz kurtulamadik, ayni tas, ayni hamam yasiyoruz, Demokrasiyi gelistirip , liberal ekonominin en onemli halkasi olan once serbest birakip sonra denetleyemedigimiz takdirde 12 eylulden kurtulmamiz, gelir adaletini , yargi adaletini, ve demokrasiyi gelistirmemiz mumkun degil..

Musteri olan halkin demokrasi gibi iyi bir urunu bilip , dogru urunu istemedigi takdirde 12 eylullerden kurtulmamiz mumkun olamiyacaktir..

Sevgi, saygi ve selam ile

Mujdat Guler

Turkiye kuresel enerji piyasasinda yerini alabilir !!

Merkezi Londra’daki Küresel Kaynaklar Grubu Başkanı, uluslararası enerji uzmanı, ekonomist Mehmet Öğütçü, Türkiye’ye “2023 Enerji Yol Haritası ve Eylem Programı” hazırlamasını önererek, “Şuna kuvvetle inanıyorum ki, yeni şekillenmekte olan dünya düzeninde bulunduğu coğrafya, çevresindeki enerji arz zengini ülkeler ve 1 trilyon dolara yaklaşan GSMH’si dikkate alınırsa Türkiye enerjideki küresel ‘müesses nizam’ın yönetim kuruluna rahatlıkla girebilir” diye konuştu.Öğütçü, mevcut konjonktürde arz-talep dengesindeki istikrar nedeniyle petrol fiyatlarında ciddi bir yükseliş beklemediğini, doğal gazın ise “altın çağı”nı yaşadığı yönünde görüşün enerji piyasasına egemen olduğunu belirterek, “Petrolde bir arz sıkıntısı görünmüyor. Özellikle de önümüzdeki donemde Libya’nın piyasalara tamamen dönüşü 1.5 milyon varillik kaybı tekrar yerine oturtacak. Ancak bu geçici duruma aldanmamak lazım. Doğu Asya ve Batili Avrupa ekonomileri yeniden toparlanmaya geçerse, sınırlı kaynaklar nedeniyle denge arz aleyhine bozulacağı için 2012 sonundan başlayarak petrol fiyatları yeniden yükselme eğilimine girebilir” dedi.

DOĞAL GAZ GÜVENLİĞİ PETROLDEN DAHA ÖNEMLİ

Öğütçü, “Türkiye, aslında petrolden ziyade doğal gaz arz güvenliğine ve fiyatına ağırlık vermeli. Elektrik santrallerinin yarıdan fazlası doğal gaz ile çalışıyor ve her geçen yıl daha fazla gaz gerekecek. Bu nedenle, gazda arz güvenliğimizin güvenilir kaynaklardan, uygun fiyatlarda sağlanması sürdürülebilir büyüme bakımından çok önemli. Bu alanda tümüyle dışa bağımlıyız. Bu yıl sonunda toplam enerji ithal faturamız 50 milyar doları aşabilir” dedi.

Yurtdışında ve içinde enerji dünyasının önde gelen isimlerinden birisi olarak kabul edilen Mehmet Öğütçü, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmaları, dünya çapında ulusal enerji “şampiyonu” yaratılmasını, Nabucco’nun geleceğini, jeopolitik kaymaları ve Türkiye’nin 2023 enerji vizyonunu ANKA’ya değerlendirdi. Daha önce Türk diplomatı, Uluslararası Enerji Ajansı yöneticisi, OECD Küresel Forumu Başkanı olarak da görev yapan Öğütçü geçtiğimiz aylarda Türk hükümeti tarafından dünyanın en büyük enerji teşkilatı olan Uluslararası Enerji Forumu’nun genel sekreterliğine aday gösterilmişti. Londra’da çokuluslu büyük bir enerji firmasının üst düzey yöneticiliğini yapan Öğütçü, yurtdışında ve içinde enerji dünyasının önde gelen isimlerinden bir olarak kabul ediliyor. Son kitabı, “2023 Türkiye Yol Haritası” ile hükümet ve iş dünyasının liderlerine geleceğe dönük vizyonunu sundu.

PETROL 70 DOLARIN ALTINA İNMEZ

Mehmet Öğütçü, petrol fiyatlarının izlemekte olduğu seyir konusunda “Yıl sonuna kadar büyük bir fiyat oynaması beklenmiyor. Varil başına Brent fiyatı halihazırda 114, WTI fiyatı ise 88 dolar civarında. Avrupa ve ABD fiyatları arasında 26 dolarlık bir makas var. Finansal piyasalardaki kriz derinleşip ekonomik gerilemeye dönüşürse petrol fiyatları da talep daralması nedeniyle, biraz daha düşebilir, ama 70-75 doların altına inmesi de bu yüksek maliyet ortamında o fiyatta kimse üretime yatırım yapmak istemeyeceği için eşyanın tabiatına aykırıdır. Şu anda piyasada petrol arzı sıkıntısı yok. Suudi Arabistan yedek kapasitesini kullanarak petrol üretimini arttırıyor. IEA üyesi ülkeler stratejik rezerv olarak tuttukları stokları piyasaya sürüyorlar. Libya’da rejim değişikliği sonrasında piyasalara süratle dönecek. Spekülatörlerin müdahalesine rağmen fiyatta hala yukarı doğru ciddi kımıldama görülmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Öğütçü, petrol piyasasında oluşan mevcut görünüme aldanmamak gerektiğini belirterek, “Azalan enerji yatırımları yılbaşından itibaren etkisini göstermeye başlayabilir. Özellikle de stratejik stokların eridiği bir dönemde 2012 ilkbaharından başlayarak ekonomilerin yeniden canlanması ile birlikte petrol arzının yetersiz kalması ve fiyatların yeniden yükselişe geçmesi şaşırtıcı olmayabilir. Orta ve uzun vadede şu sıralar ciddi hareketlilik göstermeyen Çin, Hindistan ve Brezilya talep artış bayrağını önde taşımaya devam edecekler. Neticede, yıl sonuna kadar beklenmedik doğal ya da siyasi bir kriz çıkmazsa, fiyatların mevcut düzeyini koruyacağını düşünüyorum. Libya da rejim değişikliği sonrasında piyasalara süratle dönecek” dedi.

DOĞAL GAZ ALTIN ÇAĞINA GİRMİŞ GÖRÜNÜYOR

Enerjinin ikinci önemli kaynağını oluşturan doğal gaz sektörünün kritik önemine de dikkat çeken Öğütçü şu bilgileri verdi:

“Doğal gaz eskiden geçiş sürecinin yakıtı olarak görülürdü. Bu değişti. IEA’ye bakılırsa doğalgaz ‘altın çağına’ girdi ve dünya enerji denkleminin değişmez unsuru haline geliyor. Özellikle Kuzey Amerika’daki shale gaz devrimi, LNG’nin bollaşması, nükleer rönesansın darbe yemesi, yenilenebilir enerjinin ağır sübvansiyon gereksinimi nedeniyle şimdilik geri plana itilmesi, temiz yakıt olarak bilinen doğal gazın yıldızını daha da parlatıyor. Hala büyük ölçüde petrol fiyatlarına endeksli ama tedricen kendi fiyatlama mekanizmasını kuracak. Ham petrol fiyatlarının bu düzeyde devam etmesi halinde gaz alım fiyatlarına da yansıyabilir ve bir iyileşme söz konusu olabilir. Ancak döviz kurunun artması indirim ihtimalini zora sokuyor.”

DOĞAL GAZ PETROLDEN DAHA FAZLA DİKKAT İSTİYOR

Doğal gaza petrolden daha fazla dikkat gerektiğini vurgulayan Öğütçü, “Zira göbeğimizden bağlıyız ithalata. Elektrik üretiminde doğal gazın payı yüzde 50’yi geçti. Kışa girerken hanelerde kullanılan gaz tüketiminin de artması bekleniyor. 2014’den itibaren bazı sözleşmeler sona eriyor. Hızla artan gaz talebi yeni kaynaklar arayışını da hızlandırmalı. Gaz arz güvenliği enerji gündeminin en önemli konularından birisi. Azerbaycan, İran gazına Türkmenistan ve Irak Kürdistanı’nın gazı da ilave edilirse, LNG ile birlikte, gaz portföyümüz önemli ölçüde çeşitlenecek. Ve Gazprom nezdinde müzakere yeteneğimiz elimizi güçlenecektir” dedi.

SADECE ENERJİ İTHAL FATURASI BU YIL 50 MİLYAR DOLARI BULUR

Türkiye’nin enerji stratejisinin oturması gereken sacayaklarına da dikkat çeken Öğütçü bu konuda şunları söyledi:

“Enerji, ekonomimizin atardamarı. Onsuz çarklar dönmüyor ve halihazırda dışa bağımlılığımız son derece yüksek düzeylerde; petrolde yüzde 92, doğalgazda yüzde 98 dışa bağımlıyız. Dolayısıyla, uluslararası piyasalardaki enerji fiyat dalgalanmaları anında yansıyor ülke ekonomisine. Sadece enerji ithalat faturası bu yılın sonuna kadar enerji ithalat faturası 50 milyar doları bulacak gibi. Daha uzun yıllar enerjide kendi kendine yeterlilik kazanmamız mümkün değil.Bu nedenle hem ülke içindeki yerel enerji kaynaklarını hem de dış kaynakları dikkate alan, dünyadaki mevcut ve gelecek enerji dinamiklerini de göz ardı etmeyen sağlam bir uzun vadeli enerji politikası inşasına ihtiyacımız var. Beş sacayağı üzerine oturacak bir politika arz güvenliği temini, enerji verimliliğinin arttırılması, yeni enerji teknolojilerine yatırım, iklim değişimi ve çevreye hassasiyet ve enerji projelerine maliyeti dünya ortalamasını geçmeyecek finansman imkanı sağlanmasını içermeli.”

NABUCCO 10 YILDIR GÖSTERİMDE, AMA SIKINTILARI VAR

Türkiye’nin enerji koridorundaki konumu açısından büyük önem taşıyan ve akıbeti konusunda tartışmaların sürdüğü Nabucco projesine de değinen Öğütçü, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Nabucco, biliyorsunuz, AB’nin desteklediği üç ayrı Güney Enerji Koridorundan birisi. 31 milyar metreküplük kapasitesi ile en büyüğü ve bağımsız ihracat boru hattı inşası gerektirmesi nedeniyle de en pahalısı. En önemli sıkıntısı da neredeyse 10 yıldır gösterimde olmasına rağmen hala ona özel olarak tahsis edilmiş gaz arzının olmaması, maliyetinin yüksekliği ve ortakları arasında tam görüş birliği sağlanamaması olarak açıklanabilir. Ekim ayında Azerbaycan’da Şah Deniz-II gazının en iyi teklifi veren projeye satılması söz konusu. Sonra da bu gazın uygun transit düzenlemelerle Türkiye üzerinden Güneydoğu Avrupa’ya ulaştırılması gündeme gelecek.”

Mehmet Öğütçü, Nabucco’nun gerçekten Türkiye’nin menfaatlerine hizmet edip etmediği konusunun çok iyi değerlendirilmesi gereğine işaret ederek, “Burada ilk sorulması gereken konu, Türkiye’nin giderek yükselmekte olan kendi doğal gaz gereksiniminin bir kısmının bu hat üzerinden sağlanması mı, yoksa AB’nin gaz ikmal güvenliği kaygıları mı öne geçecek sorusudur. İkinci konu, transit geçecek gazın ülke ekonomisine net katkısı ne olacak, bırakacağı geçiş tarifesi ve varsa sağlayacağı siyasi yarar ürkütülen kurbağaya değecek mi, sorusudur. Bu sorulara inandırıcı yanıtlar gerekiyor” dedi.

NABUCCO BİR GÜN TAMAMLANIR MI?

Nabucco projesinin hızı konusunda da değerlendirmeler yapan Öğütçü şunları söyledi:

“Önümüzdeki Ekim ayında dananın kuyruğunun kopması bekleniyor. Nabucco dışındaki diğer iki Güney Enerji Koridoru projesi: ITGI ve TAP. Benim tahminim bu rekabet eden üç projeden en mütevazi olanı 8 milyar metreküp taşıyacak olan ITGI. 10 milyar kapasiteli TAP da realistik görünüyor. Arz sorununu bir turlu çözemeyen Nabucco ise 15 milyar Euro’luk bağımsız boru hattı. İnşa faturası ve 31 milyar metreküp arz gereksinimi ile bu aşamada pek cazip gelmiyor. Özellikle de projenin finansını üstlenecek kurumlara. Gazprom’un Avrupa pazarındaki tekelini kırmaya hizmet edecek alternatif bir güzergahı Moskova’nın eli kolu bağlı seyretmeyeceği de aşikar.”

TPAO YENİDEN YAPILANDIRILMALI

Enerji uzmanı Öğütçü, Türkiye’nin kendi enerji şampiyonlarını yaratması gerektiği görüsünü yineleyerek TPAO’nun yeniden yapılandırılması gereği üzerinde şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye kaynaklı ve uluslararası rekabet gücüne sahip bölgesel enerji devleri yaratacak adımları artık gecikmeksizin atmalıyız. Bu çerçevede, öncelikle çok köklü bir kuruluş olan TPAO’yu yeni bir kurumsal kimlik altında THY ve uluslararası başarılı modellere uygun şekilde yeniden yapılandırmak gerekiyor. Petrobras, Petronas, PetroChina, SOCAR, ENI, Aramco gibi nispeten başarılı ulusal/uluslararası petrol ve doğal gaz şirketlerinin uygulamalarını iyi incelemek şart. Hedef, hem 2023’e kadar ülkemizin petrol ve doğal gaz ikmal güvenliğini mümkün olduğunca yerel ve çevremizdeki kaynaklardan temin etmek, aynı zamanda yurtiçi ve yurtdışı karlı enerji yatırımlarını, ticaretini üstlenmeyi hedefleyen güçlü ulusal ‘enerji şampiyonları’ yaratmak. Başta TPAO olmak üzere onları önümüzdeki on yıldan önce bölgesel, daha sonra önde gelen küresel enerji devlerine dönüştürmeyi hedeflemeliyiz. Dünya Bankası, IEA ve Avrupa Birliği bize bu konularda bazı yararlı tavsiyeler sunuyor, ama sonuçta enerji tüm dünyada stratejik bir sektör ve bu konuda son sözü biz söylemeliyiz. Uluslararası şirketler gibi çalışacak, buna göre yapılandırılmış, finansman modeli, insan sermayesi sorunu çözümlenmiş, oturtulmuş ama devletin stratejik ağırlığını hiçbir zaman kaybetmeyeceği bir yeni tasarıma acilen ihtiyaç var. Özel sektörün dinamizmini de arkamıza alacak şekilde. Tek başına TPAO’yu enerji şampiyonu yapmak yetmez. BOTAŞ’ın özellikle boru hattı varlıkları ile TPAO’nun doğal gaz ve petrol üretimi arasındaki ilintiyi iyi kurmak ve dikey entegrasyonu sağlamak da çok önemli. Böylece, TPAO ve BOTAS hem ülkenin bölge diplomasisindeki en önemli güç araçları arasında yer alır, hem ulke ekonomisine ciddi katkı sağlar, hem de küresel enerji oyuncuları arasına girmemize zemin hazırlarlar. Aynı şey elektrikte de söz konusu.”

UZUN VADELİ MANZARA NASIL OLMALI?

Öğütçü, enerji projelerine dünya ortalamalarına yakın finansman imkanları sunmak, bölgede petrol ve doğal gaz varlıkları satın almak amacıyla başlangıçta yerli ve yabancı kaynaklardan oluşacak 30 milyar Euro’luk “Türkiye Enerji Yatırım Fonu” oluşturulmasını gereğine işaret etti. Öğütçü, “Hükümetin 2023 vizyonu çerçevesinde baktığınızda enerjide uzun vadeli manzara nasıl olmalı” sorusuna da şu karşılığı verdi:

“Şayet Türkiye 12 yıl sonraki hedeflerine ulaşmada ciddiysek tüm diğer sektörlerin de itici motoru olan enerjiye özel bir önem atfetmek zorundayız. Enerjide bugün atılacak adımlar, yapılacak yatırımlar semeresini en erken 10 yıl sonra veriyor. Enerji arzını arttıracak, verimliliği iyileştirecek, temiz enerji ekonomisine geçişi sağlayacak, yeni enerji teknolojilerine kaynak akıtacak, yurtdışında enerji üretimini teşvik edecek, dünya çapında rekabet gücüne sahip kendi ulusal enerji şampiyonlarını yaratacak, jeopolitik dinamikleri de ihmal etmeyecek politikaları gecikmeksizin yürürlüğe koymak, etkili şekilde onların icrasını takip etmek zorundayız. Siyasi iradenin en yüksek düzeyde bu vizyona ve onun uygulanma mekanizmalarına sahip çıkması, yönetime gereken desteği ve kaynakları tahsis etmesi elzemdir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, 2023 vizyonu ve onun uygulanması tek başına hükümetin altından kalkabileceği bir çaba değil.”
Mehmet Ogutcu